şükela:  tümü | bugün
17 entry daha
  • ilginçtir, vibrafon caz ve klasik müzikğe aynı anda dahil olmuştur. 1930'ların ortasında red norvo ve lionel hampton cazda vibrafon kullanan ilk müzisyenlerken, alban berg de 1934'te yazdığı lulu operasında vibrafona 'belirgince' yer vermiştir. yine de caz müziğinde vibrafon icracısı olmaya çabalayan biri olarak bir parça caz yönüyle ele almaya kararlıyım bu ahenkli kromatik-perküsyonu.

    vibrafonun kayda alınması zordur. mikrofon tipi, çalım, tuşe, teknik, pedala basma hassasiyeti vs. pek etkiler; bu bağlamda aynı enstrüman ve aynı tokmak dahi birçok şeyi etkiler. bunu diyorum, çünkü vibrafoncuların ton ve tuşesinden bahsederken birtakım farklılıklardan ve karıştırıcı değişkenlerden uzaklaşayım; daha 'yalın' bir şeyler ortaya koyayım.

    cazda vibrafon lionel hampton'la başlıyor ve halen sürüyor; bitmiyor. icadından (1927) iki yıl sonra -aslen bir davulcu olan- paul barbarin'le, 1929'da stüdyoya girmiştir. ancak yetmiş üç yıllık kariyerinde (ömründe demiyorum!) vibrafonu ön plana çıkaran, vurgulayan, bayrağını özenle diken büyük usta lionel hampton'ı irdelemek gerekiyor. hampton fena davulcu değil, birinci sınıf da değildir o dönemler ancak yerel gruplarla çıkmaktadır. derken davul çalarken ritmik çalımdan öte -adeta legato olarak adlandırılabilecek- bağlı çalışıyla arkadaşlarınca ortamlarda yeni bulunan 'vibrafon'a yönlendirilmiştir. sonrası belli, ünlü kromatik perküsyon üreticisi ludwig musser kendisine özel vibrafon üretmekte ve halen piyasadaki en iyi vibe olarak bilinmekte bu seksen kiloluk canavar. swing döneminin ihtişamı içinde hampton da kendine yer bulmuştur. (benny goodman orkestrası, 1937: https://www.youtube.com/watch?v=ozntv5y34c8 ) red norvo ise kendi band'ini oda müziği orkestrası çerçevesinde, daha minimalist 'çalgıcılarla' bezemiş ve bireyselliğe yönelik farklı ve keyifli bir hale sokmuştur. bu dönemin üzücü detaylarından birisi, ses kaydının çok da iyi olmaması sonucu vibrafondan glockenspiel-vibrafon arası ses alımıdır.

    hampton ve norvo hem yaratıcı, hem iyi tekniğe sahip bireyler olup swing/bebop kuşağının öncüleri olmuşlardır. ancak kırkların sonuyla beraber bebop fırtınası dinmeyen akıcılıkta ilerlerken milt jackson sazı eline alarak 'primer solist' olarak tanınmaya başlamıştır. ilk albümünün adı wizard of the vibes iken, ayn dönem thelonious monk'un iki kısımdan oluşan genius of modern music setlerinde de çalmış, kendi hemen belli etmiştir. birkaç yıl sonra modern jazz quartet'ı üyelerinden biri olmuş; başarısı tartışılır işlere imza atmış [ben tartışmam, keşke girmeseydi derim] da olsa bilinen/sevilen caz icracılarından biri haline gelmiştir. kendisine göre akıcılığı çok daha az, tuşesi daha keskin olsa da ellilerin sonundaki terry gibbs icralarının yeri ayrıdır. müthiş bir müzikalite barındırıyor.

    keza, ellilerde birkaç yıllık çok parlak ve virtüözite ölçüsünde kariyerini yasal sorunlar polisle çatışma sırasında vurularak ölümle bitiren lem winchester'ı da es geçemeyiz. ancak elliler ve vibrafon diyeceksek, ilk akla gelen isim yine 'önce davulda yer alıp, orkestrada başka yer kalmadığından mecburen vibrafona geçen' milt jackson'dır. uykusuzluk, madde kullanımı da kaçınılmaz gözaltı torbalarından ötürü bags demiş kendisine miles davis. (keza, ellilerin başında beraber bags groove'u çıkardılar.) milt jackson ilk 'vurgulu' solist olarak nitelendirilebilir. çok akıcı, kusursuz çalışının tam bir "bebop" sounduna sahip olduğunu belirtmem en doğrusu olacaktır. bags sayesinde vibrafon artık 'salt perküsyon' değil, armonik/melodik bir çalgı olarak bilinmiştir. jackson'ın melodik-bebop akıcılığı hususunda en iyi bilgiyi yine kendisi, 3.35'ten itibaren verecektir: https://www.youtube.com/watch?v=i0d5lu6scz8 [hem melodiyi, hem ritmi vurgulamak ... mmm!]

    altmışlarla beraber milt jackson'ın modern jazz quartet'la beraber nedensiz ve amaçsız klasik müzik denemeleri fena ses getirmemiş olmakla beraber iki genç tarafından caz vibrafonu farklı akımlarla şekillendirilmeye başladı. her ikisinin de armoni bilgisi kusursuz olmakla beraber gary burton tekniğiyle, bobby hutcherson ise kompozisyon becerisi ve yaratıcılığıyla ön plana çıkmıştı. nadiren dört mallet (tokmak) kullanan ve daha çok iki malletla vibrafonun tüm noktalarından alınabilecek maksimum ses ya da hazzı verebilen hutcherson besteciliğiyle ve eşsiz solo kabiliyetiyle yücelirken; herbie hancock ya da joe chambers 'la birlikte girdiği işlerde hem kendini hem de etrafındaki diğer müzisyenleri yüceltiyordu. vibrafonu kendi başına öğrenen ve on beş-on altı yaşından itibaren profesyonel olarak cazın içinde yer alan dört-mallet virtüözü gary burton ise stan getz'in sideman'i olarak başladığı kariyerini altmışların sonunda west-coast müziğinin çılgınca virtüöziteye sarılmasıyla bütünleştirerek farklı, bop'tan uzak bir hale getirmiş ve akademik kariyerine yönelmişti. çok fazla füzyona takıldığı ve virtüözite vurgusunu fazlasıyla gösterdiği için albümlerinin yorucu ya da 'bir yere kadar' olduğunu söyleyebiliriz.

    [sürecek.]
8 entry daha