şükela:  tümü | bugün
18523 entry daha
  • --- 6 sezon ve 5 kitabin tamami icin spoiler ---

    "üç ateş yakacaksın,
    biri yaşam, biri ölüm, biri aşk için,
    üç binek süreceksin,
    birini yatağa, birini korkuya, birini aşka,
    üç ihanet tanıyacaksın,
    biri kan için, biri altın için, biri aşk için..."
    -- the undying

    aynı arya stark gibi, hikayesinin ne yöne gideceği konusunda uzun uzun kafa yorduğum bir başka karakter de daenerys targaryen. diyebilirsiniz ki, "ne yöne gideceği belli yahu, westeros'a gidecek işte". haklısınız tabi oraya gideği kesin de, oraya ne olarak gidecek?

    ben george r. r. martin'in hayatıyla ve diğer eserleriyle ilgili araştırma yaptığım günden beri, a song of ice and fire serisinin temelinde "savaş karşıtlığı" düşüncesinin yatacağı fikrindeyim. martin gibi bir adamın, altında bir mesaj olmayan bir başyapıta imza atması bana göre imkansız. martin'in yazma amacı, tolkien gibi "dil ve mitoloji yaratmak" değil. tolkien'in tersine, martin, vicdani retçi ve gayet politik bir adam ve yazdığı metnin de politik bir mesajı olacağı kesin gibi. zaten şu ana kadarki bütün kitaplarında savaş eleştirisi var. bu açıdan baktığınız zaman, kitaplarda oynanan taht oyununun bir kazananı olacak mı diye sormak aslında biraz anlamsız oluyor. bu kitapların yazılış amacı, taht oyununun ortaya çıkmasına sebep olan feodalizm, monarşi, din ve ataerkillik gibi kavramları eleştirmek. yazarımızın nihai amacı, bize x veya y karakterin zaferinin öyküsünü yazmak değil, bu bahsettiği kavramların ne kadar boktan şeyler olduğunu anlatmak.

    o açıdan, ben hiç bir zaman "buz ve ateşin şarkısının" dany ve jon'un birlikte dünyayı kurtardıkları bir öykü olduğuna inanmadım. bana göre, buz ve ateş, dünyayı kurtarmak için değil, dünyayı yok etmek için bir araya gelen kavramlar. bu sezon, children of the forest'ın, white walkerları insanlara karşı kullanmak için bir silah olarak yarattığının açıklanmasından sonra da, bu inancım iyice pekişti. o bölümün incelemesinde de yazdığım gibi, bana göre buz yani white walkerlar, biyolojik silahları, ateş ve ejderhalar da nükleer silahları temsil ediyorlar. eğer alegoriden hoşlanmıyorsanız, o zaman buz ve ateşin karakterlerden daha çok dünya üzerindeki askeri güçleri temsil ettiğini düşünebilirsiniz. bu silahlara hükmedenler de, hikayemizin süper güçlerini oluşturuyorlar. ben, martin’in bütün kitabı bu alegori üzerine yazdığını iddia etmiyorum ancak kendisinin gerçek tarihten ne kadar fazla esinlendiği ortada. nasıl, 1. ve 2. dünya savaşları avrupa’da taş taş üzerinde bırakmadıysa, buz ve ateş savaşının da en önemli sonucu westeros’da yaratacağı yıkım olacak.

    bu yıkım konusundan bahsetmemin sebebi, deanerys karakterinin, klasik fantezi edebiyatındaki “iyi adam” kavramına denk gelmediği argümanına temel oluşturması. kendisinin “kötü” olduğunu iddia edebilir miyiz bilmiyorum ancak şimdilik bütün opsiyonları açık tutalım.

