şükela:  tümü | bugün
75 entry daha
  • 2009 yılında başkenti addis ababa da bir buçuk ayımı geçirdiğim ülke. afrikanın ortasında tarihi boyunca hiç sömürülmemiş etiyopya aynı zamanda afrika konfederasyonun merkezi olarak bilinmektedir.

    türkiye cumhuriyeti sağlık bakanlığının bağış amacı ile bu şehirde bulunan black lion üniversite hastahanesine yeni ekipmanlar kurulumu ve eğitimi için gitmiştim.

    bir ekim akşamıydı yanlış hatırlamıyorsam, yaklaşık 5 saatlik istanbul addis ababa uçuşundan sonra beklediğimin çok üstünde kalitede bir hava alanına inişmişti uçağımız. saat gecenin 1 veya 2 siydi. şık giyimli iki kişi ellerinde adımın yazdığı kartonetlerle karşılar beni ve yine tertemiz bir mercedes ile kalacağım otele gitmiştik. otel ozamana kadar kaldığım en şık oteldi. sheraton addis ababa. ertesi sabah otelin italyan restourantında harika bir kahvaltı. dünya hakkında bildiğim herşey şaşmıştı o dakikalarda. bu nasıl afrika!!!!

    oysa asıl gerçekleri otelden ayrılmak için beni bekleyyen aracı görünce anlamıştım. markasını modelini hatırlamadığım bir minibüs, hem de etiyopyanın en prestijli üniversitesi black liona ait bir araçtı.

    otelin bahçesinden çıkarken "united nation" personellerini farkettim. otelin etrafını çevirmişlerdi, giriş ve çıkış onların kontrolünde yapılıyordu.

    asıl beklediğim etyopya ile otelden uzaklaşınca tanışma fırsatı buldum. üniversite hastanesine ulaşana kadar gittiğimiz yolda dikkatle etrafa bakıyor ve gördüğüm her şeyi hafızaya yazmaya çalışıyordum.

    insanlar fiziki olarak çok zayıf görünüyorlardı, sanki biraz da toz içinde kalmış gibi halleri vardı. hastaneye ulaştığımızda normal insanlarla ilk temasımızı gerçekleştirmiştik. sıcak kanlı güler yüzlü insanlardı. orda geçirdiğim birbuçuk ay boyunca bir defa bile somurtan yada tartışan etiyopyalı görmedim diyebilirim. bizden renkleri haricinde bir farkları yok gibiydi, belki temizlik anlayışları ve iş yapma konusundaki istekliliklerini hariç tutabiliriz.

    ilk günü hastanede yapacaklarımızı planlayarak geçirdikten sonra, hava kararmadan otele dönme fırsatı bulmuştuk. ekipten bir arkadaşım ile beraber otel kampüsünden ayrılıp şehir merkezine doğru biraz yürüyerek etrafı tanımak amacı ile dışarı çıktık. kaldırımda yürürken patates çuvalına benzer bir şeyler gördüm ve merakla çuvala yaklaştım. o sırada çuvalın içinde yaşayan bir şey olduğunu farketmemle içinden bir adamın çıkması herhalde hayatımda yaşadığım en büyük heyecandı.

    etiyopya bulunduğum sürede öğrendiğim ilk şey ultra zenginlerin villalarda, zenginlerin apartman dairelerinde, fakirlerin cape dedikleri bizim gecekonduların benzeri yerlerde, geri kalan toplam nüfusun %20 sine denk gelen insanlarında sokaklarda, kaldırımlarda, cami, kilise, sinegogların bahçelerinde yaşadıklarıydı.

    sonra yavaş yavaş alışmaya başladım bu insanlara ancak akşam kaldığım lüks otel ile gündüzlerimi geçirdiğim hastane arasında dağlar kadar fark vardı.

    etiyopya'ya gitme fırsatı bulursanız kesinlikle kaçırmayın. nasıl türkiye'de sokaklarda kumru ve güvercinleri bol bol görüyorsanız addis ababa'da da akbaba ve kartallar göreceksiniz. 5 metre tepenizden geçen bir kartal yüreğinizi ağzınıza getirecek.

    bu arada kabullenmeniz gereken bazı şeyler var:
    1. etiyopyalı biri ile saat 11 de buluşmak üzere anlaştıysanız en erken saat 12 de buluşma noktasında olur ve bu çok normaldir. hatta buna "etopian normal" demişlerdir.
    2. görüştüğünüz insanların sizinle konuşurken parmaklarını burunlarına sokarak kazı çalışması yapması çok normaldir. sizde rahatlıkla yapabilirsiniz. ama sanırım içeriden tatak çıkartmak yasak onu bilmiyorum.
    3. bu kazı çalışmasından sonra ellerini silmezler, bu sebeple etiyopya ya gittiğim ilk günden itibaren el sıkışmak yerine yumruk tokuşturudum. tavsiye ederim.
    4. yerel yemekleri fena değil ancak çok baharatlı midenizi buna alıştırın. ortak tepside yaptıkları ve bizim bazlamaya benzer gibi görünen fakat ekşi hamur ile yapılmış olan ekmek üzerine koydukları yemekler çok daha baharatlıdır.
    5. etiyopyalı birinden istediğiniz yarım saatlik iş 2 saatten önce bitmez.
    6. etrafta uzun ve halka boyunlu, dudağında tabak taşıyan, kulak memesinde devasa bir delikle dolaşan kadınları nadiren görebilirsiniz. çok şaşırmayın. dik dik bakmayın.
    7. zenginlerin takıldığı gece kluplerine spor ayakkabı ile giremezsiniz. illaki közele ayakkabı giymeniz gerekiyor gece klubüne girebilmek için.
    8. st.george birasını kesinlikle tavsiye ediyorum. afrikanın birçok ülkesinde bulabilirsiniz. yapım yeri etiyopyadır.
141 entry daha

hesabın var mı? giriş yap