şükela:  tümü | bugün
300 entry daha
  • uzun süredir birkaç sevdiğim belli başlı grubun kritiğini yapmayı düşünüyordum. gel gelelim gerek üşengeçlikten, gerek ekşi'yi eskisi kadar sevmediğimden, gerek "kim takacak" gibi düşüncelerden dolayı epey uzunca süre erteledim. şimdi bu yazıları en başta kendim için, sonra da görüp okumak isteyen 2-3 kişi çıkarsa onlar için yazacağım.

    göthenburg'un havasında suyunda garip bir şeyler olan billdal kasabasından çıkan 3 devden *** biri olan in flames, benim de kendi önemsiz değerlendirmemde dünyanın 3 numaralı grubu olarak seçtiğim isveç death metali topluluğudur. 1990 yılında çıkıp günümüze kadar birçok övgüye ve yergiye konu olmuştur. eleştiriyi yaparken onları ara sıra dark tranquillity ile karşılaştırdım, abi-kardeş ilişkisi olan bu ikisi için çok yersiz değil. albüm albüm analiz etmek gerekirse:

    lunar strain: ilk ve vokalinin mikael stanne tarafından yapıldığı albüm. in flames tarzı diyebileceğimiz şeye epey uzak olan, hiç amatörce demiyorum ama henüz pişmemiş bir yapıt. black metal ağırlığının hissedilmesinin yanında bir elf abla tarafından söylenen yumuşak bir şarkıya da sahip. favorilerim bu sözü edilen hargalaten, ve everlostlar. yakın arkadaşları olan dark tranquillty aynı dönemlerde aynı şekilde ilk ve yakın tarzda skydancer albümünü icra ederken, o müthiş albümün yanında zayıf kaldığı söylenebilir bunun.

    the jester race: in flames grafiğinin yukarı doğru patlama noktası. lunar strain'den sonra manyakça bir çıkış. grubun şimdiki haline burun kıvıran eski hayranları için en iyi ve "in flames kişilikli" albümlerden biri. melodic death metal'in kitabının hunharca yazıldığı dönemlerde, dt'den the gallery, kendilerinden whoracle ve at the gates'den sloughter of the soul ile birlikte bu kitapta en çok sayfası olan dördüncü eser. çok sayıda favori şarkım olan bu albümden örnek gösterebileceğim şarkı seçmeye çalıştım demin ama listede yukarıdan aşağı doğru inerek bakarken bundan vazgeçtim, baştan sona kötü şarkı yok. ayrı sayfalar açmak gerekirse, moonshield belki de adamların başyapıtı. december flower'ın mükemmel solosunun da fredrik johansson tarafından atılmış olduğunu ekleyelim.

    whoracle: üzerine bir bardak soğuk bira içiniz. söylenecek başka çok fazla şeyin olmadığı bu albüm için, melodic death metal'in gallery ile birlikte doruk noktası ve in flames grafiğinin tepe noktası denebilir. benim de gelmiş geçmiş tüm metal albümleri sıralamamda 1. sırada olan yapıtta bende ayrı yeri olmayan tek şarkı depeche mode coverları olan everything counts. bunun dışında her biri tek tek şaheser. jester script transfigured, the hive, episode 666 ve jotun belki birincilik için yarışabilirler.

    bu noktadan sonra ayrı bir paragrafta fayda var. in flames için artık sağır sultanın duyduğu "bozdular" klişesi yaratılmış olabilir. linkin flames, korn flames gibi laflar türemiş olabilir. bu tip eleştirilere en iyi cevabı veren belki de dark tranquillity gitaristi niklas sundin. "gallery albümünden sonra tarzınızın değiştiğini söylüyorlar" sözüne verdiği cevabı hatırlayın: "ne yapacaktık, gallery 1, gallery 2, gallery 3 diye mi devam edecektik?" der. in flames için de aynısı geçerli. ha bunun dışında, tamam değiştirsin tarzını ama biraz değişmekle linkin park'a dönmek arasında fark var diyenler de olabilir. merak etmeyin, linkin park'a dönmek gibi bir şey yok. bu bence beklentinin çok yüksek olup, iş olmayınca da fazla kızıp eleştiriyi abartmakla ilgili bir şey.

