şükela:  tümü | bugün
22 entry daha
  • nasıl ki birincisi, ikincisi, üçüncüsü olan filmler, şarkılar (the unforgiven, ismail) varsa foreman'ın da birincisi ve ikincisi vardır. aynı adam iki boksör. genç foreman ve yaşlı foreman.

    -1949 ocak ayında teksas'ta doğdu.

    -kardeşinin dediğine göre fakir değil faydılar. fakir kelimesi, içinde bulundukları yokluğu tanımlamak için çok zengindi. fakirin bir şeyleri olurdu; ama onların hiçbir şeyi yoktu. fakir değil fa o yüzden.

    -yedi çocuklu ailenin 5. çocuğuydu. houston'da bloody fifth denen fakir bir mahallede yaşıyorlardı. annesi bir kaç işte çalışmasına rağmen yetmiyordu. annesi bir gün eve geldiğinde obur ve aç george, annesinin elindeki hamburgere bakıyordu. ama hamburger 7 kişi içindi.

    -babası ise demiryollarında çalışan bir işçiydi. babası eve pek gelemiyordu ama jd foreman iyi bir adamdı. çocuklarını seviyordu; ama işi yüzünden evi sırtında demir yolu inşaatları nereye giderse oraya giden bir adamdı.

    -george ve tüm kardeşleri neredeyse sadece anneleri tarafından büyütülmüştü. annesinin tüm bu eforunu gören george "annem için hayatı kolaylaştırmaktan başka isteğim yok." derdi.

    -suç oranının yüksek olduğu bu fakir mahallede george için yapacak pek şey yoktu; ama kiliseye gitmekten hoşlanıyordu. bu ilgisi bütün hayatına etki edecekti.

    -kendisine örnek aldığı, idolü olarak gördüğü kişi jim brown'du. iyi bir amerikan futbolu oyuncusu... george için başka bir ilgi alanıydı bu.

    -kolej takımında futbol oynamaya başladı. iyi bir amerikan futbolcusu ve kötü bir öğrenciydi. dersleri pas geçişi okuldan atılmasıyla dolayısıyla futbol takımından da atılmasıyla sonuçlandı. artık hayata dair bir beklentisi kalmamıştı.

    -hayatta amacı kalmayan george için sokaklarda daha fazla geçirdiği zaman siciline bolca hırsızlık, çete kavgası, sarhoş olup insanların üstüne saldırma gibi suçlar ekledi. george git gide daha kötüye gidiyordu. artık görsek yolumuzu değiştireceğimiz bir adama dönüşmüştü.

    -dönemin amerikan başkanı lyndon johnson "harika bir toplum oluşturacağız.." dedi. televizyonda bu reform projesinin reklamları dönmeye başladı. yeni bir hayat, yeni fırsatlar... bu reklamları izleyen kişilerin içinde genç bir çocuk vardı. uzun boylu, serseri, hırsız... bu fırsattan yararlanmak adına gitti kaydoldu. kendisiyle beraber arkadaşları da...

    -hayatında ilk kez bloody fifth'in dışına çıktı. oregon'a ağaçlar arasındaki mesleki eğitim kampına gitti. 6 ay sonra ise california'ya elektronik eğitimi almaya gitti. burada mesleki eğitimin yanında okul gibi ders de görüyorlardı. george için ikinci bir şans, okula dönme fırsatı. mesleki eğitimler devam ediyordu; ama george orada da kavga çıkarıyor, insanları hırpalıyordu.

    -o sırada bir koç tarafından farkedildi. bazı çocuklar ilgi çekmek için sorun çıkartır dururdu. george de öyleydi. doc broadus yani koç, bu çocuğa bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyordu. eldivenlerini taktı. henüz 16 yaşındaki bu çocuğa boks öğretmeye başladı. ama george orada fazla kalmadı. iş bulmak için yeniden houston'a döndü.

    -ama iş yoktu. genç bir zenci için iş bulmak o kadar da kolay değildi. amaçsızlık george'yi yeniden sokaklara ve suça doğru itti.

