şükela:  tümü | bugün
29 entry daha
  • bir bipolar bozukluk sahibi birey olarak bu hastalık ve sanatsal yaratıcılık hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. önce tanımlarımızı yapmamız gerekirse bipolar bozukluk; tüm dünyada görülme sıklığı %2 dolaylarında olan, bu nedenle sık görülen hastalıklar grubunda yer alan, sıklıkla kişinin duygudurumunda aşırı yükselmelerden (mani) çöküşlere (depresyon) ve yine yükselmelere (tam tersi olarak önce çöküş sonra yükselme tekrar çöküş görülebilir) dönüşen ve aralarda normal duygudurum bulunan dalgalanmaların yaşandığı psikotik bir bozukluktur. bu tanım tipik bir klinik tablo olup farklı kişilerde belirtiler büyük farklılıklar da gösterebilmektedir. sanatsal yaratıcılığın (veya sadece yaratıcılık) tanımını yapmak gerekirse, bir sanat, edebiyat veya bilim dalında yeni ve değişik bir eser ortaya konmasını, yeni bir bakış açısı getirilmesini veya toplum ve insan için hayatı kolaylaştıran yeni bir ürünün ortaya konması söyleyebiliriz.

    yaratıcılığın ve yaratıcı kişilerin özellikleri tüm dünyada binyıllardır ilgi çekmekle birlikte, bu konudaki çalışmaların daha çok son yüz yılda olduğu bilinmektedir. bu çalışmalarda yaratıcı bireylerin incelenmesiyle bulunan en belirgin özellikler ise şöyle sıralanmaktadır.
    özgün ve çabuk düşünebilme yetisi yüksek,
    yeniliğe açık,
    meraklı,
    ilgi alanları çok yönlü,
    konulara-sorunlara farklı açılardan yaklaşabilme becerisi yüksek,
    başarılı,
    özgür,
    içe dönük veya coşkulu bir yapıda ,
    sezgileri güçlü,
    soyut veya somut nesne ve kavramlar arasındaki bağlantıları yakalayıp ilişkilendirebilme gücü yüksek,
    hayal gücü zengin,
    senaryo üretebilme becerisi yüksek,
    üretken.
    elbette yaratıcı olarak tanımlanan bir bireyde bu özelliklerin tümünün bulunması gerekli değildir. yaratıcı bireyler toplumun normal olarak gördüğü bireylerin ortalama özelliklerinden biraz sapma gösterirler. bu durumu örneklemek gerekirse;
    bu bireyler toplumun değer yargılarına göre uçlarda gezinirler,
    alışılmış ve bilinenlerle yetinmeyip yenilik peşinde koşarlar,
    eleştirel bakış açısıyla davranırlar.

    bu noktada karşımıza “yaratıcılığın zekayla ilişkisi var mıdır?” sorusu çıkmaktadır. yaratıcılığın zekayla ilişkili olduğu, ancak zekadan bağımsız bir zihinsel yetenek olduğu genel olarak kabul edilir. araştırmalarda yaratıcı bireylerin zeka katsayısı diğer bireylerden daha yüksek bulunmuş, bu bireyler yaşıtlarından daha zeki olarak değerlendirilmiştir. ancak bu konudaki çalışmalar yüksek zeka katsayısına sahip olan bireylerin diğer bireylere göre bazı özelliklerinin farklı olduğunu, fakat yaratıcılık yönünden farklarının olmadığını da göstermiştir. zeka yaratıcılık için gerekli, fakat tek başına yeterli değildir. bir araştırmada, zeka katsayısının 120’nin üstünde olmasıyla yaratıcılık arasında bir ilişki bulunamamıştır. zeki insanların yaratıcılık konusunda diğer insanlardan farkı, yaratıcılığın daha kolay geliştirilebilmesi olarak gösterilebilir.

    o zaman yeni bir soruya cevap vermemiz gerekir. yaratıcılık doğuştan mı gelir?
    tüm bireylerde doğuştan gelen az veya çok yaratıcılık yeteneğinin olduğu kabul edilir. bireyin büyümesiyle bakış açısının genişlemeye başlaması, yenilik arayışı ve merakın desteklenmesiyle, bireye özgün düşünce ve çözüm önerileri için fırsat tanınırsa bu yeteneğin geliştirilebileceği kesindir. tüm dünyada yaratıcılıkta öğrenmenin rolünün olmadığı ve öğrenilemediği kabul edilmiştir. bazı çalışmalar yaratıcılığın genetik bir yönünün olduğunu öne sürer. bazı çalışmalarda ise, yaratıcılık süreci sırasında beynin bazı bölgelerinde etkinlik artışı ve biyokimyasal değişiklikler olduğu saptanmıştır.
    buraya kadarlık açıklamamızda yaratıcılığın zekayla bilinen bir ilişkisi olmamakla beraber genel olarak ilişkili olduğunun kabul edildiğini, her bireyin doğuştan gelen yaratıcılık yeteneğinin var olduğunun kabul edilmesine rağmen, uygun yönlendirilmemiş bireylerin yaratıcılıklarının köreldiği ve yaratıcılığın öğrenilemediği kabul edilmiştir. ayrıca yaratıcılık sürecinde beynin bazı bölgelerinde etkinlik artışı ve biyokimyasal değişiklikler olduğu saptanmıştır. o zaman bipolar bozukluk ile yaratıcılık arasında kurulmaya çalışılan bağın sebebi nedir diye sorulmalıdır.

