şükela:  tümü | bugün
10 entry daha
  • dilekçe yazmaya başlamadan önce bir hukuki sorunun çözümünde uyulması gereken kurallar dikkate alınır. ernst hirsch pratik hukukta metot isimli kitabında bunları açıklamıştır:
    1. olayı saptayın. uyuşmazlığın nerede toplandığını belirleyin.
    2.sualin özünü tahlil edin, incelemeye sorudan hareket ederek başlayın, hangi sıfatla cevap vereceğinizi bilin. avukat/hakim/savcı/müdafii/katıla vekili/tanık/bilirkişi, kimsiniz?
    3.yer ve zaman bakımından hangi hukukun uygulanacağını araştırın.
    4. talebinizi ve dayananağını belirleyin.
    5. iddia ve savunmanın dayanabileceği hukuki ilişkiyi saptayın, mantığa uygun ihtimalleri gözden geçirin.
    6. hukuki ilişki olaydan hemen anlaşılmıyorsa bunu sistematik şekilde arayın gerekirse şema yapın. şemada 5n 1k(ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? –nereden?- kim?) kuralını kullanın.
    7. hukuki ilişkinin mevzuattaki yerini kontrol edin. aihs, anayasa, kanun, yönetmelik, tüzük vb. kaynakların yanında, öğretide ve içtihatlarda da araştırma yapın.
    8. talep hakkını mümkünse birden fazla hukuki ilişkiye ve hukuki müesseseye dayandırın.
    9. ilk itirazları inceledikten sonra, dava şartları ile davanın mesnedini incele bundan sonra def’ileri incele.
    10. uyuşmazlığı tam olarak açıklayın. uyuşmazlığı anlatırken hukuk diline çevirin.
    11. yazmaya başlamadan önce plan oluştur.
    12. iddialarınız ve iddialarınızın dayanağı olan bilgi ve düşünceler arasındaki teselsüle büyük önem verin.
    13. fikrinizi açık olarak anlatın.
    bu aşamalar yerine getirilmeden dilekçe yazmaya başlamamak gerekir. hatta öncesinde bu maddeleri ihtiva eden bir ön hazırlık çalışması yapılması dava üzerinde hakimiyet sağlayacaktır. dilekçe yazımına başlamadan önce temelde tümdengelim ve tümevarım akıl yürütme metodları kullanılmaktadır. kullanım oranı olarak tümdengelim yönteminin ezici bir üstünlüğü vardır. kısaca bunları örneklemek gerekirse tümdengelime göre:a.mala zarar verme suçu ancak kasten işlenir b.mehmet kasıtla hareket ederek mala zarar vermemiştir. c.öyleyse mehmet mala zarar verme suçunu işlememiştir. tümevarıma göre:a.ahmete hapis cezası verilmesi için yeterli delil yoktur. b.mehmete hapis cezası verilmesi için de yeterli delil yoktur. c.öyleyse yeterli delil yok ise hapis cezası verilmez. şeklinde açıklanabilir. burada bu akıl yürütme yöntemlerinin alt başlıklarına girmeden konumuza dönmemiz gerekirse bir avukat ile bir arzuhalci dilekçesi arasında fark olmalıdır. avukat dilekçelerinde kelime zenginliğine önem vermeli aynı kelimeyi mümkünse tekrar kullanmamalıdır. avukat, hukuk ilmine vakıf kişidir, hukukun iç içe geçtiği diğer ilimlerden yararlanabilir. misalen bir arkadaşım dilekçesinde freud'un kitle psikolojisine atıf yaparak şiddete meyilli bir grup içerisindeki gençten birinin diğerini bıçaklaması neticesinde açılan haksız fiil nedeniyle tazminat davasında şiddete meyilli insanların yaşadığı gruplarda bunun normal bir davranış olduğunu ve burada mağdurun rızasının haksız fiil tazminatına engel bir neden olduğundan bahsetmiştir. görüldüğü üzere hukuk başta mantık olmak üzere diğer bilimlerle ve bilim felsefesiyle de iç içedir. yine bir kimsenin sözlerini ona karşı kullanmak o şahsı etkilemek