şükela:  tümü | bugün
124 entry daha
  • 2016 notu: güncellenmiş ve görselli hali için buraya (reklamsız)

    ***

    cetin altanin bir cumlesi vardi: "belki de sabahları bir saat yürümek ve beşinci senfoni’yi dinlemek için gelmişizdir dünyaya"

    bir avrupa kentindeyim. sanat tarihi muzesini gece aciyorlar, icerde ana holde canli jazz soyluyor guzel bir kadin. tum kadinlarin en az yarisi guzel zaten. ve esleriyle yahut kadin kadina gelmisler muzeye, cunku bu uc senede bir "kultur kotasini" dolduralim diye zorla yapilan bir aktivite degil, gunluk yasamin parcasi. gelenler orta sinif, bazilari bizim standardimiza gore fakir, ama herkes zarif ve rahat, kimse kimseyi suzmuyor.

    [edit: turkiyeye gelince beni en cok afallatan paradoks bununla ilgiliydi: herkes herkesi iki saniye icinde bakislariyla yargilayabiliyor, ama kadinlar erkeklerle gozgoze gelmiyorlar, ulasilmaz olmakla basina is almamak arasinda bir amac icin]

    yanimdaki kiz bana anlatiyor impresyonizmle romantizm arasindaki farklari resimler uzerinden. bu konularda iyi bir temelim olmadigi icin, sonradan ustune yaptigim derme catma binalara bol bol bakim yaptirmam lazim, yoksa cokup gidiyorlar. her seferinde bastan yapmam gerekiyor onlari, bastan ogrenmem gerekiyor monet ile manet arasindaki farki.

    kiz bana bilgisini gostermek icin kuru kuru anlatmiyor bunlari, seviyor. "kendi ulkemden en sevdigim realist ressam iste" diyor, "bu en populer resmi, bu ise benim favorim". bir sanat tarihi ogrencisi filan degil, ekonomist. dusunuyorum, benim en sevdigim turk ressam nedir? bilmiyorum. realizm akimindan olanini hic bilmiyorum. chagalli seviyorum. kotu temeller uzerine caktigim egri bugru binalardan biri chagall.

    bircok eserin temasinin koku antikiteye uzaniyor, sonucta romayi bilmede siyasal tarihi ve hukuku anlamak zorsa yunani bilmeden kulturun ancak kopugunu tadabiliyor insan. hristiyanligi bilmeden ikisi de zor zaten. ortak bir miras var ve herkesin icine islemis, sadece zenginlerin veya akademisyenlerin degil. tiyatro sadece iyi okullarda alinan bir ders degil, cunku drama kulturun dnasinda var, tiyatro degil tiyatrolar sokagi var haftaicleri bile dolan. 'ode to joy' ab'nin marsi, islam birliginin veya ortadogunun veya turk dunyasinin marsi ne olurdu acaba?

    [edit: bu muhabbeti bir iranli kulturel tarih profesoru arkadasima yapiyorum bugun, herif diyor ki "bizde de nostalji var, mistisizm var bunlarda olmayan". tamam da, zeki muren esliginde raki muhabbeti tum bunlarin yerini tutar mi]

    koyveriyorum kendimi, ogrenmek yerine tecrube etmek icin o resimlerde sozle anlatilamayacak duygulari. zaten guzel bir sarap var elimde, turkiyede boktan bira parasinin yarisina aldigim, heykellerle dolu avlu pufur pufur esiyor. manzaraya bakiyorum; bizde manzara esittir bogaz cunku binalar cirkin. ben italyada anlamistim guzel binanin ne demek oldugunu. tek bir sokakta gordugum guzel bina sayisi, dogdugum sehirdeki toplam guzel bina sayisindan fazla. yuz tane isiltili dubai gokdeleninden daha guzel burdaki yikik dokuk eski binalar gozumde.

    konser bir koroyla bitiyor, herkes cocuklugunda sarki soylemis, katiliyorlar, hem de yabanci bir dilde. muzik bilmem, enstruman calamam, dans edemem. yani yaparim da, temelsiz egri bugru binalar, anca yetiyor adapte olmaya. benim gibi iyi cevreden ve iyi egitimle gelenlerinin dahi bu kadar guduk yetismesini saglayacak bir toplum yaratmak da basari sanirim.

    muzik bitti, sarap gitti, muze kapandi, muhabbet sonlandi, insanlar dagiliyor. kalabalik var ama itis kakis yok, hareket var ama gurultu yok. trafik var ama korna sesi yok. arabaya verecek paralari olmayan insanlar, bisiklet veya tramvayla evlerine donuyorlar. yarin is guc var, hepsi kalkip az cok sorunlu hayatlarina devam edecekler, ofleyecek pofleyecekler, zar zor yetecek kadar para kazanacaklar. ve bazisi salak, bazisi yuzeysel bu insanlar aksam televizyon izlemek veya pahali arabalariyla caddeleri turlamak yerine guzel sarap ve biralarla, her milletten insanla, guzel erkek ve kadinlarla, guzel binalarin arasinda, genis parklarin icinde, eski cesmelerin yaninda, uzerlerinde egreti durmayan, kasinti olmayan sanat veya gezi veya seks veya bilmemne muhabbetleriyle hayati yasayacaklar.

    her insan bunlar icin geldi bu dunyaya. siena'da, brugge'de, salzburgda sabahlari bir saat yuruyup, bir seviye gostergesi olarak degil de icinden geldigi gibi 5. senfoniyi dinlemek icin. ona bu kadar yakin olup da bir o kadar uzak olmak bazen canimi siksa da, gun batiminda bir saat yuruyup kordonda, caddebostan sahilinde, guneyde zeki murenle kafayi bulabilmek de fena degil, bangladesli olmak da vardi bu dunyada.

    ***

    (bu tip yazıları doğrudan emaille almak için fularsız entellik direnişine katılın. link değil içeriğin kendisini yolluyorum. blog gibi, bu emailler de reklamsız)
107 entry daha