şükela:  tümü | bugün soru sor
133 entry daha
  • hayatımızı sikip atmış hastalık. hastalıkların en orrospu çocuğu.

    biliyorum ki yakınına bu iğrenç hastalığın teşhisi konmuş her sözlük okuru, bilimsel makale okur gibi gelip burda arayacak konunun vehametini.

    bi kaç ay önce anneme bu teşhis konulduğunda burda yazan bütün entryleri okudum. kutsal bilgi kaynağı ya, burdan alırım en ulvi bilgileri dedim. moralimi düzeltecek herhangi bir konuya rastlamadım. herkeste durum aynı mı bilmiyorum ancak dördüncü evre akciğer kanseri diye konduysa o teşhis, burda yazılan çizilen her bok teker teker yaşanıyormuş.

    bi telefon gelir hsbc bankasından, check up kazandınız diye. henüz yeni menapoza girmiş annemi bi götürelim, "madem check up kazandık troidlerinde bi sıkıntı var mıdır acaba?" diye düştük yollara. yapılan testler alınan kanlar çekilen röntgenler derken dahiliye doktoru ciğerde gördüğü lekeden kıllanır. bir de renkli mr ister.

    her şey ne olduysa o zamandan sonra başladı zaten. daha önce defalarca yazılmış teşhis konulduktan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi değildir diye. harbiden dostum, bu hasta olan kişi kadar hasta yakını için de geçerli bir şey. artık gerçekten de hiçbir şey eskisi gibi değil.

    tıp fakültesine sevk edildik çok geçmeden. ciğerlerde cep telefonunundan hallice bir kitle var ve bunun ne olduğu kocaman bir sır. ben yine ukalaca kocaman konuşuyorum. bir insanın 12 cm boyutunda ciğerlerinde bir kitlesi varsa nasıl bu kadar normal olabilir? tamamen bir yanlış anlaşılmadır lan bu diyorum tüm soranlara. akla yatar mantıklı bir durum değil zira annem her sabah 180 metrekare evi temizleyip üstüne kahve içelim mi cihan diye soran bir kadın. saçma sapan gelip yerleşmiş öksürük dışında hiç bir akciğer kanseri belirtimiz yok!

    biyopsi yapılsın dendi. bekledim ki o gerizekalı doktorlar yanlış teşhis koyduklarını deklare edebilsinler. parça alalım dediler. alın dedik. alın ki bizi de rahatlatın.

    iğneli biyopsi yapıldı. uzunca bir süre bekledik patoloji sonucunun çıkmasını. işte o dönem okudum burda yazan her boku. akciğer kanseri denen nanenin ne denli boktan davranabildiğini. dördüncü evreye gelene dek hiç bir belirti vermediğini. süngerimsi yapısının hastalığı çok da güzel saklayabildiğini.

    pazartesi çıkacak sonuçlar dendi, çıkmadı. cuma'ya kaldı dediler; yine koyamadılar teşhisi. sonra o malum telefon geldi.

    -küçük hücreli dışı adenokarsinom.

    51 yaşında olan anneme böylesine havalı bir tanı kondu. hepimiz birbirimize bakıyoruz evde. adenokarsinom. kötünün iyisi lan! küçük hücreli değil en nihayetinde!

    mersin'de yaşıyor annem. mersin'in siktiğim hastanelerine de, doktorlarına da güvenemediğimizden istanbul'da bu işi çözme kararı aldık. ama artık bir kere konu bıçak gibi deldi geçti bütün aileyi.

    çapa'da aldık soluğu elimizde toraks cd'si ve tanı kağıdı ile birlikte. kitle santral merkezde olduğundan ve çok büyük olduğundan ameliyat mümkün değilmiş. pet tarama yapalım dediler. ne durumdayız görmemiz lazım. pet tarama yapıldı. br de onun sonucunu bekledik. zaten hep bi bekleyiş.
    sonuç hiç de hayırlı gelmedi. lenflerde metastaz olduğu gibi sıçramadığı kemik de kalmamış. boyunda kaburgasında kuyruk sokumunda ve bacaktaki kemiklerde metastazlar mevcut.

