şükela:  tümü | bugün
73 entry daha
  • 80'lerde bir anda dunya genelinde furya haline gelen depişme çılgınlığı memleketi de sarmisti malum. karate, kung fu, judo, tae kwon do falan derken isimleri gitgide daha da cilginlasan bir suru depisme teknikleri arasindaki farkliliklari, felsefelerini falansa bilen yoktu dogru durust.

    iste bu donemi zirveye cikaran sey dövüş filmleri idi kuskusuz. her yeni yetmeyi zaten iclerinde varolan dovus, kavga, hir gur cikarma hevesini ortaya dokmeye davet ederdi. nice suursuz cocugun kafasinin gozunun kirilmasina, bir daha asla iclerinden sokup atamayacaklari hircin bir magandalik kulturune dahil olmalarina sebebiyet vermisti.

    bu kutlu gunlerde filmler genelde soyleydi;

    bruşli, vandaymır, ceki çen gibi adamlarin basini cektigi alabildigine sert, disiplinli calisma gerektiren, kaval kemigiyle agac kirilan, bina kolonu dizlenen, tasa yumruk atarak antreman yapilan, hocalarin olesiye kati ve sert oldugu siddetin, intikamin, kan revanin kol gezdigi anlamsiz hikayeler.

    herkes bu filmlere ozeniyordu da, ortada bir sorun vardi. bizler birer vandaymir degildik ve agaca kaval kemigiyle tekme atmak hic de olumlu sonuclar vermiyordu. insan vucudunun cok kirilgan oldugunu ogrenmemiz de bu doneme denk gelir.

    iste bu donemde basini no retreat no surrender ve the karate kid filmlerinin cektigi yeni bir furya adeta bir gunes gibi dogmus, biz bicarelere umut isigi olmustu.

    neydi bu filmlerin konusu;

    denyo ötesi bir ana karakter vardi. asiri genc ve ergenligin butun gicikliklarini uzerinde barindiran yeteneksiz, celimsiz, sinir bozucu, mal oğlu mal karakterlerdi bunlar. genelde zaten kendisine sinir olan kotu karakterlerle genelde "kız meselesi" yuzunden takisir, madara olur ve aglaya zirlaya kacarlardi.

    iste tam bu noktada bir mucize gerceklesir, enteresan, acayip, sahsina munhassir bir hoca peydah olurdu. bas karakter denyosuna en olmadik, en sacma, en kolayci yontemlerle dovusmeyi ogretirdi. bunlar turna teknigi, yer temizligi teknigi, kola bardagi teknigi gibi yalan ötesi seylerdi elbette. "intikam icin degil kendini savunmak icin" diye zirvalasalar da herkes kabak gibi bilirdi intikam alinacagini falan.

    boylece donem gencligi ikiye bolundu;

    birinci kisim "turna teknigi ne lan, yer silerek adam mi dovulur" diyen varos genclerdi, bunlar vita kutusu icine cimento dokerek kendi halter ve dambillarini yaptilar, van daymır dergisi'nden kata calistilar. "sokarim felsefesine" diyerek onune gelene kafa goz daldilar. egitimleri tamamlaninca minibüs şöförü olarak yurt sathina yayildilar. ceza evinde olmayan ve henuz olmemis/oldurulmemis olan nadir orneklerinin, şahin marka arabalariyla gecenin en ugursuz saatlerine bas sesleri esliginde karanligin icinden cikarak milleti rahatsiz ettigi rivayetler arasindadir.

    ikinci kisim ise zaten agir beden yorgunlugu istemeyen/kaldiramayan, mucize tekniklerle bir yere varabilecegini zanneden, felsefi ve gizemli bir hoca arayisina giren kisilerdi. filmden yola cikarak ilk sansini kapıcıda deneyen bu bahtsiz guruh kapicilarin hic de oyle bonsai yetistiren isimsiz filozoflar olmadigini, butun gun dedikodu yapip karisina apartman sildiren, cocugunu ekmek servisine cikaran, gununu ganyan bayiinde geciren pratik tipler olduklarini, butun olaylarinin da kapıcı tekmesi oldugunu farkettiler.

    sanslarini o donem her mahallede en az bir tane acilan karate kursu, kung fu salonu, dövüş klübü (yok lan bu baska birseydi) gibi yerlerde denemeye devam ettiler. cince mi japonca mi bagirdigi belli olmayan "haaayt huuuyyt" diye bagirdikca ogrencilerin senkronize olmasi gerekirken olamayan hareketler yaptigi bu salonlar ilk basta onemli bir firsat gibi gozukse de, hocalarin hic de oyle gizemli falan olmadigini, artistin, hiyaragasinin onde gideni olduklarini, "intikam olmamali" diyen filmdeki muadillerinin aksine her mahalle kavgasina en onde kostuklarini gorduler. zaten o donemin dovus hocalari da daha oncesinin minibüs şöförleridir. evet paradoks gibi, kendi kuyrugunu yiyen yilan gibi birseydi bu minibüsçü ve dövüş filmleri dönemi ikilemi.

    neyse efenim, bu iki arada bir derede kalan gencler bazen mahalle kavgasinda kartal vuruşu/turna tekniği kullanmaya calisirken cok temiz bir dayak yiyerek, bazen de bonsai yetiştiren gizemli hoca ararken surekli artist bir dovus hocasina denk gelerek bu depisme hissiyatini kaybetmislerdir.

    bunlar yine ayni donemin bir baska yukselen degeri olan bilgisayarlara yonelip "moruk gelecek bilgisayarda" diye super isabetli bir tahminde bulunmus, ama yine bir halt olamamislardir (garajli bir evleri olmadiklari icin, yoksa neler yaparlardi neler).

    film de dandik ötesi bu arada, premature bir bebekten bile dayak yemesi garanti olan danyal denyo adli itici ötesi velet ve onu kisisel isleri icin kullanan sahtekar bir gavat olan miyagi'nin aciksiz hikayesi diye tanimlanabilir. film kolpa, teknikleri kolpa, amaclari kolpa, kisacasi kolpa ötesi.

    ama yine de 80'leri boyle sekillendirdigi icin, dunya genelinde nice insana hic bilmedikleri japon kültürünu anime'lerden yillar once tanittigi icin ayri bir yeri vardir.

    bir dahaki hic kimsenin okumayacagi anlamsiz bir konudaki amansiz uzunluktaki yazida gorusmek dilegiyle, miyagi sen tam bir sahtekar gavatsin.
28 entry daha