şükela:  tümü | bugün
35 entry daha
  • black metali sevmem. her birinde bir afra tafra, kafayı eğip gözü dikerek kızgın bakmalar, çığrından çıkmış bir şeytanilik kaygısında olmalar... müzikleri daha da fena. aşırı çiğ yapımları, nota bozma/yarım geçme teknikleri, davul atağına benzemeyen ta-ta-ta'ları, riffe benzemeyen gitar ritmlerini hiç sevemedim oldum olası. yoğun bir şekilde metal dinleme ve ve naçizane kimi süreler içinde icra etme hobim 10 yıla yaklaştı, bu süre içinde hiçbir zaman gorgoroth, immortal, mayhem, norveç'ten dışarı çıkarsak venom, cradle of filth (gerçi pek black sayılmaz ama) gibi gruplara hiç mi hiç ilgi duymadım. bunlar sadece ismen bildiğim ve icraatları hakkında az çok bilgim olan, en fazla ilk tanıştığım zamanlarda, nasıllarmış diye youtube'dan şöyle bir baktığım, yani benim için teoride kalan gruplardır. black metal sadece “en azından bir duruşu var” fikriyle saygı duyduğum ve mesela enslaved'in havenless'ı gibi bir iki tane tadımlık beğendiğim parça çıkaran bir tarz. daha da konuşulur bu konuda, özellikle ciddi birer saçmalık olan siyasi görüşleri ve satanizm hakkında ama o zaman yazıyı black metal başlığına taşımak gerekecek.

    ***

    ama bu tarzın içinde benim için diğerlerinden bariz bir şekilde ayrılan, 2 adet ilgimi çekmiş, kendisini dinletmiş grubum vardır. biri, diğeri kadar önemli olmayan ama güzel bulduğum celtic frost, ikincisi ise en sevdiğim gruplar sıralamamda kuşkusuz ilk 10'umda bulunan dissection'dır. saf black metal olmaması, melodik olması, death'e kayması gibi durumlarla pek ilgilenmiyorum, dissection benim için black metal'in bir numaralı ve diğerlerinin çoğunun toplamından daha iyi olan grubu. albüm analizine geçelim.

    the somberlain: ürpertici bir güzelliği olan; ne burzum'lar gibi amatör, ne cof'lar gibi gotiğe kaymış; kendini üstün melodilerle yücelterek tamamen siyah kalmayı başarmış bir black metal albümü. somberlain'in kendisi ayrı, black horizons'un 4:05'ten sonrası ayrı bir şaheser. bu ikisinin dışında in the cold winds of nowhere güzel bir şarkı. albüm aynı zamanda kuşkusuz john zwetsloot'un da çok güzel bir imzasının bulunduğu yapıt. iyi bir klasik gitarist olan zwetsloot'un bu enstrümanla yaptığı üç adet solo parça, bana göre bir black metal albümüne katılabilecek en tatlı baharatlardan. bahsettiklerim crimson towers, into infinite obscurity ve feathers fell; metalden hiç hazzetmeyenlerin bile seveceği besteler.

    storm of the light's bane: geceyi ve karlı ormanları andıran yapımlara karşı fetişim vardır. bu albüm de bana bunu hissettirebilen yapıtlardan biri. “bir iş black metalden uzaklaştırılmadan en fazla ne kadar güzelleştirilebilir” dersinin en önemli konusu sanırım bu eser. the somberlain'le biraz daha benzerlik gösterip reinkaos'a uzak kalıyor. en çok bilinen şarkıları olan, hayranların bayıldığı ve bunda haklı oldukları where dead angels lie burada. bunun dışındaki favori şarkılarım night's blood ve her seferinde ayrı bir saygıyla dinlediğim thorns of crimson death, ki bu sanırım grubun da en sevdiğim parçası. bir de piyanodan hoşlananlar no dreams breed in breathless sleep'i dinlerken gözlerini yumsunlar.

    reinkaos: diğer iki albümden bariz farklı, işte tam anlamıyla melodic black/death metal olan albüm bu. zaten çıktığı tarih de bunu gösteriyor; somberlain 1993, solb 1995 iken bu 2006 ve ne yazık ki son albüm. doğal olarak benim tarzıma en yakın olan ve en sevdiğim albümleri de bu. jon nödtveidt'in, gitar solosu işini saf ve çiğ black metal'e yakışmayacak kadar abarttığı -ki kendisine bu konuda teşekkür ederim- müthiş bir yapıt. gerçi diğer iki albümü sevmiyorum sayılmasın yine, dissection baştan aşağı melodik, gerçek "enstüman çalıcısı" ve her haliyle güzel. ama reinkaos benim için cidden başyapıtları. starless aeon, black dragon, god of forbidden light (sanırım albümün en güzeli), reinkaos ve maha kali favori şarkılarım.

    ve maha kali bir intihar mektubu. albümün ve dolayısıyla dissection diskografisinin son şarkısı. maha kali, come to me.

    ***

    ardından dindar bir satanist olan jon nödtveidt'in, ayininden -sanıyorum bireysel- sonra sabaha karşı intiharı. yapmayın böyle şeyler işte. burada kendisinden biraz daha bahsetmekte fayda var. dissection'ın dissection olmasında kuşkusuz birincil sebepti kendisi, sololarından belli olan üstün gitaristliği, somberlain ve solb gibi albümleri 18-20 yaşlarında yazmış olmasının gösterdiği üstün müzikal yeteneği ile tartışılmaz bir isveç metali müzisyeniydi. amaçladığı gibi şeytanın ordusuna katıldı mı bilinmez, ama metal dünyasının bu dünya üzerindeki üst düzey ve kişilikli ordusundan üzücü bir şekilde eksildiği kesin.

    the somberlain ve storm of the light's bane zamanları

    reinkaos dönemi

    ve dissection kritiğimin sonu.
12 entry daha