    kemoterapi yerine akıllı ilaç kullanabilir miyiz diye bir kaç test istediler. alk ve efgr testleri. gen mutasyonuna bakacaklarmış. 20 seneden fazla sigara tüketmiş olan annemin genetiği bozulduğundan olsa gerek bu testler de negatif çıktı. akıllı ilaç denen nane sigara içmeyen insanlarda işe yarıyormuş daha çok. sigara kullanan insanlarda testin pozitif çıkma olasılığı %4'ün altındaymış zaten.
    yani bu umut da yeşerdiği gibi kendiliğinden eriyip gitti hemen.

    kemoterapi dedi doktorlar. kemoterapi deyince aklıma saçların döküleceği geldi. saçların dökülme olayı, kemoterapi denen aşağılık tedavinin en sevimli tarafıymış. en çok saçları gidecek diye üzülürken ben, çok daha ciddi sıkıntıların içinde olduğumuzu farkedememiştim.

    cisplatin ve etoposid verildi ilaç olarak. ilk 4 gün hiç bir yan etkisini göremedik. süper lan annemin vücudu kemoterapiyi gayet rahat tolere edebiliyor sanıyordum ki beşinci gün başladı yan etkiler. tahammülsüz kusma isteği, durudurulamaz öksürük, iki gün kabız üç gün ishal... annem başladı erimeye. kabız, ishal, mide bulantısı, bunlar da sonradan sevimli yan etkiler olarak gelecekmiş. kısa süre sonra bunu da anladık.

    evime götürün beni dedi. yatağımda olmak istiyorum.

    adana acıbadem hastanesinde civar illerce isim yapmış bir onkolog bulundu. güvenilir gözüküyordu adam. hakkında gayet olumlu şeyler yazılmış çizilmiş internette de.

    ikinci kür kemoterapi ilacını değiştirmeye karar verdi doktor kişisi. dördüncü evre akciğer ca'lı birini tedavi etmenin şansı olmadığını, verilecek olan kemoterapi "yaşam standardını yükseltme ve kalan ömrüne bi kaç ay ekleme" amaçlı olacakmış.

    ne kadar da rahat söyleyebiliyor bunu doktorlar. ben o güler yüzlü doktora annemi kurtarabilecek miyiz diye sorduğumda yine o güler yüzüyle, bir o kadar da net cevapladı:

    -hayır. böyle bir şey söz konusu değil.

    o bu cümleyi kurarken hastaneyi başıma yıktılar gibi hissettim. kurduğu cümlenin enkazından hala kalkmış değilim.

    ikinci kür başladı. cisplatin ve ticari adı alimta olan iki ilaç verildi damardan. kemikler için ise başka bir ilaç.

    bu süre zarfında sırttaki ağrılar giderek artmaya başladı. artık kırmızı reçeteli ciddi ağrı kesicilere başlamıştık bile. contramal damla kullanmaya başladık. codeine şurup hazırlatıyorduk eczanenin tekine öksürüğünü kesmek ve ağrılarını dindirmek için.

    ikinci kemoterapi sonrası zayıflayan bünye nerden olduğunu bilemediğimiz bi bakteri kaptı.
    önce amip oldu. kan değerleri o kadar düştü ki dışardan gelebilecek her mikroba karşı bünye kendini aç hissediyor olsa gerek üstüne zatürre oldu.

    kemoterapi yaşam standartımızı yükseltmekten çok yakıp yıkıyordu önüne gelen ne var ne yoksa. 21 gün mücadele ile geçti. bağışıklık sistemi çöktükçe kanser de agresifleşiyordu. farkında olmadan yaptığı ellerindeki garip kasılmalardan şüphelendim. beyin mr'ı çekilsin istedim.

    çektirdik.

    ne yazık ki beyinde de metastaz varmış. tüm bunlar olurken daha teşhisin konulmasının üçüncü ayındayız. üç ay içinde bu iğrenç hastalık her tarafı sardı bile.

    beyin metastazı için gamma knife uygun görüldü. tek seferde, tek ışınla radyocerrahi mümkünmüş. en büyüğü 1.5 cm olan üç kitle gamma knife ile yok edildi.

