şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • 2008 yılının ağustos ayıydı. iki arkadaş, kaçkar dağlarını 1 hafta boyunca yürüyerek aşmış; erzurum tarafından tırmanıp rize tarafından inmiştik (bkz: trans kaçkar)

    bu düşsel yolculuğun her bir günü kendi içinde başlı başına birer yolculuktu zira birbirinden tamamen farklı deneyimlerden oluşuyordu. bir gece 3 bin küsur metrenin ıssızlığında sağanak yağmurla yıkanan çadırın içinde, düşen her yıldırımda korkuyla irkilirken, diğer bir gece bir yayla kahvehanesinde soba başında sıcacık bir güvenle uyumuştuk.

    son gece kaldığımız hazindak yaylasında, konuk olduğumuz bir yayla evinde geçirdiğimiz bir kaç saat ise; bu cilalı projenin neden yapılmaması gerektiğinin sessiz, sezgisel ama bilgece bir açıklamasıydı sanki: elektrik olmayan bu yaylada tek katlı ahşap bir evde gaz lambası ışığında oturmuş, kuzinede demlenen nefis çayımızı yudumlarken yöreye özgü çok lezzetli hamurişlerini iştahla mideye indirmiştik. bu harika ikrama eşlik eden tatlı sohbet, bu yüzyıla ait olmayan mekanın düşsel atmosferi ve yaylanın derin sessizliğiyle birleşince; şehirlerde çok uzağında yaşadığımız "huzur"un gerçek tanımına ulaşmıştık. bizi konuk eden insancıklar da bu huzurun üzerine titriyorlardı, bu yüzden de yaylalarına ne yol ne de elektrik istiyorlardı...

    şehre döndüğümde ciddi bir adaptasyon sorunu yaşadım zira şehir ilk kez gözüme kocaman bir "çöplük" gibi görünmüştü.

    ...ve istemiyorum şimdi, bu çöplüğün o huzur ülkesini de kirletmesini...

    (bkz: yeşil yol)
    (bkz: karadeniz yaylalarını birleştirme projesi)
98 entry daha