    -doc broadus ona yeniden ulaştı. onu ringe döndürmek istedi. george'ye olimpiyatlardan ve altın madalyadan bahsetti. muhammad ali ve joe frazier gibi örneklerle altın madalyanın insana getirebileceklerinden bahsetti. 18 yaşındaki george, doc tarafından yeniden ringe çekildi. george için yeni bir amaç vardı: altın madalya...

    -1968 yılında bir düzine maç yaptı ve hepsini kazandı george. epey parlak bir boksör gibi duruyordu.

    -1968 olimpiyatlarına gelecek vaad eden 19 yaşında bir genç olarak katıldı; ama bu sırada ülkesinde her şey karışıyordu. martin luther king jr., john f kennedy gibi kişiler birer birer suikaste kurban gidiyordu. siyahiler isyandaydı. yumruklarını havaya kaldırıyorlardı ve bu isyanlarının bir simgesi olmuştu. black panthers topluluğu zenci atletlerden bu selamı vermeleri beklentisi içindeydi. bu selamı veren atletler olimpiyatlardan men edilmişti. (bkz: #5220904)

    -olimpiyat finalinden george foreman ve sovyet boksör ionnas karşı karşıya geldi. ionnas tecrübeli ve tehlikeli bir boksördü. ama george sanki eldivenlerinin içine beton dökülmüş gibi vuruyordu. maç durdurulmak zorunda kalındı. ionnas devam edemedi. george altın madalyayı aldı. herkes yumruğunu kaldırıp kaldırmayacağını bekliyordu. george elini kaldırdı ama elinde bir şey vardı.

    -eve döndüğünde kimisi onu ihanetle suçladı, kimisi onu takdir etti. (daha sonra detayını ekleyeceğim.) uncle tom bile dendi kendisine.

    -olimpiyatları saymazsak 18 maçının 16sını kazandı. 1969 yılında profesyonel olma kararı aldı. efsanevi boksör sonny liston'un da dikkatini çekmişti ve liston'un antrenman boksörü oldu.

    -sonny liston oldukça korkulan, tehlikeli ve atletik bir boksördü. ifadesiz yüzüyle, sert yumruklarıyla george foreman'a örnek olmuştu. foreman aslında güleç bir insandı; ama liston'dan öğrendiklerinden sonra yüzüne o pitbullu andıran surat ifadesi oturmuştu.

    -foreman hiç olmadığı kadar disiplinliydi. kadından, alkolden kendisini bokstan alıkoyabilecek her şeyden uzaktı. ilk eşiyle çıkmaya başlamıştı; ama onunla gizli gizli görüşüyordu. o korkutucu görüntüsünün aksine iğneden korkan, oldukça kibar ve şakacı bir insandı.

    -foreman'ı korkutucu yapan şey takındığı yüz ifadesinden çok maçlarda yaptıklarıydı. ardı ardına gelen sert nakavtlar, bir biri ardına yere düşen rakipler, alışılmışın dışındaki yumruk stili ve etkisini ekran başında hissettiren kroşeleri, aparkatları ve direkleri... foreman ağır bir yük treni gibiydi; vurduğunda ayağa kalkmak imkansızdı.

    -37 maç, 37 galibiyet/34'ü nakavt

    -joe frazier. 1973. ünvan maçı. bütün gazeteciler, yorumcular ve hatta foreman'ın kendisi bile aynı şeyi düşünüyordu. frazier'in sol kroşesinden foreman'ın kurtulma şansı yoktu. joe smoking frazier. lokomotif gibi tüterek rakiplerinin üstüne geliyor; iplerde kroşelerle bütün iç organlarının yerlerini değiştiriyordu. 15. roundda havaya zıplamış muhammad ali'yi sol kroşesiyle yakalamış ve muhammad ali'yi dize getirmişti. maç günü frazier ilk kez çocuğunu maça getirdi. hem izleyenler, hem frazier için korku filmi gibi bir maç oldu. foreman'ın her yumruğunda sarsıntı geçiren, ayakları yerden kesilip havaya uçan, iplerden seken, çenesi ense köküyle buluşan frazier iki roundda altı kez yere düştü. 24 yaşında genç ve sert bir boksör dünya şampiyonu olmuştu: george foreman.