    bütün bunlar olurken annem kelimenin tam anlamıyla erimeye başladı. teşbih yapmıyorum, annem terleyerek erimeye başladı. öyle bir terleme ki on beş dakikada bir, kıyafetleriyle havuza düşmüşcesine terliyordu. sonra bir gün bilinci de kayboldu. beni tanımıyordu. sırılsıklam geçen bir haftanın sonunda yoğun bakım günleri başladı. yoğun bakım önünde geçen bekleyişler. o kadar çok terlemiş ki vücudun elektrolit dengesi bozulmuş. sodyum ve kalsiyum değerleri olması gerekenin çok altında. sevindirici haber yaşadığı bilinç kaybının beyin metastazı ile alakası yokmuş. vücutta biten tuz beyin sinyallerinin iletilememesine sebep oluyormuş. tuz yoksa iletken de yok.

    kanser agresifleştikçe sistemleri de bozmaya başladı. antidiüretik hormonun salınımını tamir edilemeyecek şekilde bozdu. günlük sıvı tüketimi 1 buçuk litreyi geçmeyecek şekilde olacakmış bundan sonraki hayatında. bundan sonraki hayatında ona da okay dedik. ne diyebiliriz ki.

    çıkardık hastaneden annemi. elimizde durogesic ağrı bantlarıyla. bi tane yapıştırıyorsun üç gün ağrı falan yok. ama işte sıkıntı şu ki, bu ağrı kesicilere hemen alışıyor bünye. bir uyuşturucu bağımlısı gibi her seferinde daha fazlasıyle tatmin olma yolunda.

    bantlar da etkisini yitirmeye başladı. sırtındaki ağrı dayanılmaz boyutlara gelince ct tarama yapıldı. kaburga kemiğinde kırık. kemikler durduğu yerde kırılmaya başlıyormuş. akciğer kanserinde bunlar normal dediler. normaliteyi sorgulamaz olduk zaten. nefes alamıyorsa normal, kemikler kendi kendine kırılıyorsa çok normal.

    akciğer kanseri senin ben amına koyim!

    yanımda yatıyor annem şu anda. o nefes almakta zorluk çekerek uykusunda, ben elimde laptop bunları yazıyorum. yazıyorum ki hala yanımdayken yazılmış bir yazı olsun. yazıyorum ki ilerde bu entryi girerken annem yanımda yatıyordu diyebileyim. yazıyorum ki annem hala hayatta. az sonra evden çıkıp göğüs cerrahına gideceğiz. kaburga kırığı için ne yapılabilir onu danışacağız. hastalıktan gebersem bile gitmediğim hastaneler bi kaç aydır mabedimiz oldu. bu hastalık sayesinde normal şartlarda asla işimin olmayacağı tıbbi terimler öğrendim. zeytin yaprağının ağızdaki yaralara iyi geldiğini öğrendim. anne sütünün beyin metastazına iyi geldiğini. kemoterapi denen zavallı tedavi türünün kaş yapayım derken göz çıkarabileceğine adım adım şahit oldum. bu hastalık sayesinde hayatımda hiç işimin olmayacağı anti depresanlara başladım. zombiye dönünce attım kutuyu çöpe. bu hastalık sayesinde tam bir orospu çocuğu gibi yaşarken düzenli bi hayata geçtim. kafamı her türlü ayık tutmam gerektiğini öğrendim.

    kanserle savaş diye tabir edilen terimin gerçekten de ete kemiğe bürünmüş bir savaş olduğunu da öğrendim tabi. o bir hamle yapıyor, biz bir hamle yapıyoruz. o bozuyor ,biz düzeltiyoruz. azraille satranç oynuyoruz bildiğin. her hafta farklı bir konuda, farklı bir tedavi uygulanıyor.

    bazen hayat boktan şeylerle sınıyor demek insanı. hep düşünüyorum kanserli hasta için mi daha zor bir durum yoksa hasta yakınları için mi? sınanan annem mi yoksa biz miyiz?

    güzel haberler almanız dileğiyle.

    edit: yüzlerce geçmiş olsun mesajı aldım. elinden ne gelirse yapmak isteyen yazar doluymuş meğersem buralar. çok sağolun hepiniz. desteğiniz ve iyi niyetiniz için binlerce kez teşekkür ederim. güzel haberlerle editlerim umarım bu entrymi.

    edit2: güzel şeylerle editlemek üzere ayrılmama rağmen sayfadan boktan haberlerle geri döndüm altı gün sonra.

