şükela:  tümü | bugün
834 entry daha
  • daha önce #37249369 nolu entrymde bahsetmiştim sizlere kızımız "lilay"dan...
    pek çok mesaj almıştım sizlerden, çok duygusal çocuklarmışız alnımızdan öpüyorum. "şimdi ne durumda?" diye hala mesaj almaya devam ediyorum. uzun zamandır yoktum sözlükte, paylaşayım geri dönmüşken dedim.

    geçen yaz, tatili maddi olarak değerlendirmek için işe girmiştim. sabah 8 akşam 6 çalışıyordum eve gelince de yorgun argın yatıyordum haliyle. iş yerinde telefonumu şarja taktığım bir zamanda patron elinde telefon çıkıp geldi. ''bak şuna epeydir çalıyor" dedi. bende evdekileri de tembihlemiştim ben işteyken aramasınlar diye. açtım telefonu küçük erkek kardeşimdi arayan. ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı alo demeden.

    kardeş: -abla lilay uçucak gibi galiba!
    eksiltilmiş: - olum sen ne diyon kuş lan o zaten uçuyo kafa mı buluyosun?
    k: - öyle değil abla öyle değil üfff fiye üflesem ucacak gibi oldu bu?
    e: - nasıl ya ne zaman oldu bu?
    k: - ya daha 1 saat olmadı biz oynuyoduk kafese koydum geri şimdi geldim baktım. tüyleri böyle kabarmış dokunuyorum tepki vermiyo. parmağımı uzatıyorum zıplamıyo. abla bu öldü mü yoksa?
    e: - kapat ben annemi arıyorum.

    annemi aradım haliyle. dedim bu çocuk ne diyo? dedi kızım galiba can çekişiyo bu. tabi fırladım iş miş umrumda değil eve geldim. "iyi ki ev yakın da ölmeden önce görürüm belki" diyorum içimden. geldim ki lilay perişan bir halde. aldım avucuma ama sanki avucum boş. ağırlık sıfır. hani çocukluğumuzda üfleyince uçuşan çiçekler vardı ya hani, erkek kardeşim doğru söylemiş hayvan üflesem ufalanıp gidecek gibiydi. yüzük parmağımla karnını okşarken elime bir şişlik geldi. dedim bu ne bir şey mi yuttu bu kuş? tabi salağım o kuş öyle bir şeyi gırtlağından nasıl geçirsin de midesine indirsin ki?

    ayakkabılarımı bile çıkarmadan girmiştim içeri. veterineri aradım geliyorum diye. cüzdanım iş yerinde kalmış. babama baktım daha ben bir şey demeden çıkardı attı masaya yüzlük. bu insan bana çıkarıp bayramda harçlık vermemiş insandır düşünün.

    veterinerin kapısından girdik erkek kardeşimle, sarıldı bana ağlamaya başladı. tabi bende döndüm bağırdım can havliyle. kadın zaten lilayı tanıyor. dedi hemen zamanı gelmişti diye. dedim neyin zamanı geldi ya?

    - yumurtlamasının zamanı gelmişti, dedi ben dondum kaldım.

    eşi olmadığı için yumurtlamaz sanmışız bunca zaman oysa tavuklar her yumurtladığında kafeste horoz mu oluyor? hemde biz lilay'a büyümeyi yakıştıramamıştık ki o daha küçüktü ne yumurtlaması ya?

    bekledik ameliyatın bitmesini veteriner teknikeri çıktı kapıdan kaybedebiliriz, bilgin olsun dedi. zar zor geçirdik 1 saati. hanfendiyi kesip aldılar yumurtayı ama hala can çekişmeye devam ediyodu. verdiler elimize kuşu biz kuşa baktık, o bize bakamadı bile...

    eve geldik temizledim kafesini yeniden. yarasına kremleri felan sürdüm ama tepki sıfır. ufaktan soğumaya da başladı avucumu terleten 40 derecelik kızım. bir yandan ağlıyorum bir yandan bakıyorum lilay'a. teyzem aradı sonra enjektör al kendine yumurta ezip ver ağzına zorla dedi tabi biz ne dense yapıyoruz bir umut. yumurta sarısı, bisküvi ve antibiyotikli suyu veriyoruz zorla lilay'a. babam en sonunda kendinden bekleneni yaptı ve bağırmaya başladı ama bu sefer sesi titriyordu:

    - bırakın şunu zaten canı çıkıyor hayvanın hepten zorlaştırmayın işini!..

    bırakmadım tabi sabaha kadar durdum başında. son nefesini verirse avucumda olsun diye.

    ne oldu?
    lilay hanım bizden çok veterinerini şaşırtan bir şekilde iyileşti. hastalık sonrası yemek yiyemeyen kuşunuza yumurta sarısını verebilirsiniz, bisküvi yanlış bir uygulamaymış böbrekleri için. lilay'ın fotoğrafı çok istenmişti, erkek kardeşim bardağı çalkalamak için omzunda onla mutfağa gittiğinde suya atlamıştı yıkanmak için, bir kaç resmini paylaşıyorum.

    lilay 1 (:
    lilay 2 (:
106 entry daha