    çocukluğuna baktığımızda, daeanerys’in tam bir psikopat olarak yetişmesi için her türlü ortamın hazır olduğunu görüyoruz. geldiği aile, ensest üremesiyle ve istikrarlı olarak “deli” karakterler çıkarmasıyla ünlü targaryenler. westeros’da, her doğan targaryen’in deli olma olasılığına atıfta bulunan “her targaryen doğduğunda, tanrılar zar atar” diye bir deyim bile var. zaten dany’nin babasının lakabı da “deli kral”. ensest üremenin, genetik bozuklukları keskinleştirdiği düşünülürse, targaryen ailesindeki kalıtsal akli bozuklukların, her jenerasyonda biraz daha tehlikeli hale geldiği söylenebilir. viserys’de bu mental bozuklukları yakından gözlemlemek münkün ama dany, en azından hikayenin başında, bize gayet “normal” gözüküyor.

    dany’nin, tanrıların zarını düşeş atıp targaryen deliliğini almadığını kabul etsek bile, kendisinin geçmişinde son derece normal bir insanı bile yoldan çıkaracak kadar travma var. dany, doğduğu andan itibaren korku ile yaşamak zorunda kalıyor. robert’ın isyanının sonunda, annesi, babası ve abisi öldürülüyor ve willem darry tarafından dragonstone’dan kaçırılmasa, onun da sonu büyük ihtimal rhaegar’ın çocukları gibi olacak. viserys ile birlikte kaçtığı braavos’ta, bir süre şehrin valisi konumundaki sealord of braavos tarafından misafir ediliyor ve kısa bir süre de olsa huzurlu yaşama fırsatı buluyor. bu misafir edilme olayının arkasında büyük ihtimal arianne martell - viserys targaryen evlilik planları yapan doran/oberyn kardeşler var. ancak, bravoos’taki yönetim değişikliği ve willem darry’nin ölümü sonrası, dany abisi viserys ile birlikte tekrar yola düşüyor. viserys, ailesinden çalınan tahtı geri almak için pek de gerçekçi olmayan planlar yapan ve bu hırsla iyiden iyiye kafayı yiyen bir karakter. dany ile birlikte şehir şehir gezip bulduğu zengin lordlara sürekli olarak kendisinin westeros işgaline yardımcı olmalarını istemesi yüzünden özgür şehirlerde “dilenci kral” lakabını alacak kadar meşhur oluyor. tüm bu çabalarına karşılık eline hiç bir şey geçmemesi ve alay konusu halini alması, viserys’i oldukça agresif bir hale getiriyor ve tüm bu agresifliği, gücünün yettiği tek kişi olan dany’nin üzerinde fiziksel ve psikolojik tacize dönüşüyor. viserys’in destek arama seferlerinin son durağı olan ılyro mopatis’in pentos'taki evine gelindiğinde, fiziksel, cinsel ve zihinsel tacizin üstüne bir de dany’e mal muhamelesi yapılması da ekleniyor. viserys, kendi kardeşini, khal drogo’nun kendisine vaadedittiği ordu karşılığında, bir köle gibi satıyor. dany’nin köle nefreti ve güçsüzleri koruma içgüdüleri de viserys’in kendisine yaşattığı travmaların bir sonucu zaten. kendi abisinin yaptığı mal muamelesi ve viserys’in onu korumak yerine, kendisine en iyi teklifi veren lorda satması, dany’nin karakterinde derin izler bırakıyor. ilk bakışta, sanki bu acılar dany’i daha güçlü hale getirmiş gibi gözükse de, aslında böylesine zorlu geçen bir çocukluğun onun kişiliğinde karanlık bir taraf yaratmadığını düşünmek zor olur.

    aslında dany’nin hikayesi, dothraki çöllerinde bir avuç takipçisiyle beraber acı bir son ile bitebilirdi. bunun olmamasının tek nedeni, george r. r. martin tarafından bir “mucize” olarak tanımlanan ejderhaların doğumu. (detay için #60590631). bu doğum olayı, dany’nin çaresizliğinden doğan ve onun artık son bir umut olarak oynadığı bir kumarın bir sonucu aslında. bir prenses olarak doğan ancak hayatı bir çölün ortasında yok olmanın eşiğine gelen daenerys’in, bir anda yeryüzündeki en güçlü silahlardan birini eline geçirmesi ve bunun sonucunda elde ettiği güçle olan mücadelesi; yani daha önce bir çok kez bahsettiğim “insan kalbinin kendiyle olan mücadelesi”. bir çok kişi, dany’nin essos maceralarını ordan oraya gidip level atlayarak westeros işgaline hazırlandığı olaylar olarak görüyor ve doğal olarak onun hazır olduğunu düşünüp sabırsızlanıyor. ancak, george martin’in aslında yapmak istediği, westeros öncesi dany’nin elindeki güçle imtihan etmek ve onun westeros işgalinin çok da kolay olmayacağının ipuçlarını vermek.

