şükela:  tümü | bugün
  • edip cansever şiiri:
    gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda
    işi iş kasabanın
    su yüzlü çocuğun işi iş
    bir de poyraza döndü mü hava
    başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından
    faytonların turuncu tekerlekleri
    yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde
    asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider
    gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda.

    saat onikilerde
    postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi
    durmadan bakar
    ki o mektuplar nereye giderse gitsin
    öylesine uzundur ki kasaba
    gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi
    gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak
    içlerinde kar serpintisi
    içlerinde bozkır
    içlerinde herkesin bir güneyi olan
    ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için
    kesersiz, çivisiz, elsiz
    sadece ruhlarından
    o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler
    canlanır suya değince hemen
    bordalarındaki nakışlar
    bir derya gülü alıp başını gider.

    yeter ki görünsün gelincikler
    önce tek tek görünsün sonra topluca
    usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba
    gelincikler indi mi çayırlardan
    su bardaklarına, berber dükkanlarına girdi mi
    duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere
    girdi mi bir kere
    -aynaları boğacak neredeyse
    -taşlıkları basacak sel gibi
    o zaman...
    tam o zaman
    marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında
    konuştukça binlerce kayık
    konuştukça binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar
    ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız birbirimize
    unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de
    yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler
    ipince bir ıslığa yerleştirilsin
    türküler süzsün tüveyçlerinden
    kahveler eski renklerine boyanır yeniden
    biralar ciğ ışıkta bile parlak
    yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak.

    gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
    sevgiler umutlar yok değildir
    öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
    çabuk öfkeleniriz
    durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
    anlamıyoruz da ondan mı yoksa
    bir bütün olduğunu mutluluğun
    umudun bir bütün olduğunu
    seziyor muyuz yalnızca
    baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan
    öyle bir arada güzel
    yaşamanın lezzetini
    kanımızı tutuşturdukça gün günden
    buğusunu saldıkça
    bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

    özellikle "anlamıyoruz da ondan mı yoksa" diye başlayan kısım -ezberden döküldükleri sesi özlemek- çok güzeldir...
1 entry daha