şükela:  tümü | bugün
21 entry daha
  • ülkemizde'de yaygınlaşan, ama hala insanların kabullenemediği bir kavram. ben sokak fotoğrafçılığıyla tükiyede yaşarken tanıştım, ama gerçkten sokak fotorğafçılığını öğrenmem londra'da oldu, gerçekten kendimi geliştirmem ise büyük ustalarla ve günümüzde hala aktif olarak sokak fotoğrafçılığı yapan insanlar ile tanışmamla oldu.

    peki nedir bu sokak fotoğrafçılığı? kimisine göre stalkerlık, kimine göre sapıklık, kimisine göre deliklik. meyerowitz'e göre "eğer bir fotoğraf karesine baktığında o sokağı hissedebiliyorsan, koklayabiliyorsan" o sokak fotoğrafıdır. bresson'a göre geometridir, ışıktır, robert frank'e göre yaşamların belgelenmesidir. düşünün ki bir şehirde yaşıyoruz ve her gün bir şeyler değişiyor bu şehirde. yeni binalar yükseliyor kentsel dönüşüm diye bir gerçek var haytımızda amk, bir dönem her köşe başına bir starbucks açılıyordu, yavaş yavaş o starbuckslar yerlerini yeni ve butik kafelere bırakıyor, moda her sene değişiyor, insanların alışkanlıkları, hayatları her geçen gün değişiyor, işte bunların belgelenmesidir sokak fotorğafçılığı. siz diyebilirsiniz, "ayy sapıkkk beni çekiyor kesin beni zükecek, eve bakıp 31 çekicek" ben diyorum ki hayır bundan 50 sene sonra senin çocukların bu fotorğaflara bakıp "aaaaa istanbul buymuş, annem bunu giyermiş puhahaha ne komik" diyecekler. çok garip değil mi? evet sizler önemlisiniz sokak fotorğafçılığında, sizin davranışlarınız, alışkanlıklarınız ve yaşadığınız çevre ile birlikte önemlisiniz, işte o nedenle sokak fotorğafçıları yanınıza gelip fotorğafınızı çekmek istiyor, sizden alacakları bir jest, bir gülücük, arkadaşınıza vereceğiniz bir tepki, kıyafetinizdeki bir detay. çünkü sokak insandır, insansız bir sokak olmaz... karşılaştırmak, torunlarınıza göstermek istemez misiniz "işte 20 yıl önce istanbul böyleydi, biz bunları giyerdik, böyle hepimizin elinde cep telefonu manda gibi ne önümüze ne çevremize bakardık, sadece arkadaşımızla mesajlaşır manda gibi müzik dinlerdik" hadi dürüst olun? sokak fotorğafçıları, sizler manda gibi o telefona, ya da kafanızdaki binbir sorunlara odaklanırken, onlar, yani bizler detaylara, sizin yaşantılarınıza, alışkanlıklarınıza, sorunlarınıza dikkat ediyoruz, çünkü sapığız biz, ya da takıntılıyız, ya da bakmayı/görmeyi biliyoruz, ya da sizin sorunlarınızı yaşadıklarınzı, tepkilerinizi, yaşantılarınızı belgeleyip dünyayla paylaşmak istiyoruz. dedim ya, manyağız, takıntılıyız sapığız. ama inanın bize, sizin yatak odanızda, aldattığınız insanlara, söylediğiniz yalanlara, harcadığınız paralara ilgi duymuyoruz, onlar sizin özeliniz. onları çok isterseniz sizler dökümente edin, ki bence etmelisiniz. sizler birey olarak önemlisiniz.

