şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • filmin en hınzır yanının, bu ressamın fırçasından zihnimize kazınmış sahneleri sinematografik bir gerçeklikle yeniden yaratmasıymış zannederken, daguerreotype'ın perdede arz-ı endam etmesiyle ters köşeye yatıverdim.

    --- spoiler ---
    turner daguerreotype'ını çeken amerikalıyla sohbet ederken, "bu iş benim de sonum olur" yollu bir cümle söyler. ondan sonra turner'ın tablolarının canlandırıldığı sahnelerde iyice yabancılaştım. dünyayı kendi süzgecinden geçirerek tasvir eden bir sanatçının eserlerini kamerayla simüle etmeye çalışan bir hareketli resmi seyrettiğinin kafama kakılması tuhaf ama hoştu.
    --- spoiler ---

    alışılmadık bir dönem filmi. iki yüzyıl öncesinin ingilizcesini, kendi dilinde altyazı olmadan takip etmek kolay değil. ama edince de keyif alıyor insan. birbirinden kopuk tablolarmış gibi duran sahnelerden oluşan filmi yapanlar, belki de ressamın eserlerini bir arada gören ve onca farklı eserden bir sanatçının portresini çıkartabilen bir izleyici gibi hissettirmek istemişlerdir seyredenleri. film bittiğinde bıraktığı hislerden biri de buydu...
9 entry daha