    birçok psikotik bozuklukta olduğu gibi bipolar bireylerde de nevrotik özellikler görülür. ayrıca yaratım sürecinde sanatçılarda da nevrotik özellikler görülmektedir. bu nedenle de yaratıcılığın ruhsal sorunlarla veya bozukluklarla birlikte olabildiği, fakat yaratıcılığın her zaman nevrotik özelliklerin bir sonucu olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
    tüm insanlar gibi, sanatçının da gerçek dünyada doyuma ulaştıramadığı bilinçdışı istekleri, özlemleri, cinsel enerjisi vardır. bunlar yaratıcılığın ürünlerinde (eser, düşünce) biçim değiştirmiş olarak görülür. bu biçim değiştirmiş ürünler toplum tarafından üstün değerler olarak kabul edilir ve bizler bunların bilinçdışındaki gerçek görünümlerini bilemeyiz. sanatçıların ürünlerini anlayabilmek için, sanatçıların normalden sapmaları, davranışları, iç dünyası incelenmelidir. sanatçılar genellikle nevrotik özelliklere sahip bireyler olarak görülür. oysa bu her zaman doğru değildir. nevrotik bir bireyde görülen özellikler olumsuz veya yıkıcı olarak nitelendirilirken, yaratıcı bireyde nevrotik özellikler olumlu ve yapıcı bir niteliğe dönüşmüştür. yaratıcılık ruhsal sorunlarla veya bozukluklarla birlikte olabilir, fakat yaratıcılığın nevrotik özelliklerin bir sonucu olması gerekmez. araştırmalar nevrotik kişilik özelliklerinin sanatsal yaratıcılığa dönüşebildiğini, bipolar bozuklukların yaratıcılığı kışkırttığını, şizofrenide de yaratıcılık örneklerinin görülebildiğini öne sürmektedir. bunun yanı sıra, sanatçıların beyinlerindeki (bilinçdışındaki) yoğun duyguların ve düşüncelerin dışa vurulması normalden sapma olarak değerlendirilebilmektedir. oysa yaratıcı bireyler için bunun doğal olduğu ve hastalık olarak görülmemesi gerektiği öne sürülmektedir.
    çoğu sanatçı eser yaratmanın kendileri için bir baş etme yolu olduğunu belirtir. aynı şekilde bipolar bozukluğu olan bireylerde rahatsızlığın verdiği kaotik süreçle baş etme noktasında bir takım sanatsal uğraşlara yönelebilmektedir. yaratıcılık olumlu duygudurum, mutluluk ve ruh sağlığı ile doğrudan ilişkilidir. hem manide, hem de depresif dönemde yoğun duygular yaşanır; bu duygular manide olumlu, depresyonda olumsuzdur.

    depresyonda yoğun olumsuz duygular yaşanır. birey kendine, zihnine odaklanır; dış dünyaya karşı ilgisizdir. birey kendi duyguları ve düşünceleriyle aşırı ilgilidir, içe bakış en üst düzeydedir. bu dönemin yaratıcılığa temel hazırladığı kabul edilir. mani döneminde sanrı ve varsanı gibi psikotik belirtiler, dikkat dağınıklığı ve fikir uçuşması gibi belirtiler nedeniyle bireyin bir konuya yoğunlaşıp bir eser ortaya koyması güçtür. yaratıcılığın ve yaratıcılık ürününün en çok ortaya konduğu dönem hipomani dönemi olarak kabul edilir. bu dönem manik dönemden daha hafif şiddette belirtilerle karakterizedir. ancak yukarıdaki açıklamaların tersine depresif dönemde de yaratıcılık ürünleri ortaya konabilmektedir. örneğin, van goghayçiçeği” tablosunu depresyondayken, edward munchçığlık” tablosunu yaşamının en karmaşık döneminde yapmıştır. bu örneklerin tersine, yazar virginia woolf depresyondayken yazamadığını belirtmiştir.

    peki bipolar bozukluklar yaratıcılığı artırıyorsa, tedavi ile yaratıcılık nasıl etkilenir? munch’un doktoru olan dr. panter, munch’un başarılı bir tedaviden sonra onun yaratıcılığının kaybolduğunu belirtmiştir. bu saptama bipolar bozuklukla yaratıcılık arasında bir ilişkinin olduğu görüşünü desteklemektedir. bipolar bozukluklar en dar tanımlamalarla toplumda %1-1.5 oranında görülebilmektedir. sanatçılar arasında ise bu oran %11’e kadar çıkmaktadır. çoğumuzun tanıdığı sanatçılardan bipolar bozukluğu olanlar veya olduğu düşünülenler arasında william blake, jack london, virginia woolf, ernest hemingway, jean-claude van damme, edgar allan poe, florence nightingale, vivien leigh, mel gibson, richard dreyfuss, paul gascoigne vardır. fakat her bipolar bozukluğu olan birey yaratıcı değildir, her yaratıcı olan bireyin de bipolar bozukluğu olması gerekmez. yine de yaratıcılıkla bipolar bozukluklar arasında bir ilişki var gibi görünmektedir.

    bipolar bozukluğun mu yaratıcılığı kışkırttığı, yaratıcılığın mı bipolar bozukluğa zemin hazırladığı henüz tam olarak açıklığa kavuşmamıştır.
10 entry daha

hesabın var mı? giriş yap