şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • hecuba ya da hekabe freud'un gözünden kaçan fallik bir rüya örnekliğinin baş kahramanı olmuştu. malumunuz, freud içinde ateş bulunan çubuklara ayrı anlam yükler, bilhassa evinin duvarına bir tane asmıştı. bu son kısım şaka. ama baş kısımda ciddiydim. prometheus'un zeus'tan çalıp içine yerleştirdiği bir çubuk vardı ya hani, işte o freud'a göre penisi, içindeki ateş de salepe benzeyen malum üretici sıvıyı imliyordu. bu durumda dölleyen baba zeus'un haz veren ve işemeye yarayan çubuğu içinde üretici karakteristiğiyle birlikte çalınmış ve daha aşağı bir varlık olan insanların teknolojik atılımlarını tetikleyen bir unsurun belirleyicisi olmuştu. -bu konuyla ilgili olarak bkz. "prometheus’un kamıştaki ateşi ya da fallik sembol" başlıklı yazıma bakabilirsiniz.- malumunuz, ateşin keşfi teknolojinin keşfidir, haliyle mitik anlatıdaki bu ateş tekelinin kırılması olayı da mutlu ama aptal insanoğlunun mutsuz ama akıllı mı akıllı yaratıklardan mürekkep bir topluluğa evrilmesinin kilometre taşı olmuştur. peki, freud'un es geçtiği hecuba ya da hekabe anlatısı nedir? onda da böyle birtakım duyanı tiftifkleyen unsurlar mı var? bakalım.

    martialis'in güzel ve genç kadını, hektor'un karısı olan andromakhe'nin (3.76.4) zıddıdır hecuba. dymas'ın kızı, troia kralı priamus'un karısıdır aynı zamanda. helene'yi kaçıran paris'in troia'nın başını belaya sokacağını rüyasında görmüştür. rüya sanatlı. anlatılana göre bildiğimiz çırağı ya da meşale, hani o vakitler çakmak falan yok ya, mangalı yakmak için kullanılan, çabuk parlayan bir araç hecuba'yı hamile bırakıyor. bildiğimiz hamile bırakıyor. aynı rüyanın içinde, sanki on dakika rüya arası gibi, ikinci bölüme geçiliyor ve çırağı ya da meşale tarafından hamile bırakılan hecuba bebek diye alevler doğuruyor, bildiğimiz alevler. şimdi, sen freud'sun, böyle bir malzemeyi nasıl kaçırırsın? nasıl es geçersin? sonra efendim, sabah uyanıyor hecuba, yatağında öküz gibi uyuyan kral priamus'a "kalk bey" diyor, "kötü rüya gördüm." "ne gördün lan yine? bıktım senin şu rüyalarından, karabasanından" diye tersliyor priamus.

    "ya ne göreceğim, bildiğimiz meşale beni hamile bıraktı alev doğurdum" diyor hecuba. troia devletinin bekasını her şeyin önünde tutan kral priamus kehanetlere fazla anlam yükleyen her eskiçağ geleneği gibi, kendi geleneklerinin de verdiği rahatsız edici evhamla aisakos'u çağırıyor. bu aisakos troia'nın kehanetlerinden sorumlu devlet bakanı gibi, kötü rüya gören, aslanların kente indiğini gören, tarlalarda tuhaf sign'lar gören ona danışıyor. neyse efendim, bu aisakos'a anlatıyorlar rüyayı. "böyle böyle, bizim hanımı meşale hamile bırakmış, alev doğurmuş, hele bir yorumlayıver" demiş priamus. aisakos da ne yapsın, demiş ki "ya kralım, sen bilmez misin, bizim gibi eski kültürlerin hepsinde neredeyse ortak olan temalar var ve onlardan biri de tam bu, yani böyle şiddetli bir hamilelik görüntüsü, bildiğimiz felakettir, felaket! kral arthur anlatısını bilir misin kralım?" "o kim lan? akhalardan biri mi yoksa?" "neyse boşver kralım, anakronik oldu. demem o ki, hecuba'nın senden çocuğu olacak, alev alev yakacak troia'yı, ben sana söyleyeyim, çocuğu asar mısın, keser misin, saturnus gibi yer misin bilmem ama bir şekilde def et! yoksa ocağımıza incir ağacı dikecek it oğlu it!" "lafını bil lan, prens o, benim oğlum, adını bile koydum şimdiden, 'paris'" "bildiğimiz paris mi?" "evet, paris'im o benim, meşale oğlum!" nitekim shakespeare'in troilus and cressida'sının bir yerinde "our fire-brand brother, paris, burns us all / cry, trojans, cry!" denir, olay bu yani.

