şükela:  tümü | bugün
71 entry daha
  • bir çok ülkenin katkı sağladığı ortak bir projedir. insanoğlunun yaptığı en pahalı ve en zor yapılar sıralamasında başı çeker. bir diğeri için: (bkz: lhc)
    yapımında kullanılan parçalar tek bir roketle taşınamayacağı için uzaya parça parça gönderilip uzayda birleştirilmiştir.

    peki, astronotlar bu istasyonda nasıl yaşıyor ihtiyaçlarını karşılıyor?

    1-temiz hava

    astronotların soluması için gerekli hava yine astronotların kendi soluduğu havadan, vücuttan atılan terden ve idrarından oluşur. istasyonun belirli kısımlarına yerleştirilen bir makine ile astronotların nefesindeki su buharı ve elbiselerindeki ter sıvısı emilip, suyun ana bileşeni olan hidrojen ve oksijenden ayrıştırılarak oksijen tekrar kullanılır. bu ayrıştırma işlemi, toplanan ve depolanan suya elektrik verilerek yapılır. yine bir sıvı olarak idrar da özel bir makine yardımıyla içindeki sudan ayrıştırılıp tekrar kullanılır. tüm toplanan suyun yaklaşık %94'lük kısmı ayrıştırılabilir. en gerekli şeyi yani soluyacağımız hava işini çözdüğümüze göre diğer bir ihtiyaç yani; elektrik enerjisi nasıl sağlanır şimdi buna gelelim.

    2-enerji kaynağı

    istasyonun etrafındaki dev güneş panelleri, güneşten aldığı ısı ve ışığı elektrik enerjisine çevirir. istasyonun tüm elektrik ihtiyacı bu paneller sayesinde karşılanır. fakat elektrik kaynağı olarak güneşi kullanmak, başka bir sorunu da beraberinde getirir. malum güneş, dünya ve istasyon sürekli hareket halindedir. güneş sürekli hareket ettiği için güneş panellerinin her zaman güneşe doğru bakması gerekir. bilim insanları ve mühendisler bu sorunu da jiroskop kullanarak çözmüşlerdir. örnek olarak elinizde millerinden tuttuğunuz boşta dönen bir bisiklet tekeri düşünün. siz boşlukta yani sürtünme olmayan bir ortamda bu tekeri döndürürseniz, tekerlek hep aynı yerde kalmak isteyecek ve dönme hareketi sizi hareket ettirmeye çalışacaktır. işte istasyonu sürekli güneşe doğru çeviren jiroskoplarda bu mantıkla çalışırlar. istasyonun belli kısımlarına yerleştirilen ve güneşin hareketine göre ayarlanan tekerlekler sürekli dönerek ağır ağır güneşi takip eder ve panellerin her zaman güneşe bakmasını sağlarlar.

    ihtiyaçlarımızı karşıladığımıza göre şimdi gelelim diğer hayati detaylara;

    3- yörünge

    uzayda yer çekimi, atmosfer ve hava olmadığından sürtünme kuvvetide yoktur. teknik olarak bir cisim bir hıza kavuştuğunda sürekli olarak bulunduğu hızda ilerlemeye devam eder. uzay istasyonunda da aynı mantık geçerlidir fakat, bulunduğu irtifa tam olarak bir boşluk sayılmaz. uzay istasyonları uydu yörüngesinden epey aşağıdadır ve bu irtifada hala bazı moleküller bulunur. istasyon dünya yörüngesindeki seyri boyunca bu moleküllere çarpar ve çok az bile olsa bir sürtünme kuvvetine maruz kalır. hız düşerse dünya istasyonu kendine çeker, istasyon atmosfere düşer ve parçalanır. sovyetler birliği ilk uzay istasyonunda (bkz: salyut) bu alçalışı yenmek için roket teknolojisine benzer bir yöntem kullanarak irtifasını korumaktaydı. fakat, uluslararası uzay istasyonu, alçalan irtifasını korumak için kendine kenetlenen uzay araçları ve roketleri kullanır.

    evet, uzun süre yaşayabilecek bir ortam oluşmaya başladı. ancak hala dışarıdan gelen gök cisimlerine karşı korunmasız bir haldeyiz.

    4- güvenlik

    güvenlik konusu uzayda çok önemli bir konu. istasyon sürekli olarak dışarıdan gelebilecek yabancı bir cisme karşı tehlike altında. uzayda bir kum tanesi büyüklüğünde bir cisim bile istasyonun dış katmanını delebilir. bunun sonucunda basınç düşer ve içerisindeki insanlar ölür. bu tehlikeye karşı bilim adamları ve mühendisler istasyonun tehlikeye en açık kısımlarını çelik yeleklerde de kullanılan kevlar isimli korumayla kapladı. fakat ya büyük cisimler? hala büyük gökcisimlerine karşı tehlike altındayız. bu sorun da radarlar sayesinde çözülmektedir. sürekli olarak yabancı gök cisimleri radar ile taranarak, tehlike söz konusu ise istasyon hareket ettirilerek çarpma engellenir.

    hmm, radar demişken, herşey tamam fakat ya iletişim?

    5- iletişim

    eskiden iletişim radyo dalgalarıyla sağlanıyordu. radyo dalgaları düz bir çizgi halinde ilerlediğinden istasyon antenin görüş açısında olduğu sürece iletişim mümkündü. antenin açısından çıktığında iletişim kesilirdi. nasa bir önceki gök laboratuvarında(bkz: skylab) sürekli iletişim sağlamak ve bu kaybı engellemek için burunlarına koca bir anten takılmış uçaklar kullanır, laboratuvar kapsama alanından çıktığı zaman diğer bir uçakla iletişim kurar, bu uçakları dünya etrafında sürekli uçurmak suretiyle iletişim kesilmeden laboratuvarla iletişim sağlardı. ama artık iletişim uydular aracılığıyla sağlanmaktadır. istasyon sürekli uyduların görüş açısındadır ve kesintisiz olarak yeryüzüyle iletişim halindedir.

    sonuç olarak;

    bence "uzay" gibi derin bir kavram söz konusu iken elimizdeki imkanlar ile hala çok gerideyiz. yine de bu geliştirilen teknolojiler, ileride yapılacak yeni keşiflerde çok işimize yarayacaktır. "ne işe yaradığı bilinmeyen" gibi yaklaşımlar yanlıştır. tüm bu araştırmalar, deneyler, ölümle baş başa yapılan her şey temelde insanlık için yapılmıştır.

    tüm entry el emeğidir, space oddity eşliğinde girilmiştir. imla hataları olabilir, çaylaklığıma sığınıyorum.

    edit: düzeltme
172 entry daha