    peki başka nedir sokak fotorğafçılığı? balat a gidip sümüklü çocuk çekmektir, yaşlı adamın kafasını çekip sonra fotoşop ile o çizgileri hayvan öküzü gibi belirginleştirmektir, dilencileri evsizleri çekmektir sonra da "bresson çok iyi aaaaabi" diye gevrek gevrek konuşmaktır. ama hayır sen bresson'u meyerowitz'i bruce gilden'ı hiç anlamamışsın demektir. bu kafayla da zor anlarsın. yapma demiyorum, yapın tabi, ama anlatmak istediğiniz sadece bu mu? görmek istediğiniz sadece bu mu? üzgünüm sizler için, hayat sadece sizin çekebildiklerinizden ibaret değil, umarım bunu bir gün anlarsınız. anlayın da zaten, gerekirse yazın bana ben elimden geldiğince anlatmaya çalışayım. ben de yaptım evet bunları, kolaydı çünkü. köşe başındaki topal dilenciyi çekmek çok kolaydı, balat'a gidip sümüklü çocuk fotoğrafı çekmek çok kolaydı. çektim amına koyim o nedenle, hiç kimse kızmadı, kızamaz da, topal dilenci kızsa yakalayamaz bir kere amk! ama işte o zaman sokak fotoğrafı nedir ben bilmiyordum. o insanlar neden o haldeler hiç ilgilenmiyordum, onu görüyordum, basit bir hedefti, ve çekiyordum. fotoğrafçıydım, keşke o zamanlar cedric tweedledee photography diye de grup açsaymışım :p

    peki nedir sokak fotorğafçılığı? kolay olandır. çevrendekileri çekmektir. belgelemektir. evet kolaya kaçmaktır. nasıl ki fotoğraf en kolay sanat formuysa, sokak fotoğrafçılığı da en kolay fotorğaf türüdür. çok basit amk, düğmeye bas çek. ne var lan bunda? ama işte işin güzelliği burdan sonra başlıyor. eğer çektikelrinizle mutluysanız, her gün 50 like alıyorsanız, siz, vay amk sümüğü ne güzel yakalamışım diyorsanız bence devam edin. ama hayır içinizde bir huzursuzluk varsa, ben bunları çekiyorum, ama bu sümük bana ne anlatıyor diyorsanız, "bana göre" doğru yoldasınız. çünkü gerçekten insanlara hayatı göstermek istiyorsanız, gerçekten yaşadığınız ortamın güzelliğini, çirkinliğini, o dönemi belgelemek ve insanlara, gelcek nesillere bunları sunmak istiyorsanız daha fazlasını yapmanız lazım. ve işte bu o kadar da kolay değil.

    bir sürü sokak fotoğaafçısıyla tanıştım yüzyüze, ya da internette konuştum. ve çoğunun dediği şey, hala öğreniyorum. bugün usta diye adledilen, şu anda sokak fotorğafçısı bayrağını elinde taşıyan günümüzün popüler isimleri bile "ben hala öğreniyorum" diyorlar. ben sanat yapıyorum, ben mükammelim egosundan uzakta bir yerlerde, takıntıları şu: görmek, belgelemek ve paylaşmak.

    peki naapar sokak fotoğrafçısı? çocuk çekmez, dilenci çekmez, yaşlı adam çekmez, kedi çekmez, sümük çekmez, ne çekicem lan göt diyeceksiniz. hayır bütün bunların hepsini çeker. çekin zaten, ama hayat bunlardan ibaret değil. yaşadığımız ve her saniye geçmiş olarak adledilen yakın tarih bütün bunların bir bütünü. fakat olay kolay olanı, savunmasız olanı belgelemek değil. olamamalı. benim etik anlayışım buna el vermiyor. mesela ben metrobüse bindiğim zaman o makineyi bırakıyorum elimden. çünkü o toplu taşıma ortamları insanların kişisel alanına en çok girebildiğim yerler ve aynı ortamı, şehri paylaştığım bu insanlara kendimi borçlu biliyorum, sizlerin burun buruna fotorğaflarınızı çekmeyeceğim. çünkü siz buna değersiniz <3 . ama bu benim. bu demek değil ki, kisme çekmeyecek. hayır onların da belgelenmesi lazım, oraların da gelecek nesillere aktarılması lazım. sadece bu benim için değil.

    peki nasıl yapılır sokak fotorğafçılığı. sokak fotoğrafçılığında tek bir yaklaşım yoktur, farklı farklı ustalar, bambaşka şekillerde ele almışlar sokakları, mesela bir joel meyerowitz, bir henri cartier-bresson, bir bruce gilden, bir robert frank, bir martin parr, bir daido moriyama, bir boogie, bir ellitt erwitt, bir garry winogrand, bir diane arbus, bir william egglestonbir william klein... hepsi başka şekillerde görüntülemişler sokakları. bu kişilerin fotoğraflarını incelediğiniz zaman anlıyrosunuz zaten,sokak fotoğrafçılığında tek bir yaklaşım olmadığını. siz de kendinize has bir yaklaşım bir tarz elde edebilirsiniz elbette.