    sonra, devleti her şeyin önüne koymak suretiyle tam bir açık toplum düşmanlığı yapan kral priamus yeni doğan bebeğini agelaos ismindeki bir köleye verir. köle paris adındaki bu bebeği ida dağına götürür ve oraya bırakır. beş gün boyunca bir ayı paris'i besler, büyütür, hayatın zorluklarını ve sevginin emek olduğunu öğretir. sonra, agelaos bunu bulur ve ana bildiği ayıdan kopararak yetiştirmeye karar verir. sonrasını biliyorsunuz, yakışıklı bir oğlan olur paris, sürülere bakar, kızların kalbini çalar, vs. bir gün dünyanın en güzel tanrıçasına yazılı elmayı aphrodite'ye vererek dünyanın en güzel kızını kapar ama sorun şu ki, kız evlidir, vs.

    tekrar hecuba'ya dönelim.

    hecuba iffetiyle meşhur bir kadındı. bacaklarının arasına meşale sokacak biri değildi, bana kalırsa rüyanın bununla bir ilgisi var. rüya yıkıcı bir geleceği anlatan basit bir kehanet aracı olamaz. meşale, bildiğimiz meşale giriyor kadına ve onu döllüyor. bu onun cezalandırılmasıyla alakalı olabilir mi? "eteğin görüldü kapa", "kukunu yakarım", "bisiklete binme kızlığın gider, gibisinden uyarılar" malum, yunan anlatıları da benzer bir cezalandırmayı öngörmüş olabilir. mesajı iktidarın simgesi olan ateşi bizatihi kralın karısına yani kraliçeye acı çektirerek yerleştirmek üzerinden vermiş olabilirler mi? iffet kutsal iktidarın cezalandırmasının tam zıddıdır. iffetlilik vurgulanırken cezalandırılası kötülere vurgu öne çıkar. örneğin brendan kennely'nin troialı kadınlar'ında iffetli hecuba oğlunun getirdiği gelin helene'yi bildiğimiz "am" olarak adlandırır ve ona kızarak "ben de sik değilim" der. helene'ye dönük hakaretamiz (bu nasıl bir kelime?) yaklaşım yunan ve roma anlatılarında sık gördüğümüz bir durumdur, önemli olan hecuba'nın bir kaynana olarak neden böyle bir rüyayla uyarıldığıdır. ben iffetliliğin sembolü olabilecek (ve dolayısıyla rüyayı görebilecek) başka bir kişi bulunamamasını bir neden olarak ortaya koyuyorum, cezalandırılma gerekçesi ise basit, yunanların iki numaralı komutanının karısının çalınarak yeni ve daha da önemlisi yabancı / barbar bir aileye / hanedana kabul edilmiş olmasıdır. o aileye zarar vermek isteseniz, en değerli varlığını hedef olarak bellemez misiniz? rüyanın işlevi budur. rüya intikam amacıyla troia'nın iffetine göz dikildiğini anlatır, ateş ise bildiğimiz ceza aracı.

    bununla birlikte rüyada görülen ateşin "tutkunun ateşi" olarak yorumlanması da mümkündür. zira paris helene'yi aklın sembolü olan athena'yı ve gücün sembolü olan hera'yı reddedip, aşkın ve şehvetin sembolü olan aphrodite'yi seçtiği için kaçırmıştır. ele avuca sığmaz tutkunun akıl ve gücü ortadan kaldırabileceğine ilişkin yaygın yunan anlatımının farkındayız, elimizde sayısız örnek var, hem tragedyada hem de felsefede. ilkinde trajik ilişkilerin köşebaşlarındaki dramatik öğeler tutkunun esiri olmuş bireylerin akıl ve güçten yoksun düşüşünü anlatır. ikincisinde yani felsefede ise neredeyse her ekol ruh dinginliğini en iyi kendisinin ilkeleriyle sağlayabileceğini varsayarak propaganda yapar ve tutkuyu dizginlemenin pratik ve pragmatik araçsallığını öne çıkarır. yunan edebiyatı eserlerinde paris'in ateş çubuğunun keyfinden ötürü troia'yı ateşe attığı yönünde anlatımlar mevcuttur, onu yer yer gerizekalı kılan aklı ve gücü reddedişidir. en nihayetinde hecuba'nın rüyasında troia'nın yıkılışı bu iki değeri yitirişiyle alakalandırılabilir. ateş yine bildik cezalandırma aygıtı.

    ironik olan şu brendan kennely'nin yukarıda bahsettiğim eserinde hecuba "denizin korkusuz, doğal dalgası" olarak övülüyor, hani ateşle kehanetlenen/sınanan kadın bu. dalgayı köleleştiremezsiniz ama hecuba yunan anlatılarında köleleşiyor, acaba gördüğü rüyanın troia'nın yanıp kül olmasıyla değil de, hecuba'nın kadınsı iffetinin ayaklar altına alınmasıyla bir ilgisi olabilir mi? olabilir. zira troia savaşı'ndan sonra köle olarak odysseus'a veriliyor ve tanrıların bir hikmeti olan bu eylem hecuba'yı çılgına çeviriyor, odysseus'a bir güzel beddua ediyor. tanrılar buna kızıp hecuba'yı köpeğe çeviriyor. sen hem her şeyini kaybet, düşmana esir ol, hem de tanrılar seni köpeğe çevirsin. bildiğimiz köpek.