şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • mimarın ikilemini (dilemma yazacaktım yavan geldi) kendince çözmüş ve aşmış insan.
    çünkü fransa’nın ment kentindeki ikinci pompidou merkezinin yarışmasını kazanıp, çok popüler ve devlet adına anıtsal anlam içeren yapıyı tamamladıktan sonra, topluma yardım etmediği ve toplum için çalışmadığını, ayrıcalıklı insanlar, zenginler, devletler, pazarlamacıların sahip oldukları para ve gücü gözle görünür hale getirmek için anıtsal yapılar ortaya koymak üzere kiralandığını fark ederek, mimarlığın da buna hizmet etmesinden dolayı duyduğu rahatsızlıkla yolunu değiştirme gücünü kendinde bulabilmiş nadir kişiliklerden.

    kendine göre karton tüp gibi kağıtlardan binalar yapan dünyadaki tek mimar. çünkü; kağıttan yapılma bir binanın insanlar sevdiği sürece kalıcı olabileceğine eğer para için yapıldıysa beton bir binanın bile geçici olabileceğine inanıyor.

    1986 yılında insanlar ekolojik sorunlar ve çevre sorunları hakkında konuşmaya başlamadan çok önce bir bina iskeleti olarak kullanmak üzere kağıt tüpleri test etmeye başlamış. bina için yeni malzemeyi test etmek çok karışık olsa da malzeme beklediğinden çok daha güçlü çıkmış. ayrıca su geçirmezliği de çok kolay sağlıyormuş. bunların yanında endüstriyel bir malzeme olduğundan yangın dayanımına da olanak tanıyormuş. bu nedenle 1990 yılında 55 cm çağında 330 tüp ve 120 cm çağında 12 tüp ile kağıttan yapılmış ilk geçici yapıyı inşa etmiş. 2000 yılında almanya’daki çevresel sorunlarla ilgili fuarın binasını geri dönüşümlü kağıt tüpler kullanarak inşa etmesi istenmiş. tasarımın hedefi tamamlandığı zaman değil bina yıkıldığında gerçekleşecekmiş. çünkü fuarlar bittiğinde ortaya çıkan endüstriyel atıkların aksine onun binası tekrar kullanılabilir ve dönüştürülebilir olmuş.

    mimarlığın tarihsel sürecinin yanında, mimarların doğal afetlerde evlerini kaybeden insanlar için çalışmıyor olmasından dolayı da hayal kırıklığına uğramış. çünkü depremlerin değil, binaların çökmesinin insanları öldürdüğünü, bunun da mimarların sorumluluğu olduğunu düşünüyor. insanların bir takım geçici konutlara ihtiyacı olsa da bu hususta çalışan mimar olmaması, mimarların sadece ayrıcalıklı insanlara hizmet verme gayreti onu mesleki olarak geçici konutların inşası sürecine dahil olmaya itmiş ve afet bölgelerinde çalışmaya başlamış. ve kariyerini, mimarın rolü ve sorumluluğu üzerine çalışmalara çevirerek, pratiğini bu kavram üzerine temellendirerek, barınma ihtiyacını karşılarken, insanların yaşam kalitesini artıran yeni mekanlar yaratmaya çabalayan bir akvitiste dönüşmüş.

    1994’te ruanda’da, hutu ve tutsi kabilelerinin, iki milyondan fazla insanın mülteci haline gelmesine neden olan savaşından sonra bm tarafından düzenlenen mülteci kamplarındaki sığınakların durumunu, sığınakların yapılabilmesi için gerçekleşen ağaç katliamını, bunun sonucundaki ormansızlaşmayı ve çevre sorunlarını, alüminyum borular ile yapılan barınaklar denense de pahalı olduğu için paraya çevrilmeye başlanıp işin tekrar ağaç katliamına dönüştüğünü görünce ucuz ama aynı zamanda sağlam geri dönüşümlü kağıt tüplerini önermiş.

    1995’te kobe (japonya) şehrinde 7000 kişinin öldüğü büyük depremden sonra tümüyle yanan şehirdeki çok sayıdaki vietnamlı mülteci için kağıt tüplerden 50’den fazla barınaklar inşa etmiş. hatta bunlar için yardım sağlayıp öğrencilere yaptırmış ve binaların temelleri için bira kasaları kullanılmış. katolik kilisesinin yapımı için rahibin güvenini sağladığı gibi gerekli ödeneği de elde edip inşaasını gerçekleştirdikten 10 yıl sonra binanın tayvan depreminde kalıcı bina olarak bağışlanmasına ve oraya nakledilerek inşasına vesile olmuş.

