şükela:  tümü | bugün
91 entry daha
  • the passion of the christ: sürreal bir basyapit

    insanlik tarihi boyunca homo sapiens’in ayni zamanda homo religiosus oldugunu dusunen bir sinemasever olarak dinsel temali filmlere ayri bir sempati beslerim. isa’nin yasamini konu alan gelmis gecmis en buyuk iki filmin pier paolo passolini’nin 1964 yapimi “the gospel according to st. matthew” ile franco zeffirelli’nin 1977 yapimi “jesus of nazareth” oldugu bilinir.

    pasolini'nin izinden giderek film setini italya’nin guneyinde matera’da kuran mel gibson’un filmi caravaggio tablolarindan birini andiran bir sahneyle basliyor. nasirali isa’nin, yakin arkadaslarinin deyimiyle yeshua’nin, gethsemane bahcesinde ayakta dua ederken titredigini goruyorsunuz. ibranice dua ediyor diye dusunurken havarileriyle olan diyalogda kullanilan dilin aramice oldugunu anliyorsunuz. judas’in sanhedrin’de bashaham caiaphas’la diyalogunda “tlatin k’safayya” (otuz gumus) gecince aramice’nin arapca’ya ne denli yakin olduguna sasiriyorsunuz. aramice diyaloglarin %60’ini anladim desem abartmis olmam. gunumuz ibranicesi de arapca’ya benziyor ama bu denli bir yakinlik soz konusu degil. filmde romalilar italyancaya cok daha yakin latince konusuyorlar. boylesine iki olu dil uzerine filmi kurgulamak, donem donem bilerek altyazi vermemek, hatta romali askerlerle judea halkinin bir arada yasamaktan kaynaklanan temel sozcukleri her iki dilde gecisli kullanmak filme olaganustu bir ozgunluk kazandirmis, sanki zaman geriye donmus de ikibin yil oncesinin judea’sinda yasiyorsunuz. buna dilin yanisira kostumlerin otantikligi de katki sagliyor.

    filmin bir diger ayirdedici yonu bastan sona adeta gorkemli bir tablo niteliginde sahneler icermesi. filmi izledikten gunler sonra bile o gorsel zenginlik zihninizde canlanmaya devam ediyor. anlasilan gibson filmi cekmeden once goruntu yonetmeni caleb deschanel ile birlikte caravaggio, masaccio, piero della francesca ve mantegna’nin tum isa tablolarini incelemis.

    gospellerde anlatilanlari bilmeyen bir izleyici icin filmde isa’nin kim oldugu ve ogretisi tam olarak anlasilmayabilir. tipki abd’nin guney’ini bilmeden, yasamadan faulkner'in romanlarinin anlasilamayacagi gibi. ancak gibson’un amaci isa’nin tum yasantisini, ya da hrisitiyanliga dair herseyi aktaran bir dokumenter yapmak degil, son oniki saatte olan biteni ve nedenlerini vurgulamak.

    isa’nin yasadigi donemde olan bitene iliskin bilgilerimiz ne yazik ki kesin degil. bu konuda tarihcilerin islevi bir yerde arkeolojik kazi yapmak gibi bir sey. kat be kat derinlere inildikce bulunan seyin sadece yorumlarin cesitliligi, bir yerde cok sayida isa tasvirinin varligi oldugunu one surebiliriz. aslinda tarih bilimi nasirali isa gibi fakir, siradan, elverissiz kosullarda yasamlarini suren ve ayni sekilde olen milyonlarca insanin eylemlerini kaydetmek icin kurgulanmamis. oykunun orta yerinde bilinen seyler; isa’nin roma imparatorlugunun egemenlik surdugu (pax romana), bir kabile krali olan herod’un judea’sinda dogdugu, babasinin marangoz oldugu ve halkin gozu onunde carmiha gerilerek cezalandirildigidir. mel gibson filminde iste bu carmiha gerilise uzanan son oniki saatin oykusunu geriye donuslerle sunuyor.

