şükela:  tümü | bugün
77 entry daha
  • yurt dışı derken, medeni bir ülkeden bahsediyorsak; tanımadığınız insanların size günaydın demesine, iyi günler veya iyi akşamlar dilemesine, göz göze geldiğinizde gülümsemesine şaşırmayın. evet özellikle bir çok avrupa ülkesinde bu durum böyledir, insanlar birbirine selam verirler ve karşısındakinin selamını almaktan huzursuz olmazlar.
    ha bunca taciz, tecavüz gibi iğrençliklerin yaşandığı ülkemizde, özellikle karşı cinsten birinin selamını almaya korkan, huzursuz olan insanları da suçlamamak lazım, o ayrı.

    bir diğer tavsiye de; bütçenizi, gideceğiniz ülkenin para birimiyle belirleyin, ve oradayken sürekli türk parasına çevirmeyin. hele de dolar ve euro kullanılan bir ülkedeyseniz, her şeyi yaklaşık 3'le çarpmak ağır üzüntü verir. onun yerine, örneğin 1 hafta tatile gidiyorsanız, ve 300 euro alıyorsanız, harcamalarınızı o 300 euro'ya göre yapın; türkiye'deyken elinizdeki parayla nasıl hesap yapıyorsanız, orda da elinizdeki paraya göre hesaplayın. evet türk lirasının değeri pek çok "gidilesi" ülkeye nazaran düşük, evet oraya göre aşırı ucuz kalan şeyleri 3'le çarptığımız için bizim için pahalı oluyor; ama bunu gitmeden "oha pazardan aldım 900 tane eve geldim 300 tane" diye lirayla euro vs. alırken düşünün, geri kalan tatili sürekli bunu düşünerek geçirmeyin, içiniz acır.

    yemek kültürü her ülkede apayrı olur da; kahvaltı olarak hiçbir ülkeyi, bakın hiçbir diyorum, hiçbirini türkiye gibi beklemeyin. bu kadar geniş bir kahvaltı menüsü hiçbir yerde yok; bunu belki orda burda paylaşılan listelerde işte "ingiliz kahvaltısı, endonezyalı kahvaltısı, türk kahvaltısı" gibi örneklerden biliyorsunuzdur, ama yine de "ama ben otelde kalıyorum, hem de açık büfe, sadece tatlı şeylerle kahvaltı mı olurmuş, hani tuzlu şeyler, içim bayılcak" demeyin; yok, en über otelde bile bulamayacaksınız ne kazık ki.

    yanınızda mutlaka, ihtiyacınız olabilecek ağrı kesici, mide ilacı, kas gevşetici gibi ilaçları götürün; yurt dışında bunları almanız epey meşakkatli ve pahalı olacaktır.

    gittiğiniz ülkenin yemekleri kesinlikle size ters olmadığı sürece, yerel yemekleri deneyin; sadece bildiğiniz tad olduğu için dönerci bulup direkt ona gitmeyin, hayatınızda belki de bir kez yerinde yiyebileceğiniz şeyleri, yerinde tatmayı deneyin, denemekten korkmayın.

    bir ülkeyi, bir şehri tanımak istiyorsanız, turistik meydanları, ünlü yerleri yerine, ya da bunlara ek olarak diyeyim, ara sokaklarına girin, kaybolun, şehrin içine karışın, insanları gözlemleyin, sürekli fotoğraf/video çekmeye çalışmak yerine "yaşayın".

    ha bir de ülkeye dönüş yapalı 24 saat olmamışken taze taze şunu da ekleyeyim; döndüğünüz zaman, yurt dışında gördüklerinizle burayı karşılaştırmayın. eğer bir 3. dünya ülkesine gitmediyseniz; yüksek ihtimalle kıyas yaptıkça üzüleceksiniz. orası öyle bir ülkeydi, burası böyle bir ülke, iyisiyle kötüsüyle. eğer türkiye'de kalıcıysanız, başka ülkelerin güzelliklerini düşünüp hayıflanmayın; döndükten sonra kahvaltıda "oh be nası özlemişim bizim beyaz peyniri" diyin, suyun tadı nası da alıştığım gibi diyin, bidet gibi bıdılar ya da hatta onun bile olmaması yerine über pratik taharet musluğuna şükredin, her sistemin doğru ya da yanlış en azından elinizin altında ve alıştığınız şekilde olmasının rahatlığını yaşayın, telefonunuzu kullanabilmeye sevinin, ne biliyim işte, burası hakkında da şükredecek bir şeyler bulun ki üzülmeyin. yoksa insan döner dönmez karamsarlığa kapılıyor, farkındayım.
118 entry daha