şükela:  tümü | bugün
27 entry daha
  • üzerinde çok konuşulması, çok tartışılması gereken türk edebiyatının yüz akı eserlerinden biri.
    merkezine bir aşk hikayesini oturtan, yanına istanbul'un çarpıklıklarını, türkiye'nin gündemine bir dönem ve kısmen hala etki etmiş toplum gerçekliklerini, orhan pamuk'un devrik, kapalı, etkileyici ve gizemli üslubunu, bilmeceleri, tarihi eserlerden yansımaları, mitleri, fantazileri*, nişantaşını yerleştiren bir şaheser.

    galip'in celal, celalin ise galip olduğu, rüyanın ise gizemin kalbinde yer aldığı bir aile dramı da denilebilir. tıpkı pamuk'un adeta okuyucuyla eğlenircesine kitapta dediği gibi, aslında okurun daha başlarda sonunu tahmin ettiği ama bunun farkında olmadığı, sonunda bazılarını açıkça söylediği ama çoğu gizli kalan bir çok flashback ve göndermelerle yüklüdür kitap. pamuk'un, ama aslında, anladığımız üzere galip'in "kara kitabı"dır.

    kitabı okuyan herkesi derinden etkileyen en azından bir iki gözlem veya paragraf mutlaka mevcut ki bu bile okumak için yeterli bir sebep. bazı yan hikayeler ise oradan buradan derlenen, çok bildik eserlerin yansımaları da olsa gayet dikkale okunmalı. hemen hemen her paragrafa serpiştirilen günlük hayatın parçalarından yola çıkarak kara bir aynadan yansıyan "apartman boşluğu" gibi ufak detayların tasviri gayet hoş.

    bence elbette en etkileyici yanı rüya tabii. rüya'nın nerede ve ne sebepten orada olduğu değil önemli olan; rüya'nın kaybolmuş olması, galip'in veya daha doğrusu sizin yanınızda olmaması, sizin sıradan hayatınıza inanmayıp, onunda o sıradan hayatı paylaştığını ve orada bir yeri olduğunu kabullenmemesi. adeta kitabın karanlık atmosferinde "nerde olduğunu bilseniz de" siz de rüyayı arıyorsunuz.

    ayrıca sonda cinayetin kim tarafından işlendiği havada kalsa da, aslında çok belli. bu noktada mehmet yılmaz karakteri ve onun dile getirdiği yaşlı attar figürü çok önem verilmesi gereken detaylar; galiple geçen ve celal'e duyulan hayranlığı anlatan telefon görüşmeleri, "insanın kendisi olamaması" sorunu iz bırakıyor gerçekten.

    bir de mesela benim çok dikkatimi çeken bir lacivert olayı var kitapta, özellikle yarıya kadar her betimlemede mutlaka bir mavi tonu kullanılmış.. ek olarak ise stratejik ve gizemli bir yeşil tükenmez kalemi de unutmamak gerek. hikayenin karlı bir kış günü başlayıp, karın dindiği gün bitmesi ise orhan pamuk'un çok sevdiği kar öğesini bir kez daha düşürüyor belleklere.

    sonuç olarak bence orhan pamuk'un en iyi romanı değil, benim adım kırmızı'nın bu konuda rakipsiz olduğunu düşünüyorum ama ondan çok daha geniş bir kitleye hitap edecek bir potansiyeli var kara kitabın. orhan pamuk'u sevsin sevmesin, üslubunu beğensin beğenmesin, kafayı yaptığı dilbilgisi hatalarıyla bozsun bozmasın, ne olursa olsun kitap için harcanan emeği takdir etmeli ve bu kitabı bir başucu eseri olarak görmeli insan...
396 entry daha