şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • başlığı görünce şöyle bir geçmişe gideyim dedim. 1600'lü yıllara. yani evliya çelebi'nin yaşadığı döneme. ünlü seyyah evliya çelebi'nin gezmek için gittiği son yer olan mısır'ı seyahatnamesi'nin son cildinde anlatmış. bu ciltte piramitler ve sfenks hakkında yazdıklarının bir kısmı şu şekildedir:

    "...üçü beraber kaf dağı gibidir. büyük ehrama belbehis dağı, ortadakine mülheviyye ve küçüğüne ebülhevl dağı derler. bu yapma dağlar hakkında nice bin söylence vardır.

    bazıları tufandan evvel ad oğlu şeddad yaptı derler. halife me'mun, ehramlardaki defineyi elde etmek için tam yedi ay odunlar yığdırıp, ateşler yakıp, üzerine sırıklar döküp ve mancınıklar atarak ancak yirmi arşın yerini yıkabildi.

    surid melik 'ben bunu altı yılda yaptım, benden sonra gelen hükümdarlar 600 yılda yıkabilsinler' diye mertlik iddiasında bulunmuş. hakir, yüz kantar siyah barut ile altı hazineli bir kandiye kalesi lağımı atsam bu ehramları berhava edip temeli bile bulunmaz yaparım ama doğrusu yeryüzünde böyle büyük bina görmedim.

    ...

    bir keresinde imrahor ağa ile behlül ağa'nın ve başka ağaların adamlarından 45 kişi alarak meşaleler, muşammalı fanuslar ile büyük ehramın kapısından besmele ile girdik. hakir, kıblenümaya ve saate baktım. güney tarafa tam 700 adım gittik.

    ...

    buradan 50 adım yokuş aşağı gittik. su ile dolu bir havuz vardı. etrafında karakuş gibi kuşlar, kenarlarında karga gibi kuşlar oturmuşlar, bizi görünce hepsi kanatlarını vurup öyle gürültülü uçuştular ki beyinlerimiz güya kulaklarımızdan aktı. elbiselerimiz berbat oldu.

    arkadaşlar 'çıralarımız az kaldı' dediler. hepimize bu kanat gürültüsünden bir korku düştü, geri gidelim, meşaleler sönerse halimiz neye varır derken, kuşlar tarafından öyle bir rüzgar koptu ki, kuş şiddetinden helak olma derecesine geldik. meşalelerimize, suratlarımıza kanatlarını vura vura bizi usandırdılar.

    allah bir daha girmeyi nasip etmeye.

    ...

    sfenks küçük ihramın doğusunda hamam kubbesi kadar beyaz taştan koca kelledir. kaşı, başı , gözü, dişi, kulakları ve gerdanı var. başı üzerinde yüz kişi oturabilir. canlı gibidir, güya tebessüm eder durur.

    eski zamanda bu kelle gelip geçenle konuşurmuş. mısır üzerine asi bir padişah geleceğini, kıtlık olacağını, yağmur yağmayacağını, nil'in ne kadar taşacağını, kimin ölüp kimin ölmeyeceğini, velhasıl bütün beş adet bilinmeyenden haber verirmiş. hatta hazreti musa'ya bunun konuştuğunu söylemişler.

    hazreti musa gelmiş, onun sözlerinden sonra: 'her şeyi söylersin, allah'ın hak peygamberine de iman et' buyurmuşlar. 'idris peygamberi bilirim gayrısını bilmem' deyince, gazaplı bir kimse olan musa asasıyla başa vurup 'sus ya mel'un' der. o günden beri konuşmaz. asanın vuruluşundan başı gözü kırıktır."
31 entry daha

hesabın var mı? giriş yap