şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • 4 ay önce başvurduk, eşim ve iki kızımla birlikte maaile tıbbi raporlar, psikiyatrla görüşmeler, eve uzman ziyaretleri, mülakatlar vs. derken sona geldik. geçen hafta bizi aradılar ve "aradığınız nitelikte (0-3 yaş kız çocuğu olsun istemiştik) bir bebeğimiz var, görmek isterseniz gelin" dediler.

    gittik, 4 aylık dünya güzeli bir bebekle karşılaştık. onbeş günlük alışma ziyaretlerinin sonuna yaklaştık. her ziyarette daha fazla bağlandığımız yavrumuza bir kaç gün sonra kavuşacağız.

    bunun tarifi tanımı olmaz, olmuyor; yaşamak lazımmış hakkaten.

    evet büyük sorumluluk istiyor, çok ciddi bir psikolojik hazırlık gerektiriyor. ancak bunları hallettiğinizde dünyanın en büyük güzelliğini yaşıyorsunuz.

    tavsiye eder miyim? deli misin, hem de ne!!!

    gönüllülük vs diye kafa ütüleyen, tatava yapan tiplere inat bir hamle yapıyorsunuz ve hem bir yavrunun hem de kendinizin hayatına bambaşka bir güzellik katıyorsunuz.

    gidince yurtlardaki benzer çocukların halini görme imkanınız oluyor. evet, devlet bu çocuklara çok önem veriyor, çok güzel imkanlar sağlıyor ama şefkat denen, aile saadeti denen o büyük ihtiyacı karşılayamıyor.

    deniz yıldızlarını kurtarma hikayesini bilirsiniz. bu iş, o iş işte.

    detaylı bilgi isteyen baksın: http://www.koruyucuaile.gov.tr/tr

    ekleme: evet, yavrumuza kavuştuk. 20 gün geçti ve o artık bizim bebeğimiz. şu anda evde bebek mırıltıları ve sesleri yankılanıyor ve evin her tarafı ve kıyafetlerimiz bebek kokuyor. yani, artık evimiz bir başka güzel. dünyanın en güzel evi desem yeridir.

    herkes ne büyük sevaba girdiğimizi filan söyleyip iltifatlar ediyor ama kimin umurunda... bana ne ya, ben bonus için yapmıyorum ki bunu. aman sevap, yaman sevap diyenlerden anında soğuyorum*.

    insanlık için bir güzellik yapmak bu, bir insanın hayatını olumlu yönde değiştirmek... ömür gelmiş geçiyor, dünyayı kurtaramıyoruz, memleketi de kurtaramadık, bari bir yavrucağı kurtaralım derdi bu...

    yavrucak deyip de dışlamayayım şimdi. o bizim canımız, kuzumuz, yavrumuz, gözümüzün bebeği.

    ailesi onu devlet korumasına iten şartları düzelince bizden geri alabilirmiş. şimdiden bunu düşünemem doğrusu, varsın olsun. hatta inşallah olsun ve biyolojik ailesine dönsün isterim.

    ama gönlümün bir yanı da diyor ki... neyse...

    sonuç olarak bu koruyucu aile mevzuu ailemizi* çok mutlu etti. yapandan edenden allah razı olsun.

    her şey güllük gülistanlık değil tabii ki editi:

    hem yavrucakları hem de aileleri mutlu ediyor tamam da, bu sistem bu kadar mükemmel mi? yani işleyişte filan arızalar yok mu?

    olmaz mı... hem de iki önemli arıza. biri sistemde biri de uygulayanlarda.

    sistem:

    1. aile ve sosyal polikalar bakanlığı bu işi kurgularken bazı noktaları oturtamadı görebildiğim kadarıyla. bir defa, bu işe gönül verenler neresinden bakarsan bak, dünyanın en fedakar insanlarıdır. onlar böyle olduğu için bütün bürokrasiyi bunların önüne sermen gerekmez mi?

    en başta tam teşekküllü hastaneden sağlık kurulu raporu almak gerekiyor. tamam çok güzel. peki sağlık bakanlığıyla bir protokol yapılsa da belli bazı hastanelerin belli birimlerinde sırf bu insanların işlerini tıkır tıkır ve "ücretsiz" bir şekilde ve en kısa sürede yapmaları sağlansa olmaz mı? çalışan insanlarız, izin almak sorun; çocuklar okuyor, bir kaç gün derslerinden oluyorlar bunun için. hem ayrıca, niye bunun için para veriyorum (4 kişi için yaklaşık 300 tl)? çok mu zor yani bunları çözmek? hiç sanmam.

