şükela:  tümü | bugün
495 entry daha
  • burada bir çok kişide aynı serzenişi görüyorum;

    -turnuvanın abi takımları yok,
    -hiç birimiz kadro sayamıyoruz,
    -büyük takımlar, büyük takım gibi değiller,
    -turnuva zevk vermiyor.

    evet arkadaşlar, doğru söylüyorsunuz ancak 2006 dünya kupasından sonra hiç bir ülke (ispanya hariç) net ilk 11'ini oturtup, kendi neslini yakalayamadı. yakalayan bile (almanya) sürekli nesil eskimesin diye kadrosunu genç tutuyor. tabi bunda löw'ün de bakış açısı önemli. ancak almanya 2002 - 96 arasında yaşadıklarını bir daha yaşamamak için bu politikaya başvurmuş durumda.

    almanya'yı kenara koyarsak yeni nesil olarak gümbür gümbür gelen bir fransa (bu turnuva olmasa bile sonraki turnuvalarda) dışında önemli nesil yakalayabilmiş ülke yok gibi bir şey. çoğu yıldız güney amerika'da ve şu anda dünya futboluna da bence güney amerika piyasası damga vurmuş durumda.

    ingiltere yoktan bir nesil yaratmaya çalışıyor ama orta sahasız bir futbol bu futbol devrinin başarısı olmayacak.

    italya ise zaten kayıp bir nesil. 2012'deki mucizevi başarısı dışında 2006 dünya kupasından sonra her turnuva kayıpları oynuyor, futbol namına bir şeyler koyamıyor.

    hollanda yine nesil yaratma peşinde ancak ingiltere'nin bir tık altı diye düşünüyorum. genç kadrosu ve sistemsizliklerine kurban gittiler.

    2008 yılından itibaren dünya futboluna damga vuran ispanya ise bence tam anlamıyla kaybolacak. 2014 çöküşün başlangıcıydı, 2016 eğer sürpriz olmazsa bir tık alta daha doğru gidiş ve 2018 tamamen karanlık olacak.

    kolombiya, urguay, arjantin, brezilya, şili, meksika yıldızları bir nevi avrupa futbolunu domine etmeye başladılar. önceden ya çok büyük yıldız çıkardı ya da hiç yıldız çıkmazdı. orta seviye topçusu olmazdı bu ülkelerin ancak şimdi bu ülkelerin de görev adamları ve orta seviye topçuları var. bunun sonucu olarak da avrupa futbolunda gerek devşirmeler gerekse de önemli topçuların yerini almaları ve sezon boyunca artan form grafikleri "avrupa yıldızlarının" çıkmasını engelliyor. bu yüzden de avrupa'da büyük takımların kadrolarını artık ezbere sayamıyoruz. çünkü kulüplerde ya yıldız oyuncular ya da orta seviye "regular futbolcular" futbolcular yer alıyor.

    yani futbolda artık ya "çok büyük yıldızlar" ya da "orta seviye" yıldızlar yer alıyor. çok büyük yıldızlar da 1990'lardaki gibi milan, inter, real madrid, barcelona, liverpool, manchester united, lyon, bayern münih, lazio, parma, arsenal gibi kült takımlara eşit miktarda dağılmıyor. hepimiz 90'lardaki bu takımların kadrosundan 5 topçu sayabiliriz değil mi?

    ancak 2000'lerin son çeyreğine doğu , bence abramoviç ile, durum değişti. kimse artık büyük takımların kadrolarını sayamaz hale geldi. bugün brezilya ve arjantin'i bile sayamıyoruz. sebebi ise basit; eskiden "süperstarlar, starlar, bir nebze düşük starlar, orta seviye topçular ve topçular" vardı. süperstarlar yukarıda saydığım takımlara dağılırdı, starlar ise yine çevrelerine dağılırdı. şimdi ya "süperstarlar" ya da "orta seviye topçular" bulunuyor.

    bunun sebebi de abramoviç ile verilen paraların saçılması.
    1998 yılında ronaldo 20 milyon pound'a barcelona'ya,
    1998 yılında denilson 23,5 milyon pound'a real betis'e,
    1999 yılında vieri 31 milyon pound'a milan'a,

    geçerken bugün saçma sapan topçulara bu miktarlar gözü kapalı veriliyor.
    dolayısıyla da "bu kadar ücret verilen topçu" yıldız olarak gösteriliyor ve takımlarda oynatılmaya çalışılıyor. manajerler aslında bu balon topçuları abarttıkça ve piyasasını yükselttikçe futbolcuların paraları "istatistiklere" yansımıyor ve manchester city gibi, psg gibi ne büyük takım olabilmiş ne de olabilecek; asla şampiyonlar ligi'ni kazanamayacak birer "yıldızlar karması" adı altında medyaya sunulan takımlar ortaya çıkıyor. bu topçuların etrafında bulunan topçular da milli takımlara "manchester city" etiketiyle gelince işin rengi değişiyor. ve adını duymadığımız bir adamı sırf, atıyorum, "premier lig'de sağ bek" oynuyor diye şak diye takımda görüyoruz. ve dolayısıyla bu adamın o formayı taşıyamadığı ortaya çıkıyor. 2 sene önce dünya kupası'na city etiketiyle gelmiş adam, aston villa'ya kadar düşünce bir daha milli takıma gelmiyor ve milli takımlar yeni bir bek arayışına giriyor.

    ayrıca değişen taktik düzenleri, gol yememek üzerine oluşturulan sistemler de sürekli ön plana çıktığı için "sıradan oyuncularla da" bir takım büyük bir turnuvada çeyrek ve hatta yarı finali dahi görebiliyor.

    futbol pazarı çok geniş, bu yüzden de paralar böylesine saçıldıkça ortaya çıkan sonuç ve serzenişler daima aynı olacak. bu düzende en iyisini yine almanya yapıyor. çünkü almanya, sürekli neslini geliştirmeye çalışıyor ve bundesliga'yı iyi kullanıyor. ancak italya tükenmiş serie a'sı ile, ingiltere balon olmuş premier ligi ile ya da ispanya üç takımlı la liga'sı ile daha çok kayıp nesilleri oynar.

    burada türkiye'nin de yapması gereken kendi jenerasyonu için mutlaka balonlaşmı 650 milyon euro'ları bulan pazarını söndürmesi ve ayakları yere sağlam basan takımlar, topçular ve teknik antrenörler çıkartmasıdır. çünkü artık kaos futbolu maç kazandırmıyor. koşan, çalışan, kondisyonu yüksek ve ayakta kalan futbolcular dünya futboluna yön veriyor.

    messi ya da ronaldo "çağın iki süper yıldızı" bir maçta kaç defa düşüyor, çevresindekiler bir maçta kaç defa düşüyor ya da bugün hırvatlar (yatmaları vs demiyorum) bir maçta kaç defa düşüyor sayın ve aradaki farkı görün.
491 entry daha