şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • uzun zamandır takip ediyordum ve çıkar çıkmaz aldım. tam da tahmin etiğim gibi içine çekmeyi başaran oldukça duygusal bir oyun olmuş. savaşanları değil, savaşın ortasında hayatta kalmaya çalışan sivilleri oynamak açısından valiant hearts the great war ile benzerlik gösteriyor. yüzbin tane anlamsız savaş oyunu arasında savaşın asıl yüzünü gösteren bu tarz oyunlar artsa keşke... neyse, oyunda sürekli bir şeylere karar vermek zorundasınız ve kararlarınızın geri dönülmez sonuçları olabiliyor. herkes açken ilk hedef yemek bulmak mı olmalı, yoksa hasta olan tek bir kişi için ilaç mı aramalı? ya da kendi sebzelerinizi yetiştirmek için gereken yapıyı kurmak için malzeme arasak uzun vadede daha etkili olmaz mı? gerçi bu tarz bir karar verdikten sonra istediğinizi bulabilmek de ayrı bir mesele. gece olduğunda yağmalamaya gideceğiniz yeri seçerken orada ne bulabileceğiniz yazıyor, tehlikeli olup olmadığı da. ama yemek aramak için gittiğiniz bir yerde yemeği bulana kadar silahlı adamlarla karşılaşıp eliniz boş dönebiliyorsunuz, ya da gün doğana kadar yemek bulamayabiliyorsunuz. en kötüsü harika şeyler bulup tam dönecekken kaçamadan öldürülmek oluyor. veya kaçmayı başarıp sığınağa döndüğünüzde saldırı olduğunu, sınırlı miktardaki yemeğin, ilacın vs. çalındığını öğrenip iyice umutsuzlaşabiliyorsunuz. işler kötüye gittikçe sığınaktaki insanlar da umutsuzlaşıyor, onlarla beraber siz de. ama tam o anda kapı çalıyor ve 3 konserve yemek getiriyor biri mesela yardım için. ya da tam herkes açlıktan ya da hastalıktan ölecek diye düşünürken o gece yağmaladığınız yerden harika kaynaklarla dönebiliyorsunuz. ya da aksine, her şeyin çok iyi gittiğini düşünürken bir bakıyorsunuz iki kişi hastalandı ve ilacınız kalmamış... mesela 2 küçük çocuk geldi günün birinde, "annemiz hasta, ilaç bulamazsak ölecek" diye, kalan son ilaçları verdim(vermeyebilirsiniz de tabii, tamamen seçime bağlı). birkaç gün sonra tekrar geldiler, bu sefer "annemiz iyileşiyor ama bu sefer de yemeğimiz yok" diye. yalnızca 2 konservem kalmış ki 4 kişiyiz. vermedim. veremezdim yani. demem o ki kaynak yönetimi açısından o kadar kısır ki oyun, tırnak yeme raddesine geliyorsunuz. bu kendi sebzelerini yetiştirme şeysini kurunca rahatlayacağımı düşünmüştüm ama onda da 4 sebze için 10 birim su istiyor, çüş. e su için de filtre yapmak, filtre yapmak için de ıvır zıvır gerekiyor, sürekli bir şeyler için başka bir şeyleri feda etmek durumundasınız. iç savaşın ortasında, pislik hükümetin bütün yolları kapattığı, isyancılara kaynak gönderilmesine izin vermediği bir ortamda o kadar gerçekçi olmuş ki her şey. yağmalamaya gittiğiniz yerlerde bulduğunuz mektuplar, fotoğraflar... korunmasız yaşlı çiftin evine gidip her şeylerini çaldığınızda pislik gibi hissediyorsunuz, ama yapacak bir şey yok, savaş bu, hayatta kalmalısınız. aynı eve bir sonraki gidişinizde ise... neyse. radyo yaparsanız ara sıra haberler geliyor, kimse savaşın ne zaman biteceğini bilmiyor. savaş bitse oynayacak bir şey de kalmayacağını bile bile "keşke bitse" derken buluyorum kendimi. daha ne diyeyim gerçekçilik hakkında...

    kalbinizi kırıyor bu oyun, ama "bir gün daha dayanın" diyorsunuz, "belki savaş biter..." ta ki sığınaktaki herkes soğuktan, hastalıktan, kanamadan ya da açlıktan ölene kadar(bazen de "başka yerde hayatta kalmak daha kolay olur" diye düşünerek terk ediyorlar sizi, "bi boku beceremedin" diyorlar kısaca). sonra tekrar başlıyorsunuz.

    savaşı en gerçekçi şekilde anlatan oyunlardan biri, steam'de 31 lira. ayrıca müzikleri ve çizimleri de çok güzel. alın aldırın bence.
157 entry daha