şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • haziran isyanı, gezi parkı protestosu ile başlamış olsa da, bir "olay" olarak, badioucu anlamda bir olay olarak, onu çoktan aşmış, geride bırakmış ve kendi hakikatini oluşturma yoluna girmişti. yoksa öteki türlü ankaralı işçi ethem sarısülük'ün, antakya'da abdullah cömert'in ya da istanbul'da berkin elvan'ın (bunlar ayaklanmaya kendi motivasyonları ile katılan kent yoksulları idi) ayaklanmada öldürülmeleri söz konusu olamazdı. topçu kışlası kararı ve gezi parkında ağaçları kesme girişimi, insanlarda kentin ortak alanına el koyma-rant algısını pekiştirmişti, ama ayaklanmanın fitili olan şey parkta gençlerin çadırlarının yakılması ve sayılarına oranla kat kat fazla polis gücüyle acımasızca oradan kovulmalarıydı. bu kibirli tavra isyan etti halk. isyanın arka planında neoliberal otoriter kapitalizme ve onun türkiye özgülünde muhafazakar bir biyopolitika ile yürütülmesi vardı; kıvılcımı çakan ise kibirli ve küstah yönetim tavrı oldu. gezi vakası isyana dönüşmese küçük burjuva bir protesto tarz olarak kalacaktı. o yüzden gezi'yi mutlaklaştırmanın bir anlamı yok bence.

    topçu kışlası kararının danıştay tarafından tekrar hükümetin lehine olacak şekilde gündeme getirilmesi otomatik olarak yeniden bir halk isyanı doğurmayabilir. haziran isyanı, gezi olayını aştığı gibi, bir başka şey de haziran'ı aşmalıdır. aşamazsa ve tekrara yönelirse, ilkinde kahramanca bir trajedi boyutu barındırırken ikincisinde komediye dönüşme riski var. sermaye yanlısı bu kararlara muhalefet edilmeli elbette, ama ayaklanma daha ciddi, uzun vadeli programlama gerektiren bir şey. tabi devrim yapmak gibi bir derdimiz olacaksa...
98 entry daha