    tarihci yazar john dominic crossan’a gore, isa, pax romana’yi barisci ve siddetdisi yontemlerle tehdit eden devrimci bir koyluydu. yahudiligin ici bosaltilmis ogretilerini, yepyeni bir ilhamla hayata gecirmeye calisiyordu. nasirali isa’nin ayni zamanda marangozlukla ugrasan bir sanatkar, mistik, sifaci oldugu, radikal ogretisini koy koy, kasaba kasaba dolasarak yaymaya calistigini da biliyoruz. iste bu ogretinin tam da ortasinda tanrinin hukumdarliginin yaklastigi seklinde eskatalojik gorus vardi. yine isa’nin colde gecen 40 gunluk bir meditasyon donemi sonrasinda tanrinin mesagini iletmek uzere dondugunu biliyoruz. kudus’teki tapinagi egemenliginde bulunduran farisilerin isa’nin ogretisini kutsal metinlerde yazili olanlarin disinda, marjinal hatta kufre varan bir ogreti olarak degerlendirdiklerini, isa’yi yalanci bir peygamber olarak kabul ettiklerini de biliyoruz. gibson bu bolumle ilgili bilgileri ozellikle matta’nin anlattiklari ve katolik mistiklerinin vizyonlari, ornegin anne catherine emmerich’in the dolorous passion’da anlattiklari uzerine kurgulamis, aradaki bosluklari da kendi imgelem gucuyle doldurmus.

    filmde isa rolunu james caviezel oynuyor, bunda caviezel’in dindarliginin payi yanisira gibson’un vermek istedigi maskulin, beyaz tenli mavi gozlu anglosakson bir isa tanimina uymasinin da payi var. caviezel’in ozellikle bahce sahnesinde isa’nin ic dunyasindaki duygusal karisikligi cok iyi yansittigini soyleyebilirim. gercekte isa’nin kisa boylu ve zayif celimsiz oldugu biliniyor, pasolini’nin isa’sinin gorsel anlamda tablo ve ikonlarda yanisitilan isa’ya cok benzedigini, zeffirelli’nin isa’sinin ise goz rengi disinda yine bu tanima uydugunu, caviezel’in oyunculuk performansi acisindan robert powell kadar basarili oldugunu soyleyebilriz. zeffirelli’nin filmi judas’in ihanetine farkli bir bakis acisi sunmasi, barabbas’i siradan bir cani yerine romalilara baskaldiran zealotlarin lideri gibi sunmasi, sanhedrin’deki hahamlar arasinda isa lehine tartisan hahamlarin varligi ile daha siradisi ve sorgulayici gorunuyor.

    gibson’un danismanlari isa’nin carmihini tasima sahnesinde ve carmihin tepesine asilan yazi konusunda cuvallamislar. zeffirelli carmihin sadece yatay kismini tasitirken, gibson ondeki iki haydutun carmihlarinin aksine, isa’ya butun bir carmihi tasitiyor. gospellarda carmihin tepesine asilan levhada latince, yunanca ve aramice islenen sucun yazildigi anlatilir. zeffirelli siralamayi aramice, latince ve yunanca olarak degistirmis, gibson ise “iesvs nazarenvs rex ivdaerum” (nasirali isa judea’lilarin krali) ve altina aramice yazdirmis. hatta ilk cumleyi ikiye boldurmus. oysa arkeolojik veriler o donemde romalilarin kullandigi “tau” seklindeki carmihin ortasindaki diregin sabit oldugu, levhaya yazilan latince sozcukler arasinda bosluk birakilmadigi, aramice tum cumlenin ise yalnizca 17 harften olustugu yonunde. avucun icine cakilan civiler her uc yonetmenin de ortak hatasi, ancak gibson ortadaki direge eklenen ve carmiha gerilen kisinin daha kolay bogulmasini saglayan dayanagi koymayi da ihmal etmis.

    filmin muziklerini pek basarili buldugumu soyleyemem. besteci john debney’in peter gabriel’in passion albumunden ne denli esinlendigini gormek gabriel’in etkisini gostermesi acisindan anlamli.

    filmde onceki basucu filmlerinde olmayan yenilikler de var. seytan rolunu rosalinda celentano oynuyor. italyan asilli oyuncu celantano, il dolce rumore della vita’da lolita’yo oynamisti. olaganustu simetrik ve guzel bir yuze sahip olan celantano’nun kaslari kazinarak seytanin cinsiyeti ortada birakilmis. gibson’a gore seytan oyle boynuzlari olan, cirkin bir yaratik olmamali, tam tersine insani bastan cikaracak bir guzelligi ve arguman yetenegi olmali, filmde bu basariyla kotarilmis. dikkatle izlenirse seytanin gozlerini hic kirpmadigi da farkedilecektir. gibson ayrica dublajda erkek sesi kullanarak seytanin iki cinsiyetliligi imgesini pekistirmis..

    isa carmiha gerilirken annesinin onunden kucaginda cirkin bir cocukla gecen seytan imgesi de ilk kez rastlanan carpici bir imge. yeryuzunde kucaginda sefkatle cocugunu tasiyan bir anne kadar guzel bir imge olmasa gerek, oysa seytan o sahnede meryem’le dalga gecercesine “bak ben kendi cocugumu koruyabiliyorum” diyor. isa, golgotha’ya goturulurken dorduncu durakta sendeleyip dustugunde meryem’in geriye donusumle cocuklugunu animsamasi, dustugunde onun dizini oksamasi muthis dokunakli bir sahne.