    colony: çok güzel bir albüm. melodik olmayan hiçbir şey yok. in flames için isveç death metalinin "tam gaz" denemese de güzelce devamı. coerced coexistence, zombie inc, embody the invisible gibi çok güzel şarkılar var. en birinci favorimse ordinary story. bir akustik gitar tatlılığı olan enstrumental pallar anders visa'yı da belirtmeden geçersek ayıp olur.

    clayman: güzel bir albüm daha. tamamen colony ile birlikte değerlendirilebilir, biri birinin devamıdır. tarz olarak göze çarpar bir değişiklik yoktur. harf içeriği bakımından isimlerinin bile benzemesinden mi bilinmez, benim için aynı gibi bir şeydirler. satellites and astronauts, another day in quicksand, pinball map ve only for the weak favori şarkılarım. only for the weak zaten in flames hayranlarının kilit şarkılarından biri, grubun bir numaralı hit parçası olabilir. coverlamayan amatör death metal grubunu dövüyorlarmış.

    reroute to remain: birçok kişi için "çatırdamaya başlama" noktası olduğu söylenen yer. önceki albümlerine nazaran isveç death metali dinleyicisinin dışında çok daha geniş bir kitleye hitap edebilecek bir yapıda olduğu doğru. ki abd pazarındaki en başarılı albümlerinden biridir bu in flames'in. biraz daha "genel" güzellikte bir yapım. dark signs, minus, cloud connected ve trigger en sevdiğim şarkılardan. trigger'ın lisedeyken metalle flörtüm esnasındaki ilk şarkılardan biri olması sebebiyle bendeki yeri de ayrıdır.

    soundtrack to your escape: millet çöküş ağıtları yakmaya tam gaz devam ededursun, bu benim için whoracle sonrasındaki en iyi albümlerinden biri. clayman-colony ikizleriyle daha çok benzerlik gösterir (onlardan bile çok severim), reroute to remain bunların içinde biraz daha alakasızdır, köprü gibidir. the quiet place, my sweet shadow, evil in a closet, in search for ı gibi müthiş şarkılar birbirini izler. buradaki en sevdiğim şarkıysa borders and shading. dünyada çok nadir bunun kadar gaz bir şarkı örneği verebilirim.

    come clarity: stye ile benzediğini söyleyenler de vardır, en iyi albümleri diyen de vardır, en kötü diyen de vardır. bir garip albüm. ama bana kalırsa, içinde her ne kadar yine güzel şarkılar barındırıyor olsa da, in flames'in açık ara en kötü albümlerinden biri. daniel svensson sağolsun biraz baharat katmak istemiş ama o davul atakları bir kere gereksiz. norveç black metalcisi misin, amerikan grindcorecusu musun, in flames misin belli değil. eleştiriler farklı olabilir ama bu yapım bana hep çiğ gelmiştir. come clarity, take this life (davuluna rağmen), reflect the storm gibi güzel şarkılar var. your bedtime story is scaring everyone ise hüzünlü bir filmin güzel bir soundtracki gibi. vacuum ve versus terminus ise açık ara sevmediğimi söyleyebileceğim in flames şarkılarından ikisi. bu arada isveç'in ünlü popçu kadınlarından birinin dead end'de gruba eşlik etmesi, bazı hayranların beyninde bazı noktaları aydınlatabilir bu albüm için.

    a sense of purpose: come clarity sonrası güzel bir toparlanış. whoracle'dan sonra ama yavaş ama hızlı sürekli azaldığı söylenen "in flames ruhu" bu albümde artık sıfır seviyesine yakın. tırnak içinde yazıyorum çünkü benim açımdan büyük bir sorun yok. bu sadece bir değişim. bir önceki abümdeki gibi gerek müziksel gerekse pazarsal gereksiz ataklarda bulunmadıkları için, kabul edilebilir bir durumdalar burada da. çok diyemesem de, bu albümle beraber in flames biraz daha progresifimsi müziğin tadına bakmış gibi görünüyor. the chosen pessimist bunun en aydınlatıcı örneği. bunun dışında alias, move through me, delight and angers, tilt favori şarkılarımdan. sanırım en sevdiğimse sleepless again. tilt da parantez açılması gereken bir yapıt, çünkü içinde hayranlar için bir mesaj var:

    you're waiting for a re-run,
    but jesterday won't come.
    want to relive the moment,
    but jesterday is done

    j harfi 'y' gibi de okunabildiği için, in flames'in "dün dünde kaldı, artık beklemeyin" ilanı bu parça. tekrar tekrar söylediğim gibi, adamları pek haksız görmüyorum.

