13 entry daha
  • nihai olarak ölüm, anlamsızlık, izolasyon, özgürlük konularıyla ilgilenen varoluşçu terapinin, irwin yalom ile beraber bel kemiklerinden olan adam.

    sanıyorum uzun bir zaman dilimi, toplama kamplarında kalmış olması dolayısıyla, insanın anlam arayışı kitabından bir pasajda şöyle yazar: ''logoterapide adlandırıldığı üzere, üçlü denen şey bir insanın özünde bulunan şu unsurlardan oluşur: acı, suçluluk ve ölüm. bu bölümde, gerçekte, ''tüm bunlara rağmen yaşama nasıl evet diyoruz?'' sorusu yer almaktadır. bu soruyu başka bir şekilde soracak olursak, tüm bu trajik yönlerine rağmen yaşam potansiyel olarak anlamlı olmaya devam edebilir mi? sorusu vardır.''

    frankl anlam isteminin, diğer ihtiyaçlara indirgenemeyecek kadar özgün bir ihtiyaç olduğundan bir şekilde bütün insanlarda bulunduğundan bahseder. duyulmayan anlam çığlığı kitabında ise anlamsızlık duygusu, varoluşsal boşluk (vakum) kavramlarından bahsederken kitle nevrozu olarak adlandıracak kadar artmakta ve yaygınlaşmaktadır der. frankl 21. yüzyılın gelişmiş teknolojisi ve beynimizi koca bir avm'ye çeviren, yıkıcı kapitalizmini görseydi belki de başka bir makalesinde artmaktadır yerine ''hakim olmuş'' tanımını kullanırdı.

    seksin insansızlaşması gibi, ismi bile aforizma değeri taşıyacak cinsten olan makalesindeyse, sadece sevgide gizli olan bir cinselliğin gerçekten ödüllendirici ve doyurucu olduğundan bahseder. tabi cinsellik noktasında freud'un yapısal kuramından olan idin kalıtımsal ve jung'un gölge arketipinin ise arkeiksel doğasını hatırlamamak elde değil. bu konuda var olan kuramsal ayrılmalar psikolojinin renkli tarafı olsa gerek.

    bu noktada entrymi frankl'ın oldukça etkilendiği belli olan camus'den bir soruyla bitirmeliyim:
    ''gerçekten ciddi olan tek bir sorun vardır... yaşam, yaşamaya değer mi? değmez mi? ''
106 entry daha
hesabın var mı? giriş yap