    günümüzde ise, o usta fotoğrafçıların dışında birçok genç nesil sokak fotoğrafçısı bu bayrağı başarıyla taşıyor. örnek vermek gerekirse: matt stuart, thomas leuthard, charalambos kydonakis, yanidel, spyros papaspyrospoulos, forrest walker, eric kim, martin roemer, jr, yves vernin... bu liste de daha uzar gider... bu fotoğrafçıların hepsi, kendilerinden önceki nesil sokak fotorğafçılarından farklı ve aynı güzellikte işler çıkartıyorlar.

    hemen dönelim sokak fotorğafçılığının tarihine: ilk sokak fotoğrafçıları, 1800 lü yılların sonunda, büyük format view cameralarını sırtlayıp sokağa çıkıp insanların portrelerini çekmip para kazanmışlar, sonrasında ise işler değişmiş. taşınabilir 35mm fotorğaf makinelerinin piyasaya çıkması ile, insanlar ellerinde kameraları ile candid ya da konularına poz verdirerek, ya da sokaklardaki boş alanları, yaşamı, karmaşayı vs çekerek bu iş günümüze kadar gelmiş.

    peki sokak fotorğafçılığı için en iyi kamera hangisidir? bu sorunun cevabı gerçekten fotoğrafçıdan fotorğafçıya göre değişir. en iyi kamera daima yanında olandır yaklaşımından tutun da, ben büyük baskılar almak istiyorum, ya da deneysel baskılar oluşturmak istiyorum diyenine kadar geniş bir çerçeve hakimdir, sokaklarda kullanılan en popüler ekipman genelde viewfinder kameralardır ve bunun bir çok nedeni vardır. birincisi, slr ya da modern dslr, orta format ve de büyük format makinelere göre daha kolay taşınır. ikincisi viewfinder kameranın vizöründen bakmak farklı bir duygudur, sadece konunuza değil, siz sokağa, iki gözünüzün görebildiği kısma hakimsinizdir. üçüncü olarak konuyu boyutları ve kullanım şekli nedeniyle diğerleri kadar ürkütmez. son olarak da benim fikrim çok daha kullanışlı ve pratiktir. mesela joel mejerowitz'inden, bresson'una birçok usta ellerinde leicalar ile sokaklarda fink atarlardı, bunun haricinde martin parr gibi fotorğafçılar slr'den rangefinder'a ve hatta orta format'a kadar bir çok makine ile daha deneysel takılmışlardır. ricoh gr serisini duyan her fotorğafçı ise daido moriyama'yı bilir. bir anlamda ricoh efsanesi, başarısını büyük ölçüde kendilerine borçludur. günümzüde ise en popüler araç ise akıllı telefonlardır (işte bu en iyi kamera daima yanınızda olandır sözünü doğrular cinstendir), benim şahsi fikrim, akıllı telefonlar günümzüde ne kadar iyi fotorğaf çekebilirse çeksin, bir fotoğraf makinesinin yanına yaklaşamaz. akıllı telefonum ile çektiğim bir çok kare, (aralarında güzeller de vardır) benim için boşa çekilmiştir, çünkü bunlardan büyük baskılar alma imkanım yoktur, kaldı ki karanlıkta ya da kötü hava koşullarında görüntü kaltiesi gerçekten düşmektedir. son olarak da fotoğrafta en önemli şey ışığı manipüle edebilmektir ve akıllı telefonlarla bu hem zordur hem de kısıtlıdır.

    "peki ya lens" diyeceksiniz: demeyin, sokak fotorğafçılığı her türlü lens ile de yapılır. bu tamamen fotoğrafçının tarzına ve zevkine kalmıştır. bresson "ben 50mm ile çekerim daima, daha geniş açılarda olduğu gibi distorsiyon olmaz ve de zone focus kullanmak için daha uzun lenslerden daha elverişlidir, insan gözüne oldukça yakındır" demiştir. buna karşılık joel mejerowitz elinden 28mm lensi pek düşürmez. bunların haricinde, 28mm-35mm-40mm ve de 50mm sokakta en çok rastlanan lensler olup, gidip 300mm'lik hayvan gibi tele lenslerle de çeken vardır. onalr uzaktan uzaktan takılırlar, insanların kişisel alanına perk girmezler, girdikleri noktada zaten adamın burun deliğini çekerler, bu da sokak fotorğafçılığı pek olmaz olsa olsa burun deliği fotoğrafçılığı olur. benim de şahsi tercihiğim 28mm ile 50mm arası lensler olup, en çok kullandıkalrım 28mm ile 40 mm dir. hatta tek kullandıklarım diyebilirim.