    -bir hamburgerin 7'de birini yiyebilen foreman artık zengindi. kardeşini koleje yollamış, egzotik hayvanlar satın almış, bir sürü arabayı altına çekmişti.

    -rakiplerini ardı ardına yere sermeye devam etti. muhammad ali'nin çenesini kıran ken norton'u sinek gibi ezmişti. kimse bu adamın inanılmaz yumruk gücünün karşısında duramıyordu.

    -bu sırada 90 küsür kilo ağırlığında olup 60 kilo hızında hareket eden, parmak uçlarında yere değmeden ringde süzülen, sert olmayan ama inanılmaz seri olan yumruklara sahip, epey çok konuşan bir boksör şampiyonluğu istiyordu. yedi yıl önce elinden alınan ve sürekli peşinden koştuğu ağırsiklet kemeri için çırpınan, epey kibirli, çok konuşan ama inanılmaz bir yetenek sahibi muhammad ali. bu maç foreman'ı zaire yollarına düşürdü. foreman için afrikaya gitmek bir nevi köklerine geri dönmek demekti.

    -bu maç 32 yaşındaki eski şampiyon ve 24 yaşındaki yeni şampiyon arasındaydı. muhammad ali her zaman çok konuşuyordu. zaire'de halkla iç içeydi. zenciliğini sürekli vurguluyordu. foreman'la dalga geçiyor, basınla birlikte yaptığı antrenmanlarda şov yapıyordu. zaire sokaklarında koşuyor, konserlerde dans ediyor ve halkın kahramanı oluyordu. diğer yanda foreman etrafında muhabirler dahil kimseyi tutmuyor, kimseye güvenmiyor ve yalnız ekibiyle birlikte antrenman yapıyordu. halkla iletişimi yoktu ve halkın gözünde ali kahraman, foreman ise düşmandı. foreman kazanacağına tamamen emindi. ali ise foreman'ın çok yavaş olduğunu ve foreman'ı rahat bir şekilde döveceğini söylüyordu. ama şöyle bir gerçek vardı foreman ali'yi yeneceğine kesinlikle emindi, ali ise foreman'dan korkuyordu. sadece ali değil, antrenörü, arkadaşları, hayranları... herkes aynı şeyi söylüyordu "frazier o ringe çıktığında yenilecekti, ali ise ölecek..." ali ve foreman aynı salonda farklı saatlerde çalışıyordu. antrenörü ali'yi foreman çıktıktan hemen sonra almıyordu salona. çünkü antrenörü korkmuştu ve ali de korksun istemiyordu. foreman kum torbalarında çukurlar açıyordu. torbaların kendine gelmesi için bir saat beklemek gerekiyordu.