    kirbaclandiktan sonra annesi ve mecdelli meryem’in beyaz bezlerle yerdeki kanini temizlemeleri sahnesi de cok etkileyici. aslinda bir mogol gelenegi olan bu yerde sevilen bir insanin kanini birakmama gelenegi gunumuzde filistin’de hala varligini surduruyor. gibson belli sahnelerde bilerek tek sozcuk bile kullanmiyor, mecdelli meryem’in (buyuleyici guzelligiyle monica bellucci) taslanisi sahnesindeki gorsel anlatim tek kelimeyle buyuleyici. isa’nin annesi meryem guclu, inancli, sevgi dolu bir anne. oglunu sofraya cagirirken isa’nin yanagina kondurdugu opucuk duygu yuklu, zarif bir sahne. sanirim meryem’e ogretilerinde pek merkezi bir rol vermeyen evangelistler bu filmle meryem’i daha cok sevmeye baslayacaklar. angelopoulos’un ulysses’ gaze filminden animsadigimiz tiyatro kokenli rumen aktor maia morgenstern mukemmel performans cikarmis.

    filmde epeyce sembol var. gethsemane bahcesindeki yilan aldatmacanin, carmiha gerilen haydutun gozunu oyan akbaba kotulugun, guvercin barisin simgesi. isa ruhunu teslim ederken gokten bir damla dusuyor, olaganustu guzel cekilmis bir sahne. ilk basta yagmur damlasi diye dusunurken, filmden ciktiktan sonra yonetmenin buna tanrinin gozyasi anlamini yukledigini farkediyorsunuz. “eloi, eloi, lema sabachtani!” haykirisina, bir yerde insanligin tum gunahlarinin bedeli olarak isa’nin olumune aglama. kafalari karistirici siirsel bir sahne.

    gibson gorsel bir siirselligin yanina sarsici bir surrealizmi bilerek eklemis. flannery o’connor, oykuyu anlatanin isitme engelli okuyucular icin bagirmasi gerektiginden sozeder. gibson da dine kulaklarini tikamis gunumuz insanina oykusunu anlatirken cogu yerde bagirmayi ve etkileyici bir surrealizmi tercih ediyor. judas’in kendini astigi agacin yanindaki ici kurtlanan, kokusmus esek ceseti gibson’un kullandigi surreal imgelerden biri. ardi arkasi kesilmeyen kirbaclama sahneleri de oyle. rahatsiz edici, zihinlerde kazinan gorsel imgeler butunu. gibson’un amaci da hristiyan doktrininde onemli bir yeri olan isa’nin cilesi’nin gorsel detaylarini surekli animsamalarini, isa’nin ozverisinin asla unutulmamasini (aletheia) saglamak, bunda basarili oldugunu soyleyebilirim.

    koparilan antisemitizm yaygaralarinin yersiz oldugunu dusunuyorum. filmde top yekun museviler degil, tapinagi elinde tutan dinsel otoritenin elestirisi var, o donemde sanhedrindeki hahamlarin ve bashahamin vali pilate ile uzlasmak zorunda olduklari gozonunde tutulursa filmde gecenlerin tarihsel olaylara yakin oldugu teslim edilebilir. gibson’un abd’de film endustrisini egemenlikleri altinda tutanlari karsisina alisini ovguye ve incelenmeye deger bir sosyal olgu olarak kabul ediyorum. bakalim akademi odulleri sirasinda james caviezel ve maia morgenstern animsanacaklar mi? caleb deschanel'in aydinlik ve karanligi dahiyane kullanan sinematografik ustaliginin hakki teslim edilecek mi?

    sonuc olarak gibson artilari eksileriyle pasolini'nin filminin otesinde, zeffirelli’nin ayarinda bir basyapit ortaya koymus. postmodern sekuler dunyamizda giderek unuttumuz ancak yasantilanarak algilanabilen teslimiyet ve cile cekme gibi kavramlari, bize gorkemli bir caravaggio tablosu boyutunda hatirlatan bir yapit ortaya koydugu icin gibson’u tebrik ediyorum. gibson, kendilerini iyiligin temsilcisi olarak atayarak, kotuler kategorisine soktuklari insanlarin uzerine bombalar yagdiran, masum insanlarin da olmesini saglayanlarin, isa’nin bagislayici ve siddet icermeyen ogretisine nasil da ters dustuklerini sergiledigi icin de ayrica tebrigi hakediyor.

    samet kose
    aksam-lik 25 nisan, 2004
75 entry daha