    dany’nin slaver’s bay (astapor - yunkai - meereen) maceralarından en çarpıcı olanı astapor’da yaşanıyor bana göre. burayı daenerys’in, kraznys mo nakloz’a 8000 unsullied karşılığı drogon’u vermeyi teklif ettiği yer olarak hatırlıyoruz. dany, unsullied’in kontrolünü ele geçirdikten sonra, ejderhalarına ve unsullied’e köle efendilerini öldürme emri verip şehirde bir ayaklanma başlatıyor. bu ayaklanmanın sonucunda, şehirdeki köleler serbest bırakılıp, şehrin kontrolü köle efendilerinden alınıp dany’nin seçtiği üçlü bir konseye veriliyordu.

    astapor’dan sonra dany rotasını yunkai’ye çeviriyor. yunkai, o sırada 4000 kişilik ordusunun yanında, second sons ve stormcrows adlı kiralık ordu birlikleri tarafından savunulmakta. dany, kiralık orduları kendi tarafına çekmek için pazarlıklarda bulunuyor ancak bunlar ilk aşamada başarısız oluyor. saldırı gününün arifesinde, stormcrows’un diğer iki liderini öldürerek dany’nin hizmetine giren daario naharis burada kritik rol oynuyor ve second sons’ın da kendilerine hediye edilen şarap sayesinde devreden çıkmasıyla dany, yunkai’nin kontrolünü nispeten kolay bir şekilde ele geçiriyor. astapor’a benzer şekilde burada da köleler serbest bırakılıyor ve daenerys, meereen’ doğru yola çıkıyor.

    ilk bakışta, bu iki işgal, erdemli hareketler olarak gözükebilir. sonuçta, dany, binlerce köleye özgürlük verip onları mal gibi kullanan efendileri de ortadan kaldırıyor ve bu sayede “zincirkıran” lakabını alarak, fakir halk ile kölelerin gözünde bir kahramana dönüşüyor.. ancak, işgal edilen şehirlerde, dany’nin ayrılmasından sonra işler pek de iyi gitmiyor. öncelikle astapor ve yunkai’nin ekonomileri tamamen köle ticaretine dayandığı için, köleliğin bir anda yasaklanması bu şehirlerde ekonominin tamamen durmasına neden oluyor. hatta, dizide tyrion’un köle efendileriyle yaptığı pazarlıkta 7 yıllık bir geçiş dönemi önerdiğini hatırlıyorsunuzdur. dany, böyle bir şey yapmıyor ve bu ekonomik krizin en çok vurduğu kesim de fakir halk oluyor. astapor cephesine bakarsak, dany’nin bu şehirden unsullied ile ayrılmasından kısa bir süre sonra yönetimin tekrar el değiştirdiğini görüyoruz. kaos ortamından yararlanan cleon adındaki eski bir kasap astapor’da darbe yapıyor ve dany’nin atadığı konseyin üyelerini idam ediyor. cleon, ilk iş olarak şehirdeki ne kadar çoluk çocuk varsa toplayıp yeni bir unsullied gücü oluşturmaya çalışıyor ve astapor’un her köşesinde amansız bir çatışma hali başgösteriyor. çatışma ve ekonomik buhran şehrin kıtlık ve salgın hastalığın pençesine düşmesine neden oluyor ve cleon ölüp yerini ikinci cleon’a ve o da yerine king cutthroat ve queen whore denilen çete liderlerine bırakıyor. astopor’daki bu kaos ortamından faydalanmak isteyen yunkai efendileri, dany, meereen’e gittiği anda essos’taki 5-6 farklı lejyoner ordusunu hizmetlerine alıp, astapor’un üzerine salıyorlar. astapor, bu işgale yeni yetme unsulliedleri ile direnmek istese de, şehirde baş gösteren veba benzeri salgından kaçmak isteyen halk şehrin kapılarını açarak kaçmaya çalışıyor ve böylelikle yunkai orduları astapor’un kontrolünü ele geçiriyor. yunkai efendileri, bununla da yetinmeyip köle ticareti yasağından olumsuz etkilenen volantis ve qarth gibi şehirleri de daenerys’e karşı savaşmak için ikna ediyorlar.