bakımından etkili bir yöntemdir. aynı kural ilk derece mahkemelerine veya yargıtay'a gönderilen dilekçelerde de uygulanabilir. örneğin, yargıtay 2.hd "davacı koca" yerine "davacı erkek" hitabını seçmiştir. şayet yargıtay 2.hd’ye bir temyiz dilekçesi gönderiyorsak daha etkili olabilmesi için bu hususa dikkat edilebilir. yargıtay içtihatlarındaki karşı oy yazıları uygulamada işler aksimize gelişmişse dilekçede kullanılabilir. gereksiz ayrıntıları içeren dilekçeler yazılmamalıdır. prof. dr. irfan baştuğ’un sıklıkla tekrarladığı gibi, eski bir deyimle dava dilekçesi, “efradını cami ağyarını mani” nitelikte olmalıdır. başka bir ifade ile içermesi gereken her şeyi içeren, dışında bırakması gereken her şeyi de dışında bırakan nitelikte olmalıdır. örneğin müvekkil büronuza geldiğinde ve boşanmak istediğinde başından geçen her şeyi anlatacaktır. yapmanız gereken anlatılan vakıalardan işinize yarayanları esas alıp kanunda yer alan mutlak ve nısbi boşanma sebeplerinden birine istinat ederek yargıtay içtihatları doğrultusunda somut olayları soyut kurallara uydurup çıkarımlarınızı hukuki bir dil ile dilekçeye aktarmanızdır. örnek üzerinden devam edecek olursak evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası dilekçesinde halk ağzıyla şunları yazmak yerine:"müvekkilim ile karşı taraf arasında şiddetli geçimsizlik vardır, müvekkilim ile karşı taraf hiç anlaşamamaktadır."; şunları yazmak:"müvekkil ne zaman davalı kadınla konuşmak istese; davalı kadın müvekkili hor görmüş, müvekkilin fazla kilolarıyla gerek ailesinin gerekse akrabalarının yanında dalga geçmiştir. çocuklarına ve eşine ilgisizlik gösteren, ailesiyle ilgilenmeyen karşı taraf ilgisiz davranmak suretiyle müvekkilimize duygusal şiddette bulunmuştur. bu iddiamızı tanık beyanlarıyla da kanıtlayacağız." demek daha doğru olacaktır. yani dilekçe hmk’da da benimsenen ispat yüküne uygun olmak durumundadır. bununla ilgili olarak yeni tarihli bir içtihat şu şekildedir:
    “yargıtay 22. hukuk dairesi 2015/1688 e. , 2016/8351 k.
    "içtihat metni"
    mahkemesi :asliye hukuk mahkemesi
    dava : davacı, fazla çalışma ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
    mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
    hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    y a r g ı t a y k a r a r ı
    davacı isteminin özeti:
    davacı vekili, davacının işyerinde fazla çalışma yaptığı halde ücreti ödenmediği iddiası ile fazla çalışma ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
    davalı cevabının özeti:
    davalı vekili, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    mahkeme kararının özeti:
    mahkemece, 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu'nun 119. maddesi uayrınca davacının somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği davanın usulden reddine karar verilmiştir.
    temyiz:
    kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
    gerekçe:
    6100 sayılı kanun'un 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. gerekçenin devamında, "bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıalarınileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı şart vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır." şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.
