şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • hayat çoğu kez bir başkasının kazdığı karanlık bir kuyuya düşerek başlıyor bizim için, özellikle bu coğrafyada… sonra farkında olmadan kendimiz daha da derinleştirip karartıyoruz o kuyuyu… debeleniyoruz, debelendikçe içine çekiyor bizi, karanlık kuyu; adına da “mutsuzluk” diyoruz… ve çoğu zaman bir yardım eli gerekiyor oradan çıkmak için… işte o ellerden biri de, tuna tüner'in eli...

    düştüğünüz kuyudan çıkmaya karar verdiyseniz, uzattığınız eliniz tutulacak ve -aslında- kalbinizde, aklınızda, çıkmak istediğiniz yer, her neresi ise, oraya gidilecek yol gösterilecektir bu el tarafından… yola çıkmak isteyene iyi yolculuklar dilerim...

    tanım; size kendinizi hediye eden...

    hatta öyle bir hediye eder ki (tabii buna istekliyseniz) t. t.'den önce ve t. t.'den sonra diye ikiye ayırırsınız kendinizi... iyi ki var olan'dır...

    ek; bir de hakkında "yaptıklarıyla söyledikleri çelişiyor, kıskanç" v.s. gibi şeyler yazılıyor veya söyleniyor... yahu kim bu adam bir melektir dedi ki size zaten? sen iyileşmemeye değişmemeye bahane ararsan çok tabii! bunlardan biri de "ay o adam çok bla bla... mış" size ne ki adamın özel yaşamından? sen gidip sorununu çözdün mü, çözmedin mi ondan haber ver. ha çözemedin, gitmedin çünkü... çünkü adam çok şu, bu... e ama o bok attığın adam benim iyi olmamı sağladı, n'aber!? hiç çözemeyecekmiş gibi olduğum, içinden çıkamayacağımı düşündüğüm sorunlarımı ortadan kaldırmama sebep oldu??? (benim ve sayısız kişinin) şöyle örnekleyebiliriz bunu... yıllar önce bir film izlediniz diyelim. oyuncusuna aşık oldunuz, filme bayıldınız, müthiş duygular içinde çıktınız sinema salonundan... aradan yıllar geçti... o aşık olduğunuz oyuncunun tacizci tecavüzcü olduğunu öğrendiniz... bu bilgi, filmi izlediğiniz "an"daki hislerinizi yok edebilir mi, edemez! ya da tıp eğitimi almış bir adamı düşünsenize, ay bu adam karısını dövüyormuş, benim böbreğimi nasıl nakledecek şimdi diyor musunuz, demiyorsunuz! ya da "ama kendi de böbrek hastasıymış" falan??? işte bu da birazcık öyle bir şey... tamam içerik olarak daha havada bir iş bu, insan istiyor ki karşısında her sorununu çözmüş birileri olsun... ama kimin ne hakkı var ki böyle bir şey istemeye başkasından... nasıl deriz ki başkasına "sen mükemmel değilsin, sana güvenemem"? ....

    film örneğine geri dönersek; hayatınızın bir film senaryosu olduğunu düşünelim mesela... işte tuna tüner de sizinle, sizin senaryonuzda buluşur, sizinle birlikte o "an"a geri döner, (sizinle birlikte o kuyuya iner yani ve hiç kolay bir iş değil, her gün başka birinin kuyusuna, kuytusuna inmek) sonra size ihtiyacınız olanı verir ve o "an"ın size verdiğini, hiç bir şey geri alamaz sizden artık... onu almaya bakın derim ben... ve tuna tüner'in (ya da bu işi gerçekten bilerek yapan herhangi bir kişinin) karakteri, onun sizi iyileştirmesine engel değildir, "kıskanç" da olsa iyileşirsiniz, "kendi kişisel sorunlarını çözememiş" olsa da iyileşirsiniz... ama az, ama çok... azlığı çokluğu da sizin isteğinize bağlı, almaya ne kadar hazırsanız o kadar işte... ne kadar ekmek, o kadar köfte...

    bu alma verme işinin, tuna tüner'in karakterini aşan bir yanı vardır yani dostlar... bazı insanlar belli ve özel işler için dünyaya gelirler ve fakat mükemmel olmak zorunda değildirler...
5 entry daha