    bu sırada, meereen’i komando operasyonuyla ele geçiren dany, astapor ve yunkai’de olanları öğrendikten sonra burayı hemen terketmeme kararı alıyor. dizide, bu konular çok iyi işlenmediği için dany’nin meereen’de takılıp kalması herkese saçma geliyor ancak aslında işin aslı biraz farklı. dany, hem astapor, hem de yunkai’de kurtardığını sandığı halkın çok daha kötü duruma düşmesine şahit oluyor ve aynı şeyin meereen halkının başına gelmesinden endişe ettiği için, bu konuda sorumluluk hissederen bu şehrin güvenliği sağlanana kadar meereen’de kalma kararı alıyor. dizinin pek işlemediği bir başka konu da, daenerys’in meereen’in kontrolünü ele almak için verdiği politik mücadele. dışardan yunkai-astapor-volantis tehditi, içeriden de sons of the harpy örgütünün yarattığı anarşi ortamıyla mücadele etmek için dany, yeni askeri birlikleri eğitmek ve unsullied’i bir polis örgütü gibi kullanmak zorunda kalıyor ve şehirdeki köle tüccarlarına gözdağı vermek için onları çarmığa germek ve ejderhalara yaktırmak gibi radikal kararlara da imza atıyor. kölelerin ölmesini istemediği için coliseum benzeri dövüş arenasını da kapatıyor ancak bu kararı da ters tepen erdemli davranışlarından birisi oluyor. meereen halkının en önemli geleneklerinden birisi olan arenanın kapanması, dany üzerinde yoğun bir politik baskıya neden oluyor. bütün bu sorunların bir sonucu olarak, daenerys, şehrin kontrolünü kansız bir şekilde sağlamak uğruna köklü meereen ailelerinin desteğini alabilmek için istemediği bir evliliğe evet demek zorunda kalıyor.

    dany’nin slaver’s bay’deki 3 şehirde yaşadıklarına bakıp da akla alegoriyi getirmemek mümkün değil aslında. özellikle astapor’a getirilen özgürlüğün sonuçları hemen hemen abd’nin ortadoğudaki politikalarının açıkça bir eleştirisi gibi. elinde aşmış silahlar (ejderhalar) bulunan bir süper güç (targaryen hanedanı), astapor’a özgürlük getirdiğini iddia ediyor ancak buradaki dengeleri mahvetmesi sonucunda işler masum halk için daha da kötüye gidiyor. hem astapor, hem de yunkai’de dany şehri terk eder etmez kontrol silahli gücü elinde bulunduran grupların eline geçiyor. bu durum ortadoğuda sık sık karşımıza çıkan bir senaryo. saddam hüseyin ve baas partisi’nin ırak’ta yarattığı güç vakumundan ortaya çıkan örgütler hepimizin malumu. aynı şekilde esad ve kaddafi gibi diktatörlerin yarattığı boşluklar da hep radikal gruplar tarafından dolduruldu. bugün, özgürleştirilen ırak ve suriye halkları, dikta rejiminde yaşadıkları günlere dönmek istiyorlarsa, dany’nin özgürleştirdiği köleler de, sahiplerine geri dönmek için dany’den izin alma noktasına kadar geliyorlar. sons of the harpy, afganistan’da son 40 yıldır 2 süper güce direnen taliban’ın taktikleriyle mücadele ediyor. bu örgütü direk olarak dany’e savaş açarken görmüyoruz ama meereen içerisinde işlenen cinayetler dany’nin işgalinin başarılı olmasını engelliyor. öyle ki, ejderhaların varlığı bile dany’nin harpy sorununu çözmek için politik bir evlilik yapmak zorunda kalmasını engelleyemiyor. hatta, dany’nin bir nevi teröristler ile masaya oturmak zorunda kaldığını bile söyleyebiliriz. bugün abd, ortadoğudaki terörü nasıl topla tüfekle bitiremiyorsa, aynı şekilde dany de, ejderhalarıyla gerilla taktikleri kullanan harpy’i yok edemiyor. hatta, harpy diye bir örgütün varlığını bile kanıtlayamadığını söyleyebiliriz. çünkü, kitapta harpyler tarafından işlendiği söylenen cinayetler hep 2. ağızlardan duyuluyor. yani, ortada bir örgüt olmaması ve işlenen sıradan cinayetlerin propagandaya dönüştürülmesi durumu bile olabilir. her halükarda, dany ejderhaların her sorunu çözecek jokerler olmadığını daha meereen’deyken öğreniyor.

