şükela:  tümü | bugün
  • aslında doğru başlık: "intihardan önce instagram'da her şey normalmiş gibi fotoğraf paylaşmak" olacaktı, 50 karaktere sığmadı.

    jim carrey'nin eski kız arkadaşı cathriona white'ın yaptığı şey.

    bir insan intihar etmeden önce şu fotoğrafı #selfie, #instaphoto, #ilovetea gibi etiketlerle neden paylaşır? [https://instagram.com/p/7_q5ttbrvd/ https://instagram.com/p/7_q5ttbrvd/]

    aynı gün twitter'ına da intiharını sinyalleyen şu satırları yazmış kızcağız: "umarım en yakınlarıma ve sevdiklerime bir ışık olabilirim". ya bu kız daha 1 hafta önce instagram'ında yemek fotoları falan paylaşan bir kız. delirdik mi arkadaşlar? birbirimize mi söylemiyoruz? ne oluyor??

    mehmet pişkin’i de henüz unutamadık. o da çok değil, intihar videosunu hepimize izletmeden yaklaşık 2 ay önce instagram'da şöyle fotoğraflar paylaşan biriydi; [https://instagram.com/p/qrpp2pmokw/ https://instagram.com/p/qrpp2pmokw/]

    'sosyal medya' gün geçtikçe bana, başarılı ama kötü kalpli bir illüzyonisti andırıyor. işinde o kadar iyi ki. kimin aslında ne olduğunu, neler yaşadığını bilebilmemiz imkansız. 'kötü kalp'ten kastım ise; herkesin sizden çok daha süper bir hayatı varmış da siz düzenli olarak bir şeyleri kaçırıyormuşsunuz gibi hissettirmesi ve gösteriyi asla sonlandırmaması. 'gösteri'nin sonlanmaması zaman içinde gerçeklik algımızı paramparça ederek, insanlardaki huzursuzluk seviyesinin artmasına ve sıkıntılara neden oluyor.

    insanlar hayatlarının en etkileyici 'an'larını (fragmanlar) paylaşmaya pek hevesliler. filmin genel notu ise çoğu kez vasatın altında, biliyorum. en yakınlarımdan biliyorum.

    gördüğümüz şeyler güzel, çarpıcı..istek uyandırıyor. peki görmediklerimiz? bol #love etiketli ilişkilerde yaşanan gerçek problemler, aile içi kavgalar, takıntılar, maddi sıkıntılar, sağlık sorunları vs.. kim ödeyemediği kredi borcundan dolayı eve gelen ihbarnamenin fotoğrafını çekip #sçtık diye etiketler ki? tamam hepimiz iyi şeyleri hatırlamaya meyilliyizdir ve iyi şeyleri paylaşmamız normal ama ipin ucu bayağı kaçmadı mı? delirdik.

    gözden kaçırılan en önemli noktalardan birisi, burada hepimiz hayatlarımızın bir bölümünü gösteriyoruz. ‘bir bölümü’ demek bile abartı. küçük bir ‘an’ sahneliyoruz çoğu zaman. kısa bir an. hepimizin karanlık bir arka odası ve kulisi var. cathriona white buna en yeni örnek.

    dünya ortalamasının biraz üzerinde hayat standartlarına sahip ‘modern’ insanlar olarak ilginç bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. halimiz tavrımız bir garip. dünya tarihinde ilk kez yaşanan bir durumla karşı karşıyayız. durumu warwick ve cardiff üniversitesi’nin ortaklaşa yayınladığı bir araştırma ile anlatmaya çalışayım. insanoğlunu en çok mutlu eden şey; tanıdıklarından daha zengin, daha iyi durumda olduğunu hissetmesiymiş. en azından onlardan daha kötü durumda olmadığını hissetmesi gerekiyormuş insanın. mesela sadece bir evinin olması yetmiyor. önemli olan; başkalarının evlerinden daha kötü bir evde oturmamak. bu başkaları kimmiş peki? komşularımız, arkadaş çevremiz ve hatta akrabalarımız. (ilgili rapor için tıklayınız.)