    2. personel sayısının azlığı da bu sistemin önemli bir sorunu. ankara il müdürlüğünde bu işe bakan personel sayısı (görebildiğim kadarıyla) üç. bu üç kişiden hem evrak işlerini yürütüp hem de saha ziyaretlerini beklemek fazlaca hayalcilik bence.

    3. ilgili personel aileleri evlerinde ziyaret etmek zorundalar. bu ziyaretlerin, ilk başvuru ve çocuk teslimi sonrasında yapılanlarında aile fertlerininin tamamının evde olması isteniyor. buna da tamam. lakin bunu akşamları veya haftasonları yapamaz mısınız? hayır efendim hafta içi mesai saatlerinde olmak zorunda. niye? ziyarete gelecek personel devlet memuru.

    iyi de bunun yüzünden hem ben işyerinden iki kez daha izin almak zorunda kaldım, hem de çocuklar iki gün daha derslerinden geri kaldılar.

    tamam kardeşim anladık personel sayınız az, memur arkadaşları da zorlamayalım; ancak olur olmaz bir sürü şey için outsource yöntemiyle hizmet alan devlet, bunun için de dışarıdan hizmet alamaz mı? bence hiçbir mahzuru yok. bu işi memur titizliğinde, hatta daha iyi yapabilecek bir çok firma ve sivil toplum kuruluşu var piyasada, farkına varın bunun artık.

    4. daha önce dediğim gibi, bürokrasiyi bu aileler için neredeyse sıfıra indirgemek gerekirken, başvuru, ilgili çocuk için dilekçe yazıp imzalama, sözleşme imzalama gibi işlemler için mutlaka aile ve sosyal politikalar il müdürlüğüne eşimle birlikte gitmem gerekti. gidip asker gibi tekmil vereceğiz illa öyle mi? kardeşim, deli etmeyin adamı, hangi çağda yaşıyoruz ya? her şeyin elektronik ortamda yürütüldüğü bu devirde bir tek imza atmak için ankara'nın bir ucundan karı koca kalkıp ulus-anafartalar caddesindeki il müdürlüğüne gitmek zorunda kalıyoruz. eşime belli etmemeye çalıştım ama lanet olsun sizin yaptığınız işe diye çok isyan ettiğim oldu, gene de yuttum, sustum...

    5. insan kaynağı: ülkemizdeki her alanda olduğu gibi burada da kompleksli, dediğim dedikçi, en doğruyu ben bilirimci, kamu gücünü kendisine işi düşen aileler üzerinde uygulamaya kalkan memurlar bu sistemin en önemli arızası. bunu ise nasıl düzeltirler bilmem. eğitimle filan herhalde...

    ama bütün bunlara rağmen değdi mi? değmez mi! yukarıda detaylı olarak yazdım zaten.

    fakat buradan bakanlık yetkililerine sesleniyorum. içinizdeki paralelcileri temizleme operasyonlarınız, çalkantılarınız filan artık dinsin de şu işlere bir el atıverin sevabına.

    -----------------------------

    bugün kızımız, kuzumuz 2 yaşına girdi. 1 yıl 6 aydır bizimle yaşıyor. bebeklikten çıktı artık. evimizin neşesi, dışarıdan bir an önce eve dönme telaşımızın, arzumuzun baş aktörü, canımız.

    bu kadar bağlanmalı mıydık bilmiyorum. ama başka türlü olmadı, olamazdı. babacığım diyor en şirin haliyle. nasıl bağlanmazsın... her şeyi konuşur oldu en komik haliyle. kullanmaya başladığı her kelimesi ayrı bir olay evde. hangimiz yeni bir kelime duysak diğerleriyle paylaşıp gülüyoruz. yaşadığı her yeni gelişme bizim için sıra dışı.

    ilk iki kızımdan hiçbir farkı yok.

    bu saatten sonra biyolojik ailesi toparlanıp (pek sanmıyorum ama) hadi alıyoruz çocuğumuzu dese, dünya başımıza yıkılır sanırım.

    neyse, şimdilik bu kadar.