    bu noktada, dany’nin essos maceraları sırasında işbirliği yaptığı gruplara da bakmak istiyorum. çünkü dany’nin yanında westeros işgaline katılacak grupların tamamının ortak bir özelliği var: “westeros halkında korku uyandırmaları”. ejderhalara ek olarak unsullied, stormcrows, second sons ve henüz kitap tarafından onaylanmasa da dizide gösterilen dothraki, ıronborn ve r’hllor ittifaklarının ortak özellikleri, hepsinin westeros halkının gözünde “korkunç” olmaları.

    ejderhaların nükleer silahları temsil ettiğini söyledim. zaten, dizinin son bölümlerinde drogon’un ulaştığı güce bakarsanız, bu yaratıkların normal halk üzerinde yaratacağı etkiyi tahmin edebilirsiniz. ejderhaları daha da korkutucu yapan, dany’nin üçünü birden kontrol edemeyecek olması. dizide bu mesele tamamen es geçilmiş olsa da, kitaptaki en kritik konulardan birisi viserion ve rhaegal’ın kontrolü meselesi. targaryen tarihine baktığınız zaman, her ejderhanın sadece 1 binicisi olduğunu görüyorsunuz. o binicinin ölümü halinde, başka birinin aynı ejderhaya hükmetmesi mümkün ancak aynı anda iki ejderha kontrol edebilen bir karakter yok. büyük ihtimal, dany de bu iş için yardıma ihtiyaç duyacak. kitapta, ejderha binicisi adaylarının başında targaryen geni taşıdıkları doğruysa jon ve aegon var. (genetik konusu ile ilgili detay için #60612702) onun dışında süper-warg bran ve dragonbinder borazanı ile euron/victarion greyjoy var. tyrion’un az da olsa targaryen olma ihtimali var ve tyristan martell’in de hala hayatta olduğunu teorize edenler de yok değil. bu ihtimallerin hangisi gerçekleşir bilmiyorum ama dany’nin ejderhalarından bir ya da ikisinin kontrolünü kaybedeceğinden eminim. bu ya euron’un (ya da aegon’un) ejderha çalması şeklinde olacak ya da viserion/rhaegal ikilisinden birisi işgal sırasında kendi kafasına göre davranmaya başlayacak. targaryen tarihinde ejderhaların birbirine karşı savaştığı dance of the dragons olarak anılan bir targaryen iç savaşı var. bunun tekrar olmaması için de hiç bir neden yok. böylesine bir çatışmanın westeros’da yaşanması tam bir felaket olur ve bu da george martin’in savaş karşıtı felsefesiyle çok güzel örtüşür. hali hazırda westeros’u bekleyen en büyük tehlike, kontrolden çıkmış silahlar olduklarını öğrendiğimiz white walkerlar. benzer bir olayın ejderha cephesinde de yaşanması oldukça çarpıcı olur. o yüzden, 2. dance of dragons vakası gelecekle ilgili beklenti listemin tepesinde yer alıyor. hatta jon’un targaryen kimliğinin de bu olay sırasında önem kazanmasını umuyorum. jon’un ejderha kontrol edebilmesi belki de westeros’u white walkerlardan önce ejderha ateşinden kurtarabilir diye düşünüyorum.