    -maç günü. rumble in the jungle. ali ringe doğru yürürken kolunu havaya kaldırıyordu ve bütün halk "ali bumaye" diye bağırıyordu. ali bunu duymak istiyordu çünkü yüzünden okunduğu üzere ali korkmuştu. foreman ringe gelirken tezahürat yoktu. ifadesiz yüzüyle hızlıca koşarak geldi ringe foreman. köşelerine gittiler ve gong çaldı. ali hiçbir boksörün cesaret edemediği şekilde bir sağ direkle foreman'a doğru saldırdı. dediği gibi başlamıştı dans ediyordu; ama çok uzun sürmedi. foreman ringi ona dar edip iplere yaslamıştı ali'yi. ali'nin her yumruğu için foreman altı yumruk atıyordu. o alışılmadık stiliyle ali'nin iç organlarını çalkalıyor, kafasına vurduğunda ali'nin gözleri ifadesizleşiyordu. ilk round bitip köşelerine gittiklerinde ali'nin yüzünde dehşet ifadesi vardı. frazier ile çekilen korku filminin ikincisi çıkmıştı. ağır ve cüsseli bir aslan hızlıbir ceylana saldırıp onu paramparça ediyordu. ikinci, üçüncü, dördüncü round da çok farklı olmadı. iplere yaslanıp, kafasını geri çeken bir ali ve freni boşalmış bir kamyon gibi üstüne gelen foreman. beşinci roundun sonlarında ali iplerden kurtulup bir kombo çıkardı; ama foreman'ı düşüremedi. foreman kandırıldığını o an anlamıştı. ali rope a dope taktiğiyle iplerde dinleniyor ve foreman'ın bütün enerjisini sömürüyordu. foreman bir an önce ali'yi düşürmeliydi. altıncı, yedinci round da çok farklı geçmedi. sekizinci roundun son saniyeleri. ali sırtını iplerden kurtardı. ardı ardına yumruklar foreman'a nefes almaya fırsat vermeyecek şekilde foreman'ın yüzünde patladı. foreman ilk kes yere düşüyordu, ali son bir yumruk için kolunu kaldırdı ama o yumruk hiçbir zaman foreman'ın yüzünde patlamadı. nakavt. herkes ringe koşuyordu. ali bütün dünyayı şoka uğratmıştı. ringde insanlar ali'ye sarılıyordu. ali ise yine kibirli konuşmalarından birini yapıyordu.

    -kendi odasında kazandığını zanneden ve artık aklını yavaş yavaş kaçırmaya başlayan foreman vardı. "ben şampiyonum!" diyordu. o günden sonra yoğun depresyon, uyuyamama, hayatında yeniden amacını kaybetme gibi sorunlar başlıyordu. her yerde ali'yi istiyorum diye bağırıyordu. kemeri yeniden istiyordu. bu sırada gerçek babasının jd foreman olmadığını öğrendi ve gerçek babasıyla tanıştı. iki yıl gibi kısa bir süre beraber olaildiler; ama jd foreman'daki sıcaklığı biyolojik babasında bulamadı. bu sırada hayatında beş belki de daha fazla kadın vardı. şimdiden beş çocuğu olmuştu. bir yandan da eşiyle boşanmıştı.

    -bu sırada jimmy young ile karşılaştı. foreman için kolay bir maçtı. ama artık aklını yitiriyordu, umarsızca saldırmasının sonucunda maçı kaybetti. kaybetmeyi hazmedemiyordu, soyunma odasında "ellerim kanıyor" diye bağırdı. bir an için öldüğünü gördüğünü söyledi. tanrıyı duyduğunu söyleyip duruyordu. hastaneye kaldırıldı, yüksek ateş olduğu söylendi. söylediğine göre ölmüştü ve yeniden tertemiz doğmuştu. isa gibi kanamıştı. george boks eldivenlerini bir kenara koydu ve aline incili aldı. 28 yaşındaydı ve artık boks onun için bitmişti. kendisine tanrının yolu dediği yeni bir yol seçti. sakalını uzattı, görünüşünü de değiştirdi. ailesi buna anlam veremiyordu ve delirdiğini düşünüyordu. çevresindeki herkes ağlıyordu. george ise elinde incil her yeri geziyordu. vaaz verip duruyordu. hapishaneleri, radyo programlarını gezdi. hatta kendi kilisesini bile kurdu. 10 yıl sonra papazlık ünvanı bile aldı. çok kilo almıştı, kimse boksör olduğuna inanmazdı. kadınlardan da vazgeçmemişti. çocuklarının eski bakıcısıyla evlendi. 5 çocuk da ondan yaptı. bütün çocukların adı george'ydi. kızlarının adı ise georgetta gibi george varyasyonlarıydı. amacı çocuklarına herkesin eşit olduğunu anlatmakmış. eğer birinin başına bir şey gelirse hepsinin başına gelmiş olacaktı, eğer biri yardıma ihtiyaç duyarsa hepsi ihtiyaç duymuş olacaktı.

