şükela:  tümü | bugün
8 entry daha
  • tarih severler için muazzam bir kaynak. osmanlının düşman kanatı tarafından gözlemlenmesi kitabı değerli kılan en önemli husus çünkü yazanın bizzat dışarıdan biri olması içerisinde mübalağa dolu methiyelerin olup olmadığı konusunda muamma yaşamamamızı sağlıyor.

    kız arkadaşımın hediyesiydi. okurken ufak tefek notlar aldığımı söylemiştim. o da görmek istediğini söylemişti ama yoğun bir sene dolayısıyla buraya yazamadım, tatil sayesinde verdiğim sözü geç de olsa yerine getirebilirim artık.

    --- spoiler ---

    yeniçeriler

    düsmana karsi kaleleri, halkin tecavüzüne karsi da hiristiyanlari ve yahudileri korurlar. büyük küçük hiçbir köy, kasaba veya sehir yoktu ki hiristiyanlari, yahudileri ve diger acizleri kötülere karsi korumakla vazifeli yeniçeri muhafizlar bulunmasin.

    şarap

    şarabımın cazibesi yüzünden buda'da birçok türk soframın misafiri oldu. şarabın keyfine varmaya pek az imkan bulabildiklerinden bu onlar için bir lükstü. dolayısıyla ne zaman ellerine fırsat geçse büyük bir açgözlülükle içerlerdi.

    türkler için şarap içmek ciddi bir suç, bilhassa yaşlılar arasında. gençler affolunmak ümidiyle bu günahı göze alabiliyorlar. bu nedenle az da içseler çok da içseler öteki dünyada çekecekleri cezanın aynı derecede ağır olacağını düşündüklerinden şarabı bir kez tattıklarında alabildiğince içiyorlar.

    binalar

    türklerin bir özelliği de binalarında ihtişamdan kaçınmaları. bu gibi şeylere önem vermeyi kendini beğenmişlik, gurur ve gösteriş addediyorlar- bunlar adeta insanın bu dünyada ebediyen var olmayı beklediğine işaret edermiş gibi. evlerine, bir yolcunun hana baktığı gözle bakıyorlar. onları hırsızlıklardan, sıcak, soğuk ve yağmurdan koruyorsa başka bir lüks aramazlar. ışte bu nedenle bütün bütün türk diyarında zarif bir eve sahip zengin bulmak zordur. sıradan halk kulübelerde ve küçük evlerde yaşar. ancak zenginler bahçe ve hamama düşkündür. kalabalık ailelerini barındıracak büyük evleri vardır ama bu evlerde aydınlık revaklar, göz alıcı salonlar, muhteşem olan veya insanı cezbeden hiçbir şey yoktur.

    cesaret

    türklerin cesaretini fevkalade buluyordum. gecenin karanlığına, ay ışığı olmamasına ve şiddetli rüzgarlara rağmen yola devamda hiç tereddüt etmediler. kıyıdan suya uzanmış değirmenler ile kütüklerden ve ağaç dallarından dolayı sürekli tehlike içindeydiler... hatta bir defasında güvertenin bir parçası gürültüyle koptu. yatağımdan fırlayarak gemicileri daha dikkatli olmaları için azarladım. bana yüksek sesle verdikleri cevap sadece ''alaure'' yani ''allah bizi korur.'' oldu.

    türk ordusu

    türk orduları yağmur sularının kabarttığı azametli nehirler gibidir. aktığı yatağın herhangi bir yerinde onları durduran engelden sızıp geçebilirlerse, bu gedikten boşalarak sonsuz tahribat yaparlar.

    ...yemeklerden sonra da türk yayı ile çalışıyorum. türkler bu silahı kullanmakta fevkalade usta. ok atmaya sekiz hatta yedi yaşlarında başlıyor ve 10, 12 yıl sürekli talim ediyorlar. sonuçta kolları fevkalade güçleniyor ve öyle usta oluyorlar ki hedef ne kadar ufak olursa olsun isabet ettiriyorlar.

    osmanlı ordugahı

    ...öncelikle dikkatimi çeken şey askerin kendi birliğine ait mıntıkanın dışına çıkmamasaydı. bizim ordugahların durumunu bilen bir kişi buna inanmakta zorluk çeker. gerçek olan şu ki her tarafa tam bir sessizlik ve huzur hakimdi. ne bir münakaşaya ve zorbalığa rastlamak mümkündü ne de içkinin yarattığı taşkınlığa, bağırış çağrışa ve sarhoşluğa. ayrıca her yer tertemizdi. etrafta gübre yığınları veya çöp görmeniz, insanın gözünü ve burnunu rahatsız edecek bir şeyle karşılaşmanız söz konusu değil. türkler bu gibi pislikleri ya gömüyorlar ya da göz önünden kaldırıyorlar. asker kendi pisliğini çapasıyla toprakta açtığı bir çukura gömüyor. bütün ordugahı böylece tertemiz tutuyorlar. ıçki içilip coşulduğunu ve kumar oynandığını göremezsiniz. bunlar bizim askerimize özgü kötü alışkanlıklardır.