    yani insanoğlu olarak ‘kıyaslama’ ile mutluluk sağladığımız bilimsel bir gerçek.. kıyaslama davranışının temelinde ise kendini takdir etme ve kişisel tatmin arayışı var. yalnız bu kıyaslama işi biraz riskli. zira insanın kendisinden daha iyi durumda olduğunu ‘düşündüğü’ bir kişiyle girdiği kıyaslama, elindeki mutluluğun kaybına da yol açabiliyor. bakın rapordan size ilginç bir alıntı yapayım; "eğer arkadaşlarınız senede 2 milyon dolar kazanıyorsa, sizin 1 milyon dolar kazanmanız sizi mutlu etmeye pek yetmiyor". cem uzan'ın o kadar parası olduğu halde neden katakulli peşinde koşarak hayatını altüst ettiğine de anlamlı bir açıklama getiriyor gibi.

    konuyu çok uzatma niyetinde değilim, toparlayayım.

    eskiden (instagramlar falan hayatımızı ele geçirmeden önce) insanlar küçük bir çevre içinde kendilerince bir sosyal kıyasa giriyordu. yani işte 5-10 komşusu, 3-5 yakın tanıdığı, bazı iş arkadaşları falan… toplasan toplasan sidik yarıştırdığın (keeping up with the joneses), hayatını kısmen bildiğin 20-25 kişi var-yok. ha bir de onların sadece iyi şeylerini görmüyorsun. mesela yan komşun kocasıyla birbirine giriyor, duyuyorsun falan. yani kötü bildirim de alıyorsun. peki şimdi?

    kaliforniya üniversitesi’ndeki psikoloji profesörü durvasula’ya göre sosyal medya yoğun bir sosyal kıyaslamayı beraberinde getiriyor ve toplumdaki anksiyete seviyesinin gittikçe tehlikeli seviyelere çıkmasına neden oluyor. (durvasula'nın konu hakkındaki görüşleri için tıklayınız.)

    düşünsenize, artık her gün binlerce insanın hayatının sadece ve sadece en güzel ‘an’larından bildirimler alıyoruz. bu 'gerçek'liğin kaybı demek. kabaca 300-400 arkadaşımızın olduğu facebook’ta herkesin senede 1 tane tatil fotoğrafı koyma hakkı olsa dahi, bu demektir ki 365 gün boyunca her gün bir arkadaşımızın tatilde ne kadar süper vakit geçirdiğine ‘maruz kalacağız’. sanki her gün herkes tatil yapıyor, kimse sabah 6'da lanet ede ede ayakta metrobüse binmiyor gibi. bu ayakta gidenler kim o zaman arkadaş? sanki herkes çılgınca mutlu, huzurlu ama sizin hayatınızdaki en büyük değişiklik telefonunuza gelen son güncellemeyi indirmek gibi. hani bugünlerde meşhur bir laf var ya ‘algı operasyonu’ diye. daha iyi bir algı operasyonu olabilir mi bilmiyorum?

    durum o kadar sinir bozucu ki. 35'ini aşmış, ne kadar evlenmek istese de evlenememiş, erkek arkadaşlarından sürekli kazık yemiş, ailesiyle de arası bozuk olan manikürcü bir kızın sabah akşam demet akalın'ın ne yaptığını, süper kocasıyla ne kadar mutlu olduğunu, çocuklarının doğumgününü nerede kutladıklarını falan görmesinin bu kıza nasıl bir faydası olabilir biri bana anlatabilir mi?

    umut yok mu? olmaz mı? çok da uzak değil aslında. kurtuluş öncelikle; bu kötü kalpli ama işinde oldukça başarılı olan illüzyonistin, bir illüzyonist olduğunu ve bunun bir gösteri olduğunu unutmamaktan geçiyor. yalnız işinde o kadar usta ki, uçtuğu halde “ip yok bence ya, harbi uçuyor” falan dedirtebiliyor bize, dikkat. öncelikle bunu bir halledelim. çok geç olmadan halledelim, hep hatırlayalım. sonra montesquieu’yu hatırlayalım. ne demişti? “eğer mutlu olmak istiyorsanız, bu kolay. başkaları kadar mutlu olmak istiyorsanız, bu imkansız. çünkü biz, başkalarını olduklarından daha mutlu zannederiz.” (evet bu sözün asıl sahibi montesquieu’dur. türkiye'de nedense montaigne yazıyorlar.)
26 entry daha