    -bir yandan da zamanında kendisi gibi gelecekten ümidini kesmiş gençler için george foreman kompleksini açtı. bir sürü fitness ekipmanı aldı. kum torbaları ve ring kuruldu. boks onu kurtardığı gibi birçok çocuğu kurtaracaktı. basket sahası bile vardı komplekste ve tamamen hayrına çalışıyordu. ama bu bir soruna sebep oldu: para. artık para suyunu çekiyordu. george artık para kazanmanın bir yolunu bulmalıydı. yaşı artık 38'e gelmişti; ama aklında yaşına pek uymayan bir fikir vardı: boksa geri dönmek.

    -bu kadar uzun bir aradan sonra kimse boksa dönüp başarılı olamamıştı. fazlasıyla kondüsyon ve güç gerektiren bu sporda yaş önemliydi. artık eski görüntüsünden eser yoktu. insanlar kilolarıyla dalga geçiyordu. ayrıca yaşlıydı da. federasyon birçok test istedi kendisinden. hepsini geçti. foreman 38 yaşında yeniden boksördü; yani george foreman 2 ringlerdeydi.

    -1987'de yeniden ringteydi ve uyduruk bir boksörü hacamat etti. bir yandan medya george ile dalga geçiyordu. şişmandı, 10 yıl ara vermişti ve kimse böyle bir geri dönüş yapamazdı. ama george bunu avantaja çevirdi. reklamlarda oynadı. koşarken hamburger yediği, kendisiyle dalga geçilen konuları (çoğunlukla iştahı) kullandığı reklamlar. şimdiden para kazanmaya başlamıştı.

    -1994'te insanlar dalga geçmeyi bıraktı. ali ile yaptığı o ünvan maçından yaklaşık 20 yıl sonrasıydı. george ünvan için ringteydi. 45 yaşında şişman, yavaş ama yumrukları hala beton gibi, freni boşalmış kamyon gibi, hızla gelen yük treni gibi olan george 26 yaşındaki michael moorer ile karşı karşıyaydı. george ağır yumruklar yedi, sarsıldı, dizleri titredi; ama tank gibiydi ve düşmedi. bir sağ direkle moorer'i yere serdi. kimsenin ihtimal vermediği şey olmuştu. george yeniden dünya şampiyonuydu.

    -boksa devam etti. titanların çarpışması diyebileceğimiz holyfield-foreman maçı gibi inanılmaz maçlara imza attı. annesi ölene kadar boks yaptı. annesi öldüğünde ise boksu bıraktı. annesi onu ringte görmeye dayanamıyordu. ama işin enteresan yanı george için en büyük motivasyon annesiydi. "annem için boks yapıyordum, o yoksa boksun da bir anlamı yok." dedi ve boksu bıraktı. bir daha asla dövüşmeyeceğim dedi.

    -devamında ise george ürettiği ızgara ile inanılmaz bir servete ulaştı. ızgaradan kazandığı para bokstan kazandığından çok daha fazlaydı. başarılı bir iş adamıydı ve multimilyonerdi. hbo'da boks yorumculuğu yaptı. fitness yazarlığı yaptı, bir sürü ürünün reklamında oynadı. otobiyografisi best seller oldu.

    -george foreman sadece hayatının başladığı ve son olarak geldiği noktayla değil; o iki nokta arasında yaşadıklarıyla, geçirdiği binbir türlü değişimle hem inanılmaz bir adam hem de sıradışı bir boksördü. cılız bir çocuktan vahşi bir boksöre, vahşi bir boksörden tombul ve güleç bir papaza, güleç bir papazdan demir yumruklu bir titana, demir yumruklu bir titandan şişman bir iş adamına uzanan hikayesiyle inanılmaz bir adam: george foreman

    (bkz: joe frazier/@ucuz pringles)
    (bkz: joe louis/@ucuz pringles)

    edit: dengesiz genc adam uyardı, ilk kez 28 yaşında boksu bırakmış (31 yaşında yazmıştım; düzelttim)
46 entry daha