    6100 sayılı kanun'un 119/1-e. maddesi uyarınca da, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. 6100 sayılı kanun’un 25. maddesi gereğince de hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları ve söylemediği bir şeyi dikkate alamaz, hatırlatmada dahi bulunamaz ve hâkimin kendiliğinden delil toplaması da mümkün değildir. kanunda vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, 6100 sayılı kanun’un 119/1-f hükmünde ayrıca, açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. keza, bu durum, yukarıda açıklanan 194. maddenin ikinci fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir.
    bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı, dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek durumundadır. bu eksiklikleri gidermenin yolu, 119. maddenin 2. fıkrasındaki süreyi vermek değildir. zira, 6100 sayılı kanun'un 119. maddesinde dilekçedeki eksiklik halinde ne yapılması gerektiği maddenin 2. fıkrasında belirtilmiştir. bu fıkraya ve maddenin gerekçesine bakıldığında, kanun koyucunun, dilekçedeki bazı eksikliklerin bir haftalık süre verilerek tamamlanması, tamamlanmadığı takdirde de davanın açılmamış sayılması gerektiğini kabul ettiği görülmektedir. bunlar, 119. maddenin 1. fikrasının (b), (c), (ç), (ğ), (h) bentlerindeki hallerdir. bunun dışındaki hallerde ne yapılacağı 119. maddede belirtilmeyip ya ilgili özel kanun hükmüne (örneğin, dava değerinin gösterilmemesi halinde harçlar kanunu hükümleri) veya diğer hükümlere başvurulması gerekmektedir. dilekçede vakıaların hiç ya da somut olarak gösterilmemesi ve delillerle bağlantı kurulmaması halindeki özel düzenleme ise 194. maddedir. dolayısıyla bu hükümden hareketle sorun çözülmelidir.
    daha önce doktrinde ve kısmen yargı kararlarında zikredilen somutlaştırma yükü, 6100 sayılı kanun ile birlikte açık bir kanunî düzenlemeye kavuşmuştur. ancak, bu noktada iddia yükü ile somutlaştırma yükünü birbirinden ayırdetmek de gerekir. dilekçede hiçbir vakıaya veya hukukî nitelikte vakıa sayılacak iddialara yer verilmemişse, o zaman "iddia yükünün" yerine getirilmemesinden; belirli vakıa iddiaları mevcut olmakla birlikte, bunların somut ve açık şekilde gösterilmemesi (ve delillerle bağlantı kurulmaması) halinde ise, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilir (o. atalay, menfi vakıaların ispatı, izmir 2001, s. 22 vd.; h.pekcanıtez/o.atalay/m. özekes, medenî usûl hukuku, 14. bası, ankara 2013, s. 664 vd.). bu her iki yük de usûlî yükler olmakla birlikte, sonuçları ayrı değerlendirilmelidir. iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, gerçek anlamda bir vakıa iddiası mevcut değildir ve hukuk muhakemeleri kanunu m. 25 gereğince hâkimin mevcut olmayan bir vakıaya dayanması, hatta bunu hatırlatması mümkün olmayacaktır. iddia edilmeyen bir şeyin ispatına yönelik faaliyetten de söz edilemez. kısaca, iddia yoksa, ispat da yoktur (atalay, s. 27-29; b. umar, hukuk muhakemeleri kanunu şerhi, 2. baskı, ankara 2014, s. 139, 144).bu sebeple, iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, dilekçeler teatisi şamasında bu eksiklik tamamlanmamışsa (ki iş yargılamasında basit yargılama usûlü uygulandığından dilekçeler teatisi olarak ancak birer defa dilekçe vermek mümkündür), bu aşamadan sonra başkaca bir inceleme yapmadan, işin esasına girmeden, davanın "iddia yükü yerine getirilmediğinden usûlden reddi" gerekir (umar, s. 139). çünkü, esasa girip ne ön inceleme ne tahkikat konusu yapılacak bir vakıa mevcuttur.
    davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur. (m. 27). keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten hukuk muhakemeleri kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.
    davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilevilir (atalay, s. 31 vd.; pekcanıtez/atalay/özekes, s. 665). soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (hmk m. 107). çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.
    somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte (atalay, s. 36), sonucu iddia yükünden farklıdır. iddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (hmk m. 31) ile ön inceleme hükümleri (hmk m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. çünkü, "maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili" hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır (v. karaaslan, medenî usûl hukukunda hâkimin davayı aydınlatma ödevi, ankara 2013). somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek hukuk muhakemeleri kanunu m. 320 gerekse m. 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. çünkü, ön ncelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve kanuna aykırı olacağı gibi, yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddi, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.
    eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır. (atalay, s. 36; pekcanıtez/atalay/özekes, s. 666; umar, s. 144).
    sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek 6100 sayılı kanun'un 119/1-e maddesi gerekse 194. maddesi gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemdeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir.
    somut olayda, davacının talebi sadece fazla çalışma ücretine ilişkidir. davacı vekili dava dilekçesinde işçinin hizmet süresini, ücretini ve saatlerini de belirterek üç vardiya halinde çalışıldığını, gece vardiayasında yedi buçuk saati aşan çalışmaları bulunduğunu, vardiya sonrasında da çalışmaya devam edildiğinden fazla çalışma yapıldığını bildirerek bu iddialarını tanık delili ispat edeceğini açıkça bildirmiş ve mahkemenin verdiği süre içersinde de bu konudaki tanıkların isim ve adreslerini dilekeçsi ile açıklamıştır. bu durumda davacının vakıalarını gösterdiği, bu bunların hangi, delillerle bağlantılı olduğunu da açıkladığına göre artık 6100 sayılı kanun'un 119 ve 194 maddeleri kapsamında somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirilmediğinden bahsedilemeycektir. işin esasına girilerek yargılmaya devam edilip toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken usulen davanın reddine karar verilmesi bozma sebebidir.
    sonuç:
    temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

    ancak davayı kazanmanızın güç olduğu veya çok fazla müvekkilin bulunduğu dosyalarda uzun dilekçeler yazılabilir. yine basit yargılama usulünün uygulandığı davalarda her detay, her ayrıntı dava dilekçesinde yer almalıdır.(iş davaları vesaire) nitekim dava ile ilgisi bulunmayan olaylara değinmek lafazanlıktır. iddiaları hukuki zemine oturtmamak ise havada kalmalarına yol açar. dilekçeler usul kanunlarında düzenlenen usul kurallarına uygun olmalıdır. lâkin hmk'da "vakıaların açık özeti" dediği için, dilekçede vakıaların açık özeti yazmasına gerek yoktur, açıklamalar demek yeterlidir. hatta a)olayların özeti b)ihtiyati tedbir talebi c)usule ilişkin açıklamalar d)esasa ilişkin açıklamalar diye ayrım yapmakta yarar vardır. olayların özeti de kendi başlığı altında kronolojik sırayla yahut uygun göreceğiniz başka tür sıralamayla yazılabilir. misalen: boşanma davasında "karısını başka bir kadınla aldattı!" gibi magazin kokan, ilgi çekici başlıklar atılabilir. olayın özeti yarım sayfayı geçmemelidir. hakim gerek iş yoğunluğundan gerekse memuriyet üşengeçliğinden uzun uzadıya yazılan dilekçeleri okumaz, okusa da bir süre sonra dikkati dağılacağından başını hatırlamakta güçlük çeker. bu sebeple meramınızı kısa ve etkili anlatmak lehinizedir. olay özetlendikten sonra yukarıda anlattığınız olayda talebinizin hangi hukuki müesseseye dayandığını ve şartlarının oluştuğunu somut bir biçimde açıklamak ve hangi delillere dayandığınızı belirtmek gerekir. misalen: "yukarıda açıklamış olduğumuz olay çerçevesinde talebimiz haksız fiile dayanmaktadır. hukuka aykırı bir eylem söz konusudur, nitekim şu tarihte şu kişi şu kişiye şu yerde çarpmıştır. trafik tespit tutanağı,tanık, keşif ve bilirkişi ile bu iddiamızı doğrulayacağız." her ne kadar usul hukukuna uygun dilekçe bu şekilde olsa da uygulamada"hukuki nedenler" kısmından sonra "deliller" yazıp