şükela:  tümü | bugün soru sor
77 entry daha
  • 6-7 senedir sayıklayıp, geçene sene * nihayet kendisine kavuşup, mutluluğa erdiğim festival. ama her insanevladı bilir ki insan olmak tatminsiz olmak demektir ve bir kere mutlu olmak yetmez, hemen aynısından bir daha istenir. işte tam da bu yüzden bu sene de * yollara düşme kararı aldık. ilk yaptığımız planlarda iki kişiydik, son geldiğimiz durumda ise uçağın sanırım yarısı bizim. bu seneki festivalden maceralarımızı sonra yazarım deyip sizleri kısa iyidir için hazırladığım ve sziget 2014, line up ve aklımızda yer etmiş film müzikleri ve sziget yolları taştan, hangi gruplar çıkardı beni beni baştan başlıklı kişisel playlistimi sunarım. heyecanlıyım daha yolun başındayım. *

    2013 sziget'ten notlar :

    * sziget avrupa'nın en büyük, dünyanın ise üçüncü büyük festivali her sene 400.000 kişiyi ağırlıyor. 21 senesi olan 2013 senesinin resmi rakam ise 362.000.
    * sziget macarca'da ada demek ve festival de budapeşte'nin içindeki bir adada yapılıyor. ama ada deyip geçmemek lazım. şehrin içindeki bir ada için biraz hayvani boyutlarda. örneğin iki sahne arasında 40 dakikaya varan yürüme mesafeleri olabiliyor. festival boyunca yürü allah yürü.
    * festivalin bu seneki ana sponsorlarından biri yeni rakı'ydı. bizim mezeye, muhabbete düşkün rakımızı orada "fusion is beautiful" sloganı ile görmek kendi adıma çok keyifliydi. ha bir de alıştığımız rakı dışında kokteyl kıvamına getirdikleri bubblegum'ı keşke türkiye'de de yapsalar da içsek.
    * festivale sadece bir müzik festivali demek çok büyük hata olur. yemek alanlarından, atölyelere, sahiline, sosyal sorumluluk çadırlarına, dönmedolabına kadar hemen her şey var ve işin aslı konserleri bir köşeye atsanız bile tüm bunların tadını çıkarmak için bile 7 gün yeterli değil. o yüzden eksik kaldığınız çok fazla şey olacak, oluyor. kabullenmek lazım. kabullenemeyenlerse festivalin ilk gününde oturup adam akıllı bir program yapmalılar kendilerine.
    * festivalin basın odasında ve alanın farklı noktalarında "what's happening in turkey?" başlıklı açıklamalar ve occupygezi stickerları vardı. kim düşündü ve yaptıysa helal olsun dedirtti.
    * festivalde meşhur gangnam da vardı. yok aslında o yoktu benzeri vardı. aslında ben ilk gördüğümde de kim olduğunu anlamamıştım. gangnam dediler peki dedim. ortalıklarda epey dolaştı ve fotoğraf çektirdi yalnız, biz de eğlendik. yalnız vip pass'i nasıl aldı merak ediyorum. *
    * sziget'e gitmenin en kötü yanı ülkeye döndüğünüzde gittiğiniz konserlerin ve festivallerin eski tadının kalmaması. festival deformasyonu?
    * tüm dünyadan yüzbinlerce insanın geldiğini biliyorduk da, hepsinin de "güzel" olduğunu bilmiyorduk. kızlı erkekli farketmiyor hepsi bildiğin güzel. insan aynada kendine bakıp, lanet ediyor.
    * kaçırdığıma bin pişman olduğum bad religion konserine sonlara doğru kalabalık bir grup ellerinde bir takım ağaçların koca koca dallarıyla geldi. o karanlık ve ışıkların altında inanılmaz bir görüntüydü. ben de o sırada başka bir yere koşturmakla meşguldüm ortamın garipliğine uyup aralarına katıldım ama gel gör ki hala olayın ne olduğunu, amacını vs bilmiyorum. *
    * elinizde bir kamera varsa dünyanın hiçbir yerinde asla yalnız kalmazsınız. sziget'te de denedim, test ettim, onayladım. bir sürü insanla tanışım, sohbet ettim. bunda tabii bizdeki festival insanlarının kıçı kalkıklığının onlarda olmamasının da etkisi olabilir.
    * giderken "festivalde ne yemek olacak ya geçiştirmelik takılacağız işte" diye düşünürken özellikle dünya mutfağı bölümü beni benden aldı. hayatımda yemediğim kadar güzel ve enteresan şey yedim. transilvanya mutfağı komple etmiş ya lan! *
    * art area bölümündeki stencil atölyesine bir türlü yetişemedik, yetiştiğimizde de kontenjan dolmuştu. başkalarının yaptığı şeylere bakıp iç geçirdik sadece. aralarda 3-5 resist turkey, direngezi çalışması da gördük, sevindik.
    * luminarium adında şahane bir ışık çadırı var. ve pek tabii önünde de o şahaneliğin yansıması olarak uzuuun bir kuyruk.
    * o kadar büyük bir alanda (76 hektar) yapılan bir festivalde her yeri göremiyorsunuz, yetmiyor zaman, yetmiyor enerji. kaç kere kaybolduğumu ben bile saymadım bir noktadan sonra. gideceklere tavsiyem önden kabaca da olsa program yapın. yoksa kendinizi oradan oraya koştururken helak olurken bulabilirsiniz.
    * festivalin en büyük avantajı şehrin içinde olması. toplu taşıma var. illa çadırda kalmanız ya da festival alanına gitmek için 3 saat yol yapmanıza gerek kalmıyor. zaman ve enerji tasarrufu.
    * çadırda kalmak yerine şehirdeki otel veya hostellerde kalmak çok mantıklı. toplu taşıma gece belli bir saatten sonra bitiyor ama devamlı taksi var ve pahalı değil. hele de birden fazla kişiyseniz iyi bir alternatif.
    * gece sabaha karşı taksi sırasını görünce gözünüz korkuyor ama sizi taksiye bindirmekle görevli festival çalışanlarının da yardımıyla sanırım hayatımın en düzgün işleyen ve çabuk biten sırasıydı.
    * türkiye'de fotoğraf çekmek için organizastör arkadaşları aramak yetiyorken ve o aramayla tüm konser ortalıkta istediğin gibi takılabiliyorken orada sahne önüne alınmak için formlar doldurman, menajerler tarafından seçilmen gerekiyor. insanda ufak bir şok etkisi yaratıyor tabii. basın akreditasyonun olsa bile herkese izin verilmediği gibi 1 ila 3 şarkı arasında değişen bir zamanda çekim yapmak zorundasın. profesyonellik böyle oluyor demek.
    * festivalin herhalde tek kötü yanı nehrin ortasında olduğu için minik sineklerin her tarafta olması. her tarafta derken etrafınızda olmasından bahsetmiyorum. ilk zamanlar çok sinir bozucu oluyor ama üzülmeyin bir süre sonra yuttuğunuzu hatta burundan içinize çektiğinizin farkına bile varmıyorsunuz. *
    * kimse kimseyi ezmiyor, itmiyor, taciz etmiyor, yapışık halde durmuyorsunuz. konser başladıktan sonra gidip, kendinizi en önlerde bulabiliyorsunuz. kafanızdaki alan büyük olduğu için mi zihniyet mi diye sorularla elbette.
153 entry daha