şükela:  tümü | bugün
90 entry daha
  • (hakkında konuşurken «şarkı» demeye dilim varmıyor ama) bir şarkı olarak "10.000 days" ve elbette "wings for marie" yalnızca bir "anne" için değil, bunun da ötesinde, "kişisel bir mesih olarak anne" için yazılmış bir eser olarak salınıyor kulaklarımda.

    "wings" ile olan birlikteliğim, öyle sanıyorum ki bu aralık ayının ilk günlerinde, beşinci senesini tamamlayıp altıncıdan gün alacak. şimdi geçmişe dönüp baktığımda pencereye vuran yağmur damlalarında titreşen sokak lambalarının turuncu sıcaklığının genel oda atmosferinin mavi soğukluğu içinde solup gittiğini görüyorum. henüz sırtlanılmamış gam yüklerinin acısını erkenden (hem de çok erkenden) sırtlanıvermiş bir ben görüyorum. her şeyin yeni yeni başladığı günlerde başını iki eli arasına alıp «yapacak bir şey yok» demekten gayrı bir şeye mecal bulamayışlarımı görüyorum. albüm dinlemeleri sırasında "jambi"nin son saniyeleri nihayete ermeden parmak çabukluğu ile "the pot"a geçişlerimi görüyorüm. anlam yüklü bu zaman parçasını anlamsızlaştırmaya yönelik tüm o beyhude çabalarımı görüyorum.

    ama artık bu görüntüler karşısında gözlerimi kaçırmıyorum. yatağın altındaki, gardrobun içindeki, karanlığın ortasındaki canavarların aslında orada değil, tam burada, bu kafatasının içinde var olduğunu ve içe dönük olanın tedavi edilemezliğine karşın dışa dönük olanın dermanının yalnızca bir göz atımından ibaret olduğunu artık biliyorum. korkuların, endişelerin ve her çeşitten ürkünün önüne geçmek için gerekenin gemleri tam kararlılıkla ele almak olduğunu ve —bakılan her ne olursa olsun— uzun süre bakılan her şeyin ama her şeyin bir noktada tüm önemlerden, tüm farklılıklardan, tüm sıradışılıklardan bütün bütün arındığını hepten öğrenmiş bulunuyorum.

    ve son bir haftadır "wings"e o denli uzun uzun kulak veriyorum ki, artık "wings"e kulak vermemek gibi bir seçeneğim kalmadı elimde. öyle ki, o 17 dakika 25 saniyedeki her bir saliseyi aslına uygun biçimde kafamın içinde çalabiliyor, geri ya da ileri sarabiliyorum fakat bir türlü durdurmayı başaramıyorum. denemeyi de bıraktım artık; teslim ettim kendimi ve «madem,» dedim «madem "wings"ten kaçış yok, bari sözleri çevireyim, alt metinlerin izini süreyim, maynard james keenan'a judith marie keenan'dan miras kalan ışığı takip ederek bu karanlık tünelden çıkmak için uğraş vereyim.»

    ~~

    "wings"i anlamak için "wings"ten öncesine, hem de 6 sene öncesine, 2000'e, a perfect circle'ın çıkış albümü "mer de noms"un 4 numarası "judith"e bakmak gerekiyor. kendi dilindeki sözlerine buradan, çevrilmiş sözlerine ise buradan ulaşılabilen işbu eserde keenan, annesi judith marie'nin ateşler içinde on bin gün geçirmesinin faturasını «sana tüm bunları yapan o'ydu!» diyerek isa mesih'e keserken yükselen öfkesinin frenlerini tamamen boşaltıyor ve şarkının zirve noktalarından birinde tanrı'yı ve mesih'i beline dolayacak denli ileri gidiyordu.

    isa mesih'le arasındaki bu tatsız yakınlaşmanın üzerinden geçen 6 sene içinde maynard neler yaşadı bilinmez. ama şunu görmek zor değil: evet, maynard annesinin "kör inançlar"ıyla barıştı belki ama bu içsel yolculuğu onun kendisini baba'ya, oğul'a ve kutsal ruh'a bütün bir bağlılıkla adamasına da sebep olmadı. bu tür bir psikolojinin sırlarına bütünüyle malik olmak bir hayli güç olsa da, bunlara dair doyurucu bir irfanı salt "wings"in söz yürüyüşüne yakından baktığımızda dahi edinebiliyoruz. bu sözlere baktığımızda, maynard keenan'ın ruhani yolculuğunda aydınlık alanlara isa'nın yolundan giderek değil, bir çeşit kişisel mesih olarak gördüğü annesi judith marie'nin aydınlattığı yoldan ilerleyerek ulaştığını görüyoruz. klasik hristiyan mitolojisindeki "aşkın bir insan olarak isa"dan boşalttığı koltuğa "aşkın bir insan olarak judith marie"yi yerleştirdiğini fark ediyoruz. «yüksek olan yol'dur» diyen maynard'ın, tıpkı "yürüme" adlı şiirinde «mutlak olan, yoldur —ya da, yürümek.» yazan oruç aruoba gibi "yol"u her şeyden yüksekte tuttuğunu ve onu annesiyle özdeşleştirerek dolaylı yoldan annesini de diğer her şeyden daha yüksek bir mertebeye kondurduğunu öğreniyoruz. hatta maynard'ın —kimi katoliklerce "küfür" olarak dahi görülebilecek bir tutum içinde— annesine, kutsal üçlü'yü ayağına çağırabilecek denli aşkın bir yücelik atfettiğine tanık oluyoruz.