    türk hanları

    çok geniş ve ayrı yatak odaları olan gösterişli yapılar. hıristiyan, yahudi, fakir, zengin hiç kimse buradan geri çevrilmiyor. kapısı herkese açık. paşalar ve sancak beyleri yolcuları sırasında buraları kullanırlarmış. türk hanlarında her zaman bir saltanat sarayındaymışım gibi misafirperverlikle karşılandım. bu hanlarda konaklamayanlara yemek verilmesi adettir. yemek zamanıbir hizmetkar masa kadar kocaman bir tepsiyle çıkagelir. tepsinin ortasında bir tabak etli bulgur, etrafında ekmekler ile bazen de bir petek bal olur.

    toplumsal sınıf

    türk diyarında, hatta türklerin kendi aralarında bile kişisel faziletten başka hiçbir şeye değer verilmez. tek istisna osmanlı hanedanıdır. soyluluğu sadece bu sülalede doğmak tayin eder.

    para

    aslında türklerin arasında yaşamak isteyen biri hududu geçer geçmez para kesesinin ağzını açmalı ve ülkeyi terk edene kadar hiç kapatmamalı. orada bulunduğu süre boyunca para saçmalı ve bunun boşa gitmemesi için de dua etmeli. bir sonuç almasa da bütün diğer miletlerden nefret eden türklerin katı yüreklerini yumuşatmanın tek yolu budur.

    inanç

    türklerin imaret ettiği hanlarda kalırken duvardaki çatlaklara sokulmuş kağıt parçaları sık sık dikkatimi çekti. bunların ne olduğunu merak ettiğimden çekip çıkardım. fırsat bulduğumda türk dostlarıma ne yazılı olduğunu sordum ve böyle muhafaza edilmeyi gerektirecek hiçbir şeyin yazılı olmadığını öğrendim. bundan dolayı duyduğum merak daha da arttı. aynı şeye sık sık başka yerlerde de rastladım. nedenini sorduğum zaman türkler cevap vermekten kaçındılar. ya bana inanmayacağımı sandıkları bir şeyi söylemeye utandılar ya da yabancı bir dinden olana böyle bir sırrı açıklamak istemediler. sonraları türklerle yakınlaştıkça dostlarımdan öğrendim ki üzerine tanrı'nın adı yazılabildiği için kağıda çok saygı duyarlarmış. bu nedenle kağıt parçalarının yerlerde sürünmesini istemezler.

    ....

    türkler batıl itikatlara öylesine bağlılar ki farkında olmadan kutsal kitapları olan kuran'ın üstüne oturmak bile büyük suç. bir de gül yapraklarının yere dökülmesini hiçbir zaman hoş görmezler. inaçlarına göre gül muhammed'in terinden yetişmiştir- tıpkı eski insanların bu çiçeğin venüs'ün kanından yaratıldığına inanmaları gibi.

    şehzade mustafa'nın hazin sonu

    burayı çok uzun anlatıyor. kanuni sultan süleyman'ın oğlunu tuzağa düşürdüğünü aktarıyor. yeniçerilerin de şehzade mustafa tarafında olduğunu ekliyor.

    halbuki çadırın iç bölmesinde güçlü kuvvetli birkaç dilsiz (türklerin pek önem verdiği hizmetkar sınıfı) bulunuyordu. mustafa'yı öldürecek katiller. mustafa güçlü bir adam olduğundan kendini cesurca savundu. sadece canı için değil, taht için de savundu. eğer kurtulup yeniçerilerin arasına kaçabilseydi, onlar gözdeleri olan mustafa için kızgınlık ve merhametle galeyana gelecekler, onu sadece korumakla kalmayıp sultan ilan edeceklerdi. süleyman bundan korkarak tasarladığı infazın geciktiğini görünce başını uzatıp dilsizlere tehdit dolu öfkeli gözlerle bakmış. tereddüt ettikleri için onları korkutan hareketlerle azarlamış. dilsizler bundan telaşa kapılarak daha büyük bir gayret gösterip mustafa'yı yere yıkarak boynuna yay kirişini geçirip boğmuşlar...

    hayvanlar

    kuş, kedi ve köpeğe muazzam ilgi gösterdiğimizden bahsediyor sık sık ama şu kısım dikkatimi çekmişti özellikle: hiçbir at türklerin atları kadar insana alışkın değildir. bunlar sahibi ile kendine bakan seyisi derhal tanır. terbiye edilirken onlara gayet yumuşak davranılır.
    --- spoiler ---
6 entry daha