    ----------------------

    evimize gelişinin üçüncü yılı ve üç buçukuncu yaş eklemesi:

    hala bizde çok şükür. anne babasından hala ses yok. bir tane ablası var 12 yaşında filan, ki o da başka bir ailenin yanında.

    il müdürlüğü nezaretinde onunla iki kez buluştular. daha sık biraraya getirmek istiyoruz ama müdürlük bunu yapamadı, yapamıyor nedense. her ne kadar diğer aile ile telefonlarımızı aldık, istediğimiz zaman buluşma imkanımız olsa da bunu hem biz hem de karşı aile müdürlük inisiyatifi dışında yapmak istemiyoruz. ama sürekli telefon görüşmesi yaptırıyoruz. ablasını evimizin bir parçasıymış gibi ev içinde sürekli zikrediyoruz. o da artık ablasını kabullendi; sürekli oyunlarına, hikayelerine onu da dahil ediyor yavrum.

    ne durumdayız? e üç yıl oldu artık... nasıl canımızın bir parçası haline geldiğini anlatmama gerek yok.

    ama çok yaramaz :)) daha önce iki tane kız yetiştirdik birader, akıllı uysal çocuklardı onlar. bunu da öyle olur sandık, hatta bir oğlan çocuğu almak istemeyişimizin sebebi, kız çocuğu konusunda tecrübeli oluşumuzdu güya. büyük konuşmuşuz ve büyük halt etmişiz abi.

    (şu an kendisi tepemdeyken yazıyorum bunları) bu öyle bir yaramaz ki, "ele avuca sığmaz" lafı hafif kalır bunun yanında. yaramazların baş komutanı, afacanların bayrak sallayanı... yaramazlık, kırıcı-dökücülük alanlarında tam bir bordo bereli.

    öyle bir ev ortamı düşünün ki, koca koca dört yetişkin, evin içinde 100 santimlik bir canavarın sürekli peşinde koşuyor. abartmıyorum, on saniyelik bir sessizlik veya tek başına bir odaya girmesi filan bilin ki bir yaramazlığın habercisi.

    bugün eşimle gittikleri bir ev ziyaretinde, kaşla göz arasında yatak odasına dalıp ev sahibesinin makyaj malzemelerinin tozunu attırmış mesela...

    yok yok şey yapmayın, çocuk yetiştirme konusunda fena değiliz aslında; sürekli uzmanları takip eden bir aileyiz, eşimin bu konuda yıllardır okuduğu kitaplardan müstakil bir kütüphane oluşur.

    tabii onun böyle olması bizim ona olan sevgimize şu kadarcık olsun halel getirmiyor. o bizim canımız, kuzumuz.

    bir yandan da şirin mi şirin eşşek sıpası. dünyanın en güzel, en tatlı çocuğu. bu iki özellik bunda bir araya gelmiş.

    eşimle aramızda konuşuyoruz; bu çocuk bu kadar yaramaz olmasaydı, onu sevgimizle boğar, bir yerlerini ısıra kopara öldürürdük herhalde, o derece yani :)

    ekleme sonu... koruyucu aile olmak muhteşem bir şey. üç yılın sonunda yine aynı şiddette öneriyorum. hatta daha derin duygularla öneriyorum. olun kardeşim, koruyucu aile olun. türkiye genelinde 15 bin civarında çocuk var yurtlarda aile bekleyen. sağını solunu düşünmeyin, bodoslama girin. yeter artık beklemeyin daha fazla. bekletmeyin daha fazla...

    gelen bir çok edit talebi içeren mesaja cevaben yazdım bunları. hepsine ve herkese selamlar.

    ..............
    son edit:

    bitti

    ama ben gene de bu sistemin yararına inanıyorum. gene olsun gene yaparım.
36 entry daha