şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • evimden çıktım, yürüyerek metro durağına gittim. bornova o zamanlar son durak olduğu için tüm yolcuların inmesini bekleyip vagona bindim. konak'ta indim vapur iskelesine yürüdüm. karşıyaka vapurunun aşağı yan açık kısmına oturdum. sefer esnasında şehire değil denize bakacak kısmına; sola... vapurdan inince direk yolun karşısına geçip karşıyaka çarşıda adımlamaya başladım. önce sağa sapıp, evdeki sıkıntımı giderecek bir şeyler bulacağım umuduyla pan kitabevine attım kendimi. bir şey almadan çıktım. tekrar çarşının ana kalabalık yoluna yaklaşırken; geçen ay, bir arka sokakta kalan karşıyaka oda tiyatrosundaki ''tek'' kişilik oyunu ''tek'' başıma izleyişimi hatırlayıp gülümsedim. çarşının anayoluna çıkınca, yolun dolmuş durakları ve banliyö kazısı olan çıkışına varmak istemedim ve biraz yürüyüp bu sefer soldaki ilk sokağa saptım. daha geçen hafta oradan, eşi öldükten sonra izmir'e taşınan köy enstitüsü öğretmen okulu mezunu ve babamın memleketten öğretmeni tanıdığımızın evine gitmek için şemikler dolmuşuna binmiştim çünkü. arar, evine davet ederdi beni. geldiğimde 3-4 tane taze gazete alınmış, hazır beklerdi. açar onları okurduk, haberler üzerine konuşurduk. trt 4'ün yerine trt müzik getirip sanat müziğinin içine arabeskle etmelerine ramak kaldığı günlerdi. açardı, türk sanat müziği dinlerdik. müzikle eskiye gider köyde yaptığı öğretmenliği anlatırdı, emekleri karşısında utanırdım. köy enstitülerini kapatıp bu insanları nasıl bitirdiler diye düşünürdüm. ben düşünürken kalkar, içinde siyah beyaz fotoğraflar olan küçük bir karton kutuyla gelirdi. yeşilçam artistleriyle çekindiği fotoğrafları, memleketten benim hiç tanımadığım ortak tanıdıklarımızn fotoğraflarını gösterirdi. karısının fotoğraflarına gelirdi sıra. o zaman annabel lee şiirini ezbere okurdu. şiiri okurken fotoğraflara bakışından karısını nasıl sevdiğini anlardım bu yalnız yaşlı adamın. yemek yapardı yerdik. sonra gitmeden önce ben evin yerlerini süpürür silerdim. en son kapıdan çıkarken de bir üniversite öğrencisi için hayli işe yarar bi para sıkıştırırdı elime. işte bu kısmını hiç sevmezdim. içimden gelerek yaptığım ziyaret, sohbet ve ev temizliğinin üstünü örtülür, kendimi çıkarcı gibi hissederek ayrılırdım oradan. bu yüzden hiç sevmedim o dolmuş duraklarını ve evet kalabalık ana yürüyüş yolunu, sonu gelmeden terkedip soldaki sakin sokaklardan birine saptım. balıkçıların olduğu biraz karışık yerleri geçip, önünde güzel arabalar olan ufak bahçeli, 4 katlı apartmanların olduğu sakin sokaklarda gezdim. tekrar sahile doğru döndüm ve osman bey parkına girdim artık tabanlarım ağrımaya başladığı için oturmaya niyetlendim ama parkta sadece emekli subay eşi teyzeler ve çocuğunu oynatmaya gelen anneler olduğu için kendimi oraya ait hissetmedim ve eve dönmek üzere iskeleye yöneldim. bunları yaparken 21 yaşındaydım. yaşıtlarım akın'da edem'de waffle yiyor, küçükpark'ta bira içip sohbet ediyorlardı.
4 entry daha