    sounds of a playground fading: eski gruptan eser kalmamış olmasına rağmen yine fena olmayan bir albüm daha diyebilirim. bilindiği gibi sanırım bu albüm için söylenebilecek en büyük darbelerden biri jesper strömblad adlı müthiş müzisyenin gruptan ayrılmış olması. tam bir melodic death metal adamıydı, çıkması grubun bu tarzdan uzaklaşmasının açık izması gibi oldu benim için. ama kötü bir albüm mü, bence değil. sevdiğim parçalar arasındaysa albümle adaş şarkı, fear is a wakness, where the dead ships dwell ve the attic var. jester's door ise çok çok tatlı ve adeta bir açıklama gibi. şarkıdan çok, bazı şeylere resmiyet kazandıran, üzerine damgasını basan bir mesaj bu, bir mektup.

    şimdi oturup siren charms'ı bekliyorum. daha sample'larına bile bakmadım, çıktığından haberdarım. ama hele bi albüm çıksın.

    --- edit ---

    malumunuz, siren charms eylül'de çıktı. hemen dinlemeye başladım ama bu geniş çaplı in flames entry'mi bu yönde editlemek şimdiye kısmetmiş. devam ediyoruz.

    siren charms: beklentimin üstünde. aslında beni rahatsız eden birkaç tını oldu, albümü dinlerken biraz rahatsız eden şeyler çalındı kulağıma. başta söyleyeyim, elektronik sesler beni rahatsız etmedi. artık olabilir. ama bir kere o everything's gone ve when the world explodes gibi parçalardan hissettiğim new wave of american metal etkisi hoşuma gitmedi. açık açık lamb of god esinlenimi (ki o da olmamış, benzemeye çalışmış diyelim) riffler ve davul atakları duydum, bir kere sen isveçlisin, ben seni öyle sevdim. göteborg metalinle sevdim. bu kadar küreselleşme in flames. ve yine, albümde bazı yerler daha da fenaydı. hani linkin park'ın şarkıda rap verse'ünden sonra bir coşageldiği eğreti metal chorus'u vardır ya, oradan bir farkı olmayan vokal kısımları bulmadım değil.

    bunları geçersek, bu negatif puanların üzerine öyle bir pozitif puan eklemişler ki, bence soundtrack to your escape sonrası tüm albümlerle yarışabilir hale gelmiş bu albüm. in plain view, with eyes wide open ve rusted nail bayağı bayağı bependiğim şarkılar oldu. onun dışında geneli de pek fena şarkılardan oluşmuyor, dediğim gibi bir iki istisna hariç.

    albümsel tarz açısından bakarsak da, birçok şarkıda aynı tadı aldım: reroute to remain verse'ünü takip eden bir sounds of a playground fading - a sense of purpose karışımı chorus. bunun dışında riffler, davullar ve vokal de bu üç albüme ek olarak pek bariz olmayan come clarity'lik de var biraz ve siren charms tarzı diyebileceğimiz yeni bir ses de gelmiş.

    iyi iyi fena değil.

    in flames lafı açıldı mı adettendir, elli kere söyledim ama tekrar söyleyeceğim: artık bir whoracle bekleyemeyecek olmamız kimseyi üzmemeli, hatta hiç ilgilendirmemeli artık. değişim kötü bir şey değildir ve zorunludur. açık açık pop ya da rap yapmadığınız sürece dinleyeceğim sizi anders, björn, niklas, peter ve daniel abilerim.

    ---edit---

    dünyanın en güzel müziklerinden biri olan metal'in, en güzel tarzlarından biri olan swedish/melodic death metal'in, en güzel gruplarından biri olan in flames hakkında şimdilik bu kadar. bu şekilde birer opeth ve dark tranquillity kritikleri de düşünüyorum. "destan gibi entry yazmışsın, bize ne tüm bunlardan" dediğinizi duyar gibiyim. haklısınız.
132 entry daha