şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • çocukluk anılarımın renkli- türkçe mealidir. aynalıçeşme. tarlabaşı caddesi'ne sinsice yerleşip, pencerelere üşüşen "sermaye"den rahatsız oluyor bizimkiler. arka sokaklara kaçışıyoruz. mahalle arası, dar sokaklar, sokaklarda çocuklar, gürültü, köşebaşı nöbetinde abilerle tanışıyorum. eski bir rum mahallesi olan çatıkkaş sokak'ta, giriş katı bir apartmana taşınıyoruz. tek sevindirici haber, madam keti'ye yakınız. bir sokak var aramızda madam keti'yle ve bir sürü boş, viran, vakıf evi. evi olan ama çocuksuz birileri ölünce, olan evleri vakıflara kalırmış. o evlerle örülü sokağın etrafı. o yaz, madam keti ölüyor. kedilerini sahipsiz bırakıyor. sonra bir sabah, vakti gelmiş pamuk çiçekleri gibi farkedilmez bir hızla doluyor o boş vakıf evleri. rengarenk, kocaman çiçekli elbiseleriyle, kırmızı saçlı, elleri her daim kınalı kadınlar ve sarı saçlı, suskun ve sümüklü çocuklar istila ediyor sokağımızı sanki. göz açıp, kapayıncaya kadar. konuşurken çığlık gibi ama pek keyifli bir melodiyle çıkıyor sözler ağızlarından. hiç anlamıyorum. sadece ben değil, onlar da anlamıyor benim söylediklerimi. kokular salıyorlar sokağa, kapı önünde kaynattıkları kazanlardan. lezzetli olmalı, ama hiç tatmıyorum. "kuyruk yağı!" diyor ananem. tiksinirmişiz, hiç bilmiyorum. her sorduğum, "kürt onlar, kürt.." diyor. kürt ne demek bilmiyorum. babama soruyorum bir akşam. "madam luna gibi, rahmetli keti gibi.. öyle düşşün. onlar nasıl rumsa, museviyse bunlar da kürt işte, yani türkler, aynı bizim gibi" diyor, anlamıyorum, ama, uzatmıyorum fazla. gene önüme karış kalınlığında kitap atmasından ve "oku! kendin anla, beğenmiyorsan!" demesinden tırsıyorum. "hiç türkçe de bilmiyorlar baba.." diyorum.
    "sabret.. daha düze yeni indiler, öğrenecekler." diyor.
677 entry daha