şükela:  tümü | bugün soru sor
18 entry daha
  • en istikrarlı yönetmenlerdendirler. ben böyle istikrar görmedim. belki seçtikleri konudan ötürü bütün filmlerinden eşit derecede zevk alınmaz; lakin kaliteyi ve alametiferikalarını ilk filmden son filme kadar istikrarla taşımışlar. başka yönetmenler türden türe atlarlar, üsluplarını/biçimi değiştirip dururlar, en usta yönetmen bile vasat filmler çekerken bu kardeşler böyle şeyler yapmayarak hem şaşırtmış, hem de hayran bıraktırmışlardır.

    alametiferikaları: müziğin olmaması, sallantılı görüntüler/omuz kamerası, hollywood-vari finallerin kullanılmayıp "e şimdi ne olacak on(lar)a?" sorusunu sordurtmaları, az karakterle ele aldıkları mevzuyu derinleştirebilmeleri, hollywood'un çok sevdiği "özdeşleşme"yle (karakterlerle özdeşleşmek) zerre ilgilenmemeleri (haneke de umursamaz bunu), devletin ve milletin, özellikle patronların mültecilere bakışı-mültecileri sömürmesini işlemek, işçi sınıfına ve fakirliğe odaklanmak, ahlaki çatışmalar vs

    dardenne kardeşlerin kurgusu ilk filmde nasılsa son filmlerinde de öyledir. kendi sinemalarını oluşturan kardeşlerin vasata hiç düşmediklerini rahatlıkla söyleyebilirim. istikrar abideleri diye boşuna demiyorum. rosetta'da fakirliği anlattıktan sonra bu filmleri ilgi çekince devletin adım atıp mültecilerle ilgili yasa çıkarttığını da belirtmek gerek.

    her ne kadar kaliteyi koruyup biçimi ve anlatım şekillerini değiştirmeseler de her film aynı zevki vermedi bana. 2 days 1 night, rosetta ve the kid with a bike'ı çok sevdim. kariyerlerinin en iyi filmiyse bence rosetta. rosetta'nın izinden gidip işçinin işçiye kırdırılmasını tekrar anlatan 2 days, öncülü kadar çarpıcı olamamış. babasız büyüyen bir çocuğun masumiyeti ve hıncı/asiliği the kid'de ebeveynsiz büyümek zorunda kalan rosseta'yı anlatan rosetta'daki kadar iyi işlenmiş. bu türden benzerlikler bulmak mümkün filmleri arasında. en sevmediğim ve daha az başarılı bulduğum filmleriyse lorna's silence idi. izleyeli epey olduğundan sadece pek sevmediğimi hatırlıyorum. yeni izlediğim the child, 9 günlük oğlunu eşinden habersiz satan adamın yaşadığı buhrana ve fakirliğe başarıyla odaklansa da gene bir rosetta değildi. oğlunu öldüren bir çocuğa iş yerinde iş veren bir adamı anlatan the son, the child'tan daha iyi; ama gene rosetta kadar enfes değil.

    dolayısıyla sıralamam şöyle olur: rosetta>the kid with a bike>2 days 1 night>the son>the child>lorna's silence

    alametiferikalarında değinmeyi unuttum. her yönetmen gibi dardenne'lerin de çalışmaktan haz aldıkları oyuncular var. biri rosetta'dan itibaren the son dışındaki tüm filmlerinde rol alan fabrizio rongione. "ellerimizde büyüdü," demişlerdi kardeşler fabrizio için. en iyi performansı rosetta'da. the child'ta kısa bir süre görünüyor. lorna'da ve 2 days'de fena değil. the kid'te de çok görünmüyor. canlandırdığı karakterlerse şunlar: rosetta'ya iş bulan bir işçi, oğlunu reddeden bir baba, lorna'yı evlendirmeye çalışan mafyatik biri, iyi bir koca, oğlunu satan babayı döven bir serseri. sadece fabrizio'ya odaklanan bir film yapmamışlar kardeşler. belki ileride yaparlar.

    diğeri usta aktör olivier gourmet. onunla ilk filmleri la promesse'te çalışmışlar. rosetta'da 15 dk görünüyor aktör. 2 days, the kid, the child, lorna'da ise çok görünmüyor. ama fabrizio'dan şanslı. çünkü the son'ın başrolü onundu. nitekim buradaki performansıyla ödülleri toplamıştı.

    sonuncu kişi ise jeremie renier. la promisse'de başlamış ortaklığı yönetmenlerle. the child'ın merkezinde kendisl var. lorna'da 20 dk görünse de önemli bir roldeydi. rosetta, 2 days ve the son'da görünmüyor. en son the kid'de görmüşüz kendisini.

    nedense kadınlarla böyle bir istikrar oluşturmamışlar. emilie dequenne, cecile de france, marion cotillard, deborah françois ve arta dobroshi'yle çalışmışlar. cotillard bütün röportajlarında yönetmenlerin vazgeçilmezi olmak istediğini dillendirmiş; belli olmaz ama zor görüniyor bu durum ne yazık ki.

    en sevdiğim sinemalardan oldu dardenne kardeşler. son not: 2 days, kış uykusu kadar mükemmel değil. ödül doğru yere gitmiş; ama ben olsam dardenne'leri ve özellikle cotillard'ı ödülsüz yollamazdım cannes'dan.
11 entry daha