    dany’nin elindeki diğer silahlara baktığımızda benzer sonuçlara varabiliyoruz. grey worm sayesinde, dizide ve kitapta nispeten aklı başında olarak algıladığımız unsullied ordusu, aslında 8000 tane sosyopatın bir araya gelmesinden oluşuyor. bu köle ordusu, genç yaşta ailelerinden alınıp beyinleri yıkanıp cinsel organları budanmış, ellerine verilen köpek yavrularını öldürmeye zorlanmış ve orduya katılım testi olarak cinayet işletilmiş adamlardan oluşuyor. hatta, hislerini köreltmek için iksir içtiklerini de biliyoruz. yani unsullied aslında grey worm gibi iyi huylu askerlerden değil, kırbaca itaat eden, duygu ve empatiden yoksun saatli bombalardan oluşuyor. zaten bu adamların meşhur ve pahalı olmalarının sebebi de, çok erdemli olmaları değil, yetenekli katiller olmaları. unsullied itaatkar olduğu için belki kontrolden çıkma tehlikeleri bulunmuyor ancak bu, westeros halkının, onları duygusuz katiller olarak algılayacağı gerçeğini de değiştirmiyor.

    duygusuz katiller demişken, dany’nin yanında yer alan kiralık orduların da, westeros halkları tarafından kirallık katiller sürüsü olarak algılandığını da belirtelim. kitapta, stormcrows ve second sons, dany’nin yanında yer almakta ve bu arkadaşlar toplamda 500 atlı ve 2000 piyadeyi oluşturuyorlar. eğer dany, dizinin işlediği gibi dothraki ordularını hizmetine alacaksa, bu kiralık orduları westeros’a götürmesine gerek kalmayabilir. ama götürecekse de, bu westeros halkının gözünde yine bir eksi puan olacak. essos’un kiralık orduları, daha fazla para veren kimse onun adına cinayet işleyen, ahlaksız, onursuz ve sözlerinden dönmeye meyilli haydut grupları olarak görülüyorlar. zaten, yukarıda bahsettiğim her iki grup da, dany’nin yanına, onları asıl kiralayan köle efendilerini satarak geçtiler. yani, bu ilişkinin doğumunda bir ihanet var. ilerleyen bölümlerde, bu arkadaşların dany’e de ihanet etmemesi için hiç bir neden yok. zaten, daario naharis’in karakterinin yarattığı algı da bu yönde. dizide çok fazla işlenmese de, kitaptaki daario tam anlamıyla bir kapalı kutu. kimin için, ne için çalıştığını bilmiyoruz ve iddia ettiği gibi daenerys’e olan aşkından dolayı onun yanında yer alıp almadığından da emin değiliz. ben elimde çok bir kanıt olmasa da, dany’nin, house of the undying’te duyduğu biri kan için, birini para için, biri de aşk için 3 ihanet göreceği kehanetindeki hainlerden birisi olduğuna inanıyorum. onun olası bir ihaneti, başında olduğu stormcrows’un da (dizide second sons) taraf değiştirmesi anlamına gelebilir. spekülasyonu bir yana koyarsak, ihanet etsin ya da etmesinler, bu kiralık orduların westeros lordları ve halkları üzerinde olumsuz bir etki yapacağını söyleyebiliriz.