    yani evet, "judith"in üzerinden geçen 6 yıl, maynard james'in metafizik yaklaşımını kulakla duyulur derecede etkilemiş/dönüştürmüş fakat bunu sağlayan, onun başı-sonu belli bir doktrinler silsilesi olarak "din"e doğrudan ve farklı bir açıdan bakması değil, annesinin buna bakışı üzerinden yaptığı dolaylı okuma olmuş. 6 yıllık içsel yolculuğunun nihayetinde "wings"i yazan keenan, farklı kişilerin bağlamlarından bağımsız birer kavram olarak tanrı'ya, peygamber'e küfretmeye devam edebilecek olsa da annesinin tanrı'sına, rab'bine, mesih'ine dil uzatmayı düşünmeyecek bir insan haline gelmiş. ve sözlerin (şuradaki resmi sözleri temel alarak yaptığım) çevirilerine geçmeden evvel iddia edebilirim ki, 2006 model maynard james keenan'a "holy trinity"nin kimleri içerdiğini sorsaydık, alacağımız cevap «the holy spirit*, the father* and the daughter*» olurdu.

    ~~
    "marie'nin kanatları"

    sen...
    sen inandın...
    sen kimselerin göremediklerine inandın...
    sen bana inandın.

    tutkulu bir ruhtu sendeki;
    kesin,
    açık ve engin.
    gözlerindeki nur
    şimdi sakin.

    belim bükük.
    sense artık göremediklerimin ellerindesin.
    her şeye rağmen benim için dua eden sendin.
    peki ya ben, ben ne yaptım da
    senin gibi bir meleğin oğlu olmayı hak ettim?
    sana layık olacak
    ne eyledim?

    günün sıcak nuru yerini soğuk bir ışığa bırakıyor.
    böyle bir ışıkta seni görmek epey güç.
    bağışla bu bencil sorumu ama,
    ne olur, söyle bana,
    gece çökende kapımda biten hayaletlere ne diyeceğim?
    «o asla yalan söylemedi,
    —eh, belki de söyledi,
    ama onun hayatı asla bir yalan değildi.
    o bir hayata bile sahip değildi,
    ama şu da bir gerçek ki,
    o birine bir hayat bahşetti.» mi diyeceğim?

    görüyorsun ya, ben iyiyim.
    ve şimdi bize düşen,
    son yolculuğuna uğurlamak seni.

    ~~
    "10.000 gün"

    masalları dinliyor ve romantikleştiriyoruz;
    nasıl da yürümüştük kahraman'ın yolunda...
    nehirlerin yataklarından taştığı gün ile övünüyoruz;
    nasıl da yükselmiştik nurlar katına...

    kurtarıcı'nın kollarına varan bu yolu akla uydururken
    masalları dinliyor ve maskelere bürünüyoruz;
    sanki tüm o imtihanlardan geçen bizmişiz gibi...
    sanki tüm o musibetler bizim başımıza gelmiş gibi...
    halbuki hiçbirimiz ama hiçbirimiz orada değildik,
    senin olduğun gibi.

    cenaze merasimindeki cahil kardeşler,*
    etrafa sahte duygudaşlık saçıyor
    başka işleri yokmuş gibi...
    aralarında bir teki bile yok ki
    su dökebilsin eline senin.
    gözlerine perde takmış bu kalabalık, bu ikiyüzlüler
    asla göremeyecekler.

    bu judas'lar** alayı hakkında bunca laf yetsin.
    senin aydınlanmış olduğunu, sende ilahi bir parça bulunduğunu
    kim inkar edebilir?

    ve şu küçük nur var ya hani, bana senden miras kalan;
    sen yürüdüğün müddetçe
    onu canlı tutacağım,
    sen evine dönebilesin diye.

    ama ah, peki ya onlar ne yapacaklar, ışıklar sönüverdiğinde?
    sen olmazsan siyon'a* giden yolu nasıl bulacaklar?
    nehirler yataklarından taştığında ne yapacak onlar,
    tir tir titremekten başka?

    yüksek olan yol'dur, ama gözlerimiz toprağa kilitli.
    sen ışıktın, sen yoldun ve herkes böyle anacak seni.
    ben yalnızca dua ediyorum; rab seni yanına alacağı vakti bilir.
    ateşler içinde on bin gün yeterince uzundu
    ve şimdi sen evine dönüyorsun.

    sen; alnını ak, başını dik tutabilmiş tek insan,
    cennet'in kapısına vardığında yumruğunu salla ve şöyle de;
    «işte, döndüm evime!
    kutsal ruh'u, oğul'u ve baba'yı getirin bana!
    onlara benim, bu iman timsalinin, yükseldiğini söyleyin!
    vakit geldi artık!
    vaktim geldi!
    verin bana kanatlarımı!
    kanatlarımı verin!»

    sen ışıksın, sen yolsun ve herkes böyle anacak seni.

    bense buyum; yoldan çıkmışlığım, kibrim
    ve inananların üzerine fırlatılmış kanıtların yüküyle iki büklüm.
    sendin benim şahidim;
    kalp gözüm, delilim sendin.
    judith marie, sen, koşulsuz iman edendin.

    günün sıcak nuru yerini soğuk bir ışığa bırakıyor.
    böyle bir ışıkta seni görmek epey güç.
    ne olur, bağışla bu kaba önerimi ama,
    bu akşam yaradan'ının karşısına çıktığında
    o'nun gözlerine bak, gözlerine bak o'nun ve şöyle de;

    «asla yalandan bir hayat yaşamadım, asla bir cana kıymadım,
    ama şu da bir gerçek ki,
    birine bir hayat bağışladım.
    şükürler olsun sana, artık evime götür beni.»
22 entry daha