altına sıra numarası ile 1.mali içtimai durum araştırması 2.tanık 3.yasal ve sair her türlü delil vesaire şeklinde yazılarak sonuna "karşı tarafın bildireceği delillere karşı delil bildirme hakkını saklı tutarız." ibaresi eklenir. "yasal ve sair her türlü delil" uygulamada yazılmaya devam etse de hukukta artık bir karşılığı yoktur. dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmadan delillerini bildirmeyen artık öninceleme safhası ve sonrasında delil listesi bildiremez.( hgk, 20.4.2016, e. 2014/13-856, k. 2016/523) öninceleme ve sonrasında ancak dilekçeler aşamasında bildirilen deliller sunulabilir. esasa ilişkin açıklamalarınızdan sonra altına gerekli görürseniz yargıtay kararlarını ve doktrinde ihtilaf olan görüşlerde lehinize olanları kullanabilirsiniz. bu da bittikten sonra "hukuki nedenler" kısmında "4857 sayılı iş kanunu, hmk ve diğer ilgili mevzuat." şeklinde talebinizin dayandığı kanun hükümleri yer alır. burada "hmk.m.2" vesaire şeklinde tek tek dayanılan maddeleri yazmak daha doğru olsa da uygulamada "hmk" yazılıp geçilmektedir. son olarak talep sonucu açıkça belirtilmelidir. dilekçe yazıldıktan sonra dilekçenin hmk’ya göre dilekçede bulunması gereken zorunlu unsurları barındırıp barındırmadığı kontrol edilmelidir. ayrıca dilekçe av. kemal vuraldoğan’ın ankara barosu dergisinin 2016/1 sayısında yayınlanan "“dava ve davaya cevap dilekçesi kontrol tablosu" isimli paylaşımına göre de kontrol edilmelidir. humk döneminde hazırlandığı için yeni güncellemeler yapılabilir:
    dava ve davaya cevap dilekçesi kontrol listesi
    1. uyuşmazlığın hukuki vasıflandırılması (haksız fiilden kaynaklanan tazminat, tacirler arası satım akdinden kaynaklanan alacak vs)
    2. görev
    3. yetki
    4. yargılama yöntemi (usulü)
    5. taraf teşkili
    6. davacı sıfatı
    7. davalı sıfatı
    8. süreler
    8.1) hak düşümü süresi
    8.2) zamanaşımı süresi
    8.3) dava süresi
    8.4) cevap süresi
    8.5) temyiz süresi
    8.6) karar tashihi süresi
    9. faiz
    9.1) faiz başlangıç tarihi (muacceliyet, temerrüt vd)
    9.2) faiz oranı
    9.3) faiz tutarı
    9.4) faiz hakkının saklı tutulmuş olup olmadığı ve
    sonuçları (borçlar kanunu, 113/2 maddesi vd)
    10. icra inkar tazminatı
    10.1) fazlaya ilişkin hakkın açıkça “ saklı tutulması “
    gerektiği, aksi halde % 20’i aşan zararların talep
    edilememesi sorunu
    10.2) fazlaya ilişkin zararın 1 (bir) yıl içerisinde talep
    edilmesi gerekliliği
    10.3) talep şartı (dava dilekçesinde ya da cevap dilekçesinde
    talep edilmesi)
    10.4) icra inkar tazminatının infazında kesinleşmenin gerekip
    gerekmediği
    10.5) icra inkar tazminatının infazında faiz başlangıç tarihi
    10.6) icra inkar tazminatının infazında faiz oranı
    11. ıslah
    12. uyuşmazlığın esası
    13. diğer ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması

    bu yazı hazırlanırken muhammet özekeş'in seminerlerinden,av.mehmet kaya facebook grubundan, türkhukuksitesinden, hukukihaber sitesinden istifade edilmiştir. her yiğidin yoğurt yeme şekli farklıdır. benim gibi mesleğin başındaki genç arkadaşlara, hukuk fakültesi öğrencilerine ve üstadlarımıza yol haritası olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım.
5 entry daha