şükela:  tümü | bugün
519 entry daha
  • her zaman olduğu gibi olaya farklı bir açıdan yaklaşıcam zira yazan yazmış, çizen çizmiş. ne gariptirki, konu yer yer ciddiyetinden saptırılmış ve caanım dslr'lerimiz cep telefonları ile kıyaslanacak kadar sulandırılmış. (öyle ya, pirelli takvimleride zaten ıphone ya da lumia'larla çekilerek hazırlanıyordu) ha bir de babamızın firmalarıymış gibi sahiplenilip olay duygusal boyutlara taşınmış...

    bir amerikan deyişi vardır. "big is better" diye. her ne kadar motor silindir hacimleri için söylenmiş olsada genel kural geçerli olup, evet! büyük her zaman iyidir. dolayısıyla 35 mm. eşdeğeri algılayıcılara sahip dslr kameraları, orta format ve ya teknik kameralar ile kıyaslamaya kalkmak yanlıştır. zira bahsettiğimiz format film eşdeğeri olan 24x36 mm. algılayıcıları ile "küçük format"tır.

    nikon f90x ve yeri dolduralamayan "f5" gibi bir efsaneyi kullandıktan sonra, günümüz dijital kameraları, gözünü negatif ve dia çekerek açmış benim gibi birine çok basit geliyor. çünkü biz gerçekten fotoğrafçılığı her yönü ile öğrendik ve tecrübe ettik. (yanlış anlaşılmasın bu işin mekteplisi değil, alaylısıyım.)
    oysa şimdi lcd'den bakan fotoğrafçı oldu çıktı. yükle instagram'a, bas filtreyi allah bereket versin!
    ne kadraj var, ne ışık var, ne kompozisyon var, ne denge var, ilgi merkezi, altın kural v.s. hiç bir şey yok!
    kaldı ki, lenslerin, gövdelerin, üreticilerin ve "marka"ların karakteristik özelliği sonucunda; bu firmaların kendine özgü görüntü işleme algoritmalarına daha değinmiyorum bile...

    etkili fotoğraf nedir, bu fotoğraf neyi anlatıyor, ne amaçla çekilmiş? konu ne ??? tık yok!
    -neyi (hangi konuyu),
    -nerden (hangi açıdan),
    -ne zaman (hangi ışık koşulunda)
    -nasıl ? (hangi objektifle, hangi diyafram ve enstantane değerinde v.s.) diye bir sor be kardeşim kendine? önce etkili fotoğraf nasıl çekilir onu öğren yani. yoksa atında ferrari var şoförlük yok. araba ne yapsın?

    işte benim dikkat çekmek istediğim en önemli konu bu. eğitim yok. duygu yok, ruh yok, göz yok! ama maşallah markaya gelince yağdırıyor herif.

    ulan bakmakla görmek arasındaki farkı bilmiyorsan, yukarıda saydığım dört soruyu kendine sormuyorsan, nesneleri objektif gözüyle görmüyorsan, en nihayetinde fotoğrafın kelime anlamı olan ışıkla yazmayı yani ona hayat veren ışığı görüp yakalayamıyorsan;
    canon ne yapsııın, nikon ne yapsın?

    yoksa buradan yazmak kolay. zira laboratuvar deneyimi ile film, banyo, baskı gibi hepsinin içinden geçerek bugünlere gelenler daha iyi görürler büyük resmin kendisini. yok nikon şöyle, canon böyle zart zurt cart curt. o kadar komik ki. sen gerçekten fotoğrafçı olsan zaten anlarsın bu işlerin markayla olmadığını. iyi bir yazı yazmak için iyi bir yazı makinesi mi lazım? laf.

    elbette gelişen teknolojiye ayak uydurmak, nimetlerinden faydalanmak lazım. ancak unutmayın ki, teknolojileri ve yapısal bileşenleri ne kadar gelişirse gelişsin tüm fotoğraf makineleri ya da gerçek tabiriyle kameralar aslında birer "karanlık kutu"dan ibarettir.
    fotoğrafın yapısal öğeleride tıpkı bu karanlık kutu gibi değişmeyen değerlerdir. fotoğrafçı isteğine göre bu kurallara uyar ya da uymaz, o ayrı. ama esas bellidir. f tam sayıları gibi, enstantane değerleri gibi...
    değişmez. ancak genişletilip esnetilebilir.

    bu kişisel isyanlarımdan sonra kısaca özetlemek gerekirse;
    nikon (1917) canon'dan daha eski bir firmadır. pek çok ölçüm sisteminin öncüsüdür. ancak sektörde ilk olmanız her zaman en iyisi olacağınız anlamına gelmez.
    örneğin, dslr'de ilk video çekimini çıkartan d90 ile nikon'dur. ama ortalığın amına koyan 5dmark ıı ile canon olmuştur. günümüzde a7 sıı ile hepsini şamarlayan ise sony'dir. fakat hiç bir zaman bir "arri" ya da "red" olamayacaktır. zira sensör üretmekle ya da dxomark gibi nikon yanlısı(!) bir firmanın verdiği test sonuçlarıyla olmuyor bu işler. özünüz belli olacak.

    -profesyonel stüdyolar ile renkleri çizgi film tadında daha doygun isteyenler genellikle nikon der.
    -doğa, yaban hayatı, spor ve hız isteyenler ile renkleri daha doğal isteyenler ise canon der.
    -lens konusunda ise hiç bir zaman "zeiss" olamayacakları için burada söylenecek fazla bir şey yok. ancak renkleri gerçeğe yakın verme, iç yansıma, kaplama (coating) ve kontrast konusunda artık neredeyse aynı sayılırlar. zira kullanılan elementler ve teknolojileri arasında pek bir fark kalmadı. burada nikkor lensler merkezde verdikleri keskinliği kenar ve köşelere doğru biraz kaybederler. canon ise bunu her noktada eşit tutmayı başarır. (bkz: mtf grafikleri)
    -nikkor lensler kontrastı biraz abartır.
    -sıcak ve nemli ortamlarda canon lenslerin kauçukları nikkor lensler gibi gevşemez.

    -full frame sensörün büyüklük avantajına istinaden verdiği sığ alan derinliği ile kullanılan lenslerin sinematik etkiyi güçlendirmesi neticesinde dslr'ler pek çok genç ve ileri yapımcının imdadına yetişmiş ve gayet güzel yapımlara imza atmışlardır. burada zaten lider olan canon, yasal olmayan magic lantern yazılımı ile çıtayı daha da yükseltmiştir. (ancak şunuda belirtmek isterim ki, full frame sensörler, 35mm. film kameralarının filmi dikey yollu kullanmasından kaynaklanan "süper 35" etkisini verememektedir. bu durumda benzer etki aps-c sensöre sahip kameralar tarafından elde edilir.)
    -sony a7 sıı ile ortalığı dağıtmıştır.
    dslr ile video hakkında detaylı ve ek bilgiler için bkz.(http://www.ahmetkavi.com/…tin-alma-tavsiyeleri.html)

    ayrıca bu kadar lafın üzerine sözlüğe uygun bir şekilde görüş bildirip yazımı sonlandırayım.
    "milyonlarca sinek yanılıyor olamaz" dediklerine göre,
    futbol müsabakalarında köşe vuruşu yapılırken, orada bulunan muhabirlerin kullandığı kameraların lenslerinin renklerine bir bakın bakalım.

    canon mu? nikon mu?
16 entry daha