şükela:  tümü | bugün
12 entry daha
  • burada hakkında epey atıp tutulan ama yazılanlara bakıldığında hemen hemen birçoğunun bu işin detaylarını bilmeden karaladığı bir şeydir.

    şimdi olayı şöyle özetleyelim:

    elbette phd bir kişinin alabileceği en üst düzey bilimsel unvan olarak görünmekle birlikte türkiye özelinden konuşursak doktoraya eşdeğer olarak kabul edilen sanatta yeterlik ve tıpta uzmanlık da aynı dereceye karşılık gelmektedir. dolayısıyla sözgelimi sanat alanında yüksek lisans sonrasında, sanatta yeterlik programına devam eden bir kişi bu süreci ya bir sergi ve buna bağıl olarak sunduğu eser metni (-ki bu çoğunlukla tez kadar kapsamlı bir metindir ve gerek uygulamalarını, gerekse buna bağlı teorik süreçleri içerir. bir sanat tarihçisinin yazdığı teze göre iki kat daha zor olabilmektedir. çünkü aynı zamanda bir sanatsal pratiğin kendine özgü meşakkatini de barındırır.) ya da seçimine göre sadece tez yazarak bu süreci tamamlamaktadır.

    sanatta yeterlik sürecinin yaratma ve yarattıkları üzerinde fikri ve altyapısal bağıntılar kurma gibi zorlayıcı bir yanı vardır. türkiye'deki farklılıklardan birisi yök'ün bu unvanı doktora ile eşdeğer kabul etmesine rağmen unvanı alan kişiye dr. unvanını kullandırmıyor oluşudur da. hatta dr.'si olanlar dr.'si olmayanların üstüne yazılarak bir hiyerarşi yaratılmaya çalışılmakta, bu konudaki karmaşa ve abukluk başka bir boyut kazanmaktadır. öyle ya sen sanatta yeterlik'i doktora ile eşdeğer kabul ettiğine göre, o zaman dr. unvanını her iki alana da kullandırmalı ve böyle bir ayrıma meydan vermemelisin. aksi türlü burada da görüldüğü gibi profesörlüğü sanki bir lütuf gibi algılayacak bir dolu kişi yaratırsın. ya da sanatta yeterlik yapmış olanlara tanımlayıcı başka bir unvan vermediğin için onları tanımsız bırakırsın. prof. olup da dr.'yi kullanamayan akademisyenler sadece üniversitenin kendilerine bahşettiği kadroyu kullanıyor değillerdir. türkiye'de bir zamanlar birilerine bir gecede doçent ya da profesör unvanı verilmesi şu anki uygulamayı eksikli kılmaz. sapla samanlar karıştırılmamalıdır.

    bu o zaman için duyulan bir ihtiyaçtan ve yök'ün kuruluş aşamasında bu unvanları taşıyan yeterli öğretim üyesi olmamasından kaynaklanan bir şeydi. yüksek lisansı, doktora/sanatta yeterlik derecesi olmamasına rağmen üniversitelerde, yüksek okullarda belli bir yılı dolduran eğitimciler, hizmet yılına göre bu unvanlara kavuştular ve beraberinde birçok sorun da doğurdu. bu öğretim elemanlarından bazıları önlisans mezunu olduğu için lisansını tamamlayanlar alelacele bu unvanlara kavuştular. halihazırdaki uygulamada ise bir kişi hangi alanda olursa olsun doktora ya da sanatta yeterlik yapmadan ne yardımcı doçent, ne doçent, ne de profesör olamamaktadır.

    ayrıca bazılarınca sadece çalıştıkları kurumun bahşettiği zannedilen bir unvan olarak algılanan doçentlik, profesörlüğe gidişte en önemli eşiktir ve doçentlik sınavını veremeyen bir kişi kim olursa olsun profesör olamamaktadır. bu sınavı verebilmek için gerek yök'ün, gerekse çalıştığı üniversitenin asgari koşullarını yerine getirmesi gerekmektedir. eskiden doçentlik tezi diye bilinen doktora sonrası bir aşama daha vardı ki bu artık geçerli değil. doçentlik, üniversitelerarası kurul tarafından yapılan bir sınavla veriliyor. ayrıca post doctorate diye bilinen bir süreç daha var ki, akademisyenler doktora sonrası belli bir alanda spesifik olarak çalışmalarını yürütebiliyorlar. dolayısıyla aslında araştırma ve oluşum süreci, ihtisaslaşma doktorada da bitmeyebiliyor.

    sonuç olarak şu anda 1990'ların başında bir gecede doçent ya da profesör yapılanların dışında herkes doktora yani phd, sanatta yeterlik ve tıpta uzmanlık gibi süreçleri tamamlamak zorundadırlar. kağıt üstünde phd'si olmayan profesör olarak görünenler sadece ilgili yasadan yararlananlar değil, çoğunca sanatta yeterlik unvanı aldığı halde bu unvanı kullanmasına izin verilmeyen profesörler olabilmektedir. bir sanat kurumunda çalışan ve sanatta yeterlik sonrasında doçentlik sınavını başarmış bir profesör yök'ün ikircikli uygulamasından ötürü dr. unvanını kullanamamaktadır. buradaki nüansı çok iyi anlayıp, bütüne bok çalan yorumlar yapılmamalıdır.