    pankreas kanseri için bizim onkolog bir cümle kurmuştu, kendisi pankreas kanserini trafik kazasına benzetmişti: aniden gelir, anlayamadan hastayı kaybederiz bi kaç ayda demişti. allahtan şanslıymışız ki pankreas kanseri değilmişiz. ya öyle olsaydık ne yaparmışız.
    sağolsun. iyi ki söylemiş. hastalığı öğrendiğimizin daha beşinci ayında değiliz, bugün terminal döneme girdiğimizin haberini aldık.

    kalp çarpıntısının sebebini öğrenmeye gittik bi kaç gün önce. kapakçıklarda sorun varmış. akciğer ca ile alakasız bir sıkıntı, beloc yazıyorum, kullanın geçer dedi, eve yolladı eksik olmasın. annemi ekg için küçük odaya bıraktığım sırada, odasına daldım tekrar doktorun. nedir durum annem yokken öğrenmek adına. kalp zarında da metastaz var dedi. kalbe de sıçramış aşağılık tümör. kalp ile zar arasında boşluk yaratıyormuş bu da o boşluk arasında sıvı dolmasını sağlıyormuş. solunum sıkıntısı yaparsa getirin içerdeki sıvıyı boşaltırız, onun dışında yapılacak bir şey yok dedi uzun saçlı doktor. peki dedim. hep teşekkürler hocam diyip çıkıyorum zaten.
    kısaca nur topu gibi kalp metastazı ile döndük eve. her ne kadar banyoya girip ağlama sesimi bastırsın diye suyu açsam da yine bir sikime derman olamadım.

    ertesi gün dindiremediğimiz karın ağrısı sebebiyle dahiliye doktoruna da bir görünelim dedik. kullandığımız ağrı kesicilerin yan etki olarak bağırsak problemlerini dolayısıyla karın ağrısını beraberinde getirebileceğini çoktan öğrendik ancak durum bağırsak problemi gibi durmuyordu. ağrısından kıvranıyor annem. ultrasona soktular fazla bekletmeden. karnına lübrikant sıvıyı sıkan doktor ekrana bakıp bakıp konuştu, o konuştukça asistanı not aldı. bilmediğim bir sürü terimle sıkıntılarım daha da arttı.
    rapor hazırlandı yine anlamadığım terimlerle:

    böbrek üstü bezlerinde ve karaciğerde de metastazlarımız varmış. omuriliği saran lenf bezlerine de çoktan sıçramış zaten kanser. oralar da aynı sebeple su topluyormuş. ağrısı bu yüzdenmiş. başka şeye yormaya da gerek yokmuş.

    şaka gibi her şey. harbiden artık tiyatro gibi geliyor. bu kadar hızlı gelişmesi herşeyin artık gerçekliğini yitirdi bende. hazırlıklı olun dediler. artık her an her şey olabilirmiş.

    hangi hasta ruhlu insan kendinsini annesinin ölümüne hazırlayabilir ki? bunu insanın kendini hazırlayabileceği bir şey mi sanıyor insanlar? herkeste aynı tavır. güçlü ol aynı zamanda hazır da ol!

    peki madem dediniz ya öyle, güçlü de olurum ben. güç alabileceğim hiç bir haber alamamışken.

    terminal döneme girmişiz anlayacağınız. bu dönem ne kadar sürer hastanın bünyesi ile alakalıymış. artık tedavi yokmuş sadece palyatif tedaviler varmış. ağrısını dindirip ona huzur vermek varmış bu süreçte. sahtece gülüp iyileşeceksin merak etme diye şaklabanlık yapma dönemindeymişiz. bu bir ekip işiymiş.
    ekipmişiz biz. ekip olunca her şey daha kolaymış öyle dediler. peki madem. ekip de olalım. tıp da zaten hiç öyle düşündüğümüz gibi ilerlemiş bir bilim değilmiş. elden bazen hiç bir şey gelmeyebiliyormuş.

    umarım o kötü haber için editlemek yerine "böyle güzel bir mucize oldu ben de inanamıyorum" amaçlı editlenir bu entry.

    edit:
    29 ocak 2015 saat 10:09 yazıyor ölüm belgesinde. sadece beş ay ondört gün sürdü mücadelemiz. malesef annemi kaybettik. huzur içinde yatsın.
199 entry daha