    1999’daki depremde ülkemize, yerel malzemeler kullanarak bir barınak oluşturmak için gelmiş. 2001’de batı hindistan’da yine bir barınak inşa etmiş. 2004’te sri lanka’da sumatra depreminden ve tsunamiden sonra müslüman balıkçıların köylerini yeniden inşa etmiş. 2008 yılında, çin’in sichuan bölgesindeki chengdu’da yaklaşık 70.000 kişinin ödüğü deprem sonrasında, idari yetkililer ile müteahhitlerin arasındaki yolsuzluklar nedeni ile (sadece bizde olmuyormuş demek ki) yıkılmış okulları görüp okul inşa etmiş.

    2009 yılında italya büyük bir deprem yaşanınca, müziği ile ünlü ve tüm müzik salonları yıkıldığı için müzisyenleri dışarı gitmeye başlayan l’aquila şehri için geçici bir müzik salonu inşa etmeyi önermiş. belediye başkanı gerekli ödeneği kendisi sağlaması şartı ile kabul edince, japon hükümetinden yardım alarak projesini gerçekleştirmiş.

    2010’da haiti’deki büyük depremde komşu ülkedeki öğrencilerden yardım alarak 50 konut inşa etmiş. 2011 yılında kuzey japonyadaki deprem ve tsunami sonrası insanların spor salonları gibi büyük mekanlara alınması gerekince, ortamda mahremiyeti sağlamak için yetkililerin karşı çıkmasına rağmen bölmelere yapmaya karar vererek gerçekleştirmiş.

    miyaga’da onagawa köyünde beyzbol sahalarında üç katlı konutlar yapması istenince nakliye konteynırlarını kullanarak, öğrencileri ile mobilyaları yaparak, daha insani yaşam koşulları sağlamış.

    ban’ın hayatı hiç de öyle travmatik değil. 5 ağustos 1957’de tokyo’da dünyaya gelmiş, haute-couture tasarımcısı olan annesi vesilesi ile moda haftalarında avrupa’yı gezmiş, toyota’da çalışan babasının klasik müzik tutkusu nedeniyle küçük yaşta keman çalmaya başlamış, eğitim planlamasını rugby’e olan ilgisine göre yapmış, öncelikle ahşap ile ilgilenmeyi düşünürken rotasını mimarlığa çevirmiş. zaten kağıt, ahşap ve bambu ile de üniversite yıllarında ilgilenmeye başlamış. tokyo sanat üniversitesinin ardından, güney kaliforniya mimarlık enstitüsü'nde (scıarch) mimarlık eğitimi aldıktan sonra cooper union school of architecture'da eğitim yaşamına devam etmiş. new york five üyelerinden john hejduk'un öğrencisi olmuş. 2005 yılında, 48 yaşında, virginia üniversitesi tarafından verilen thomas jefferson madalyasına mimarlık alanında değer bulunmuş. time dergisi tarafından 21. yüzyılın mimarlık ve tasarım alanında çığır açan isimleri arasında gösterilmiş. 2014 yılında, fransa’nın lorraine bölgesinin başkenti metz’de yer alan, modern ve çağdaş sanatlar müzesi centre pompidou-metz binası ile hyatt vakfı tarafından 1979’dan beri her sene, yeteneği, önsezileri ve sorumluluk bilinciyle, topluma ve mimarlığa anlamlı katkılar sağlayan mimarları onurlandırmak üzere verilen pritzker mimarlık ödülünü almış.

    ödülü alınca havaya girmeyip ne demiş : “pritzker’e değer görülmüş olmaktan dolayı onur duyuyorum, bununla birlikte artık daha dikkatli olmalıyım. hem özel sektör için tasarladığım konut projelerinde, hem de doğal afet yardım çalışmalarına ürettiğim projelerde insanları dinlemeye devam etmeliyim. bu ödülü, yapmakta olduğum işlere devam etmem, bunları değiştirmeden, daha da geliştirmem için bir teşvik olarak görüyorum.”

    bazı insanlar, insan olmaya devam edebilmek için umut veriyor.
1 entry daha