    ve büyük soruya geldik: dijital vs film. günümzüde hala film kullanan fotoğrafçılar var, ve en büyük savunmaları filmin dokusu, renkleri ve hissiyatı dijitalin çok daha ilerisinde. buna kesinlikle katılıyorum, ama günümzüde hala film kullanmanın boşa para kaybı olduğunu düşünüyorum. özellikle ülkemizde filmleri iyi banyo edip tarayan ve bu işi ucuza yapan yerler yok gibi. parasında da değilim, kaç filmim kullanılmaz hale geldi hatırlamıyorum. bunun yanında ülkemizde portra, tri-x gibi iyi filmler hem kolay bulunmuyor hem de çok pahalıya satılıyor. en son koudelka bile dijitale geçtim dedikten sonra, sokim filme'dedim ben de, elimde son 2 rulo portra kaldı, onlara da last roll of kodachrom muamelesi yapacağım sanırım.

    peki ben bu yazıyı okudum ve içimdeki sapıklık damarları kabardı, damarlarımdaki takıntı oranı an be an arttı, kafayı yedim kudurdum, ama nasıl başlayacağım diye soruyorsanız, yapmayın güzel kardeşim. bu işte para yok. herkes sizi küçümser öncelikle, "ahahahha adam bir bok olamamış, sokak fotoğrafçısı olmuş" derler. mental sağlığınız bozulur benim gibi, kurumsal hayat, yok ofis ortamı yapamazsınız, darlar gelir basarsınız istifayı, sokaklarda özgür kuşlar gibi aç susuz kavrulursunuz, insanlarla tartışırsınız. yeri gelir, hayatınız tehelikeye girer. yapmayın amk! ben yaptım siz yapmayın. gidin manzara çekin, hdr çekin instagramda daha çok eppek var, kimse çektikleriniz anlayamaz, çoğu zaman siz bile anlayamazsınız. mal mısınız amk?! uzak durun! yok hacı ben kafayı yedim mi diyorsunuz. birincisi ingilizce bilmeniz şart! çünkü kaynakların çoğu ingilizce, ya da diğer dillerde. he o iş hallolur pnpa diyorsanız:

    http://www.streethunters.net/
    http://erickimphotography.com/
    http://shooterfiles.com/

    bunlara bir göz atın. içlerinde yeterli dökümanları bulacaksınızdır.

    ben izlemek istiyorum, durumum yok okuyamıyorum diyenlere belgeseller:

    everybody street
    the many lives of william klein
    genius of photography
    joel meyerowitz 1981 street photography
    henri cartier-bresson: the decisive moment
    henri cartier bresson - just plain love
    finding vivian maier

    bu belgesellerin dışında youtube'dan
    chuck jines' a bakın.
    spyros papaspyropoulos'un youtube videolarını izleyin
    john free'nin bütün youtube'unu yalayın yutun.

    hepsinden'de önemlisi, yukarıda bahsettiğim usta fotoğrafçıların fotorğaflarını inceleyin, fotoğrafa bakış açılarını okuyun, onların yaşamlarını okuyun, izleyin. bu insalardan öğrenin sokak fotoğrafçılığının temellerini.

    peki tükçe hiç mi kaynak yoktur bu sokak fotoğrafçılığı için gardeş diyenler. ben bilmiyorum, illaki vardır, google var, yandex var, bir zahmet aratın. hem belki ilerde yeterince döküman oluşturabilirsem ben bile açabilirim bir şey, kaldı ki türkiye'de bile sokak fotorğafçılığı üzerinde benden çooook ama çoooook daha fazla söz sahibi insanlar varken, bana ne kadar düşer bu işi sırtlanmak emin değilim.

    her neyse, budur işte sokak fotorğafçılığı. ama diyeyim uzak durun sizler.
26 entry daha