    her ne kadar kitapta henüz olmamış olsa da, dizi işlediği için doğru kabul edebileceğimiz dothraki ittifakı, bana göre unsullied’ten de daha tehlikeli. geçmişte, avrupa halkları, moğollar'ı nasıl gördüyse, westeros halkı da dothraki’yi aynı şekilde görüyor. yakıp yıkıp tecavüz etmekten başka hiç bir şey bilmeyen, medeniyetten nasibini almamış ve bütün ekonomisi ganimete bağlanmış bir grup barbar kavim. “moğollar öyle değildi” diye atlamadan önce, gerçeğin değil algının önemli olduğunu hatırlamanızı rica ediyorum. aynı unsullied’te olduğu gibi, dizi ve kitapta dothraki’nin gerçek kimliği biraz arka planda kalıyor. ancak, dothraki, westeros’taki “barbar” algısına yakışacak bir yaşam tarzı edinmiş durumda. yerleşik olarak sadece vaes dothrak’taki kutsal şehre sahip olan dothraki’nin ekonomisi tamamen essos şehirlerinden aldıkları haraç ve bunu vermek istemeyenleri yok edip ele geçirdikleri ganimete dayalı. kültürel anlamda da, batının barbar gördüğü bir çok adeti barındırıyorlar. tecavüz ve cinayet gayet normal olarak algılanıyor ve sadece güçlünün hayatta kalabildiği vahşi bir yaşam tarzı hüküm sürmekte. dothraki’yi batı açısından garip yapan bir başka unsur da, atlarıyla olan bağları. bu halk, yalnızca ata binmekle kalmıyor, at eti yiyor, at derisi giyiyor ve at tanrısına tapıyor. dany’nin, bu elemanların binlerce yıllık alışkanlıklarını bir kenara koyup, düzenli, itaatkar ve bir takım kurallara uyan bir grup olmalarını beklemesi ne kadar gerçekçi bilmiyorum. tek bildiğim, bu halleriyle 50-100bin dothraki atlısını westeros’a indirmenin tam anlamıyla bir felakete yol açabileceği. dany, westeros’u ele geçirmek istiyor iyi güzel de, bunu yağmacı, tecavüzcü barbarlarla yapamaya kalktığında karşısında hiç beklemediği kadar bir direniş bulabilir. dothraki’yi istila sırasında kontrol altında tutmayı başarsa da, bu adamların westeros’un yerleşik yaşama dayalı medeniyetine ne kadar uyum sağlayabilecekleri büyük bir soru işareti. hayatında tarım yapmamış, ticaret nedir bilmeyen, batı medeniyetinin gerektirdiği kuralları tanımayan ve westeros’un dilini bile konuşamayan barbarların westeros’a salınması, askeri açıdan etkili olabilir ama dany’nin imajını yerle bir edeceği de ortada.

    yine dizi tarafından işlenen ancak kitapta henüz gerçekleşmeyen başka bir ittifak da, ıronborn ittifakı. ıronborn’un, westeros halklarının gözündeki itibarı, dothraki’den çok da farklı değil. onlar da, aynı khalasar gibi yağmacı, vahşi, barbar olarak görülüyorlar ve zaten bu durumdan da gayet memnunlar. greyjoyların hanedanın sloganı “biz (ekin) ekmeyiz”. yani bizim tarımla filan işimiz olmaz, ihtiyacımız olan şeyi yağma ederiz diyor elemanlar. ıronborn, bu kafa yüzünden tarihi boyunca westeros lordlarıyla savaş halinde olmuş ve bu yönüyle dothraki’den bile daha çok nefret uyandıran bir halk. özellikle, başlarına euron greyjoy gibi bir psikopat varken, dany’nin onlarla ittifak yapması, hem büyük bir risk, hem de dany’nin hanesine yazılan bir başka eksi puan. dizi, theon/yara ikilisini dany’nin yanına çekip, euron’u kötü adam pozisyonuna soktu bile ama kitapta bu farklı işlenecek. daha önce söylediğim gibi, euron’un dany’nin ejderhalarından birini çalmaya çalışacağına emin gibiyim. ancak, bu ihaneti dany’i donanmasıyla westeros’a taşıdıktan sonra yapacak muhtemelen. yani, dany, farkında olmadan olası bir ıronborn ayaklanmasına zemin hazırlıyor da olabilir. tywin lannister’ın ilk 3 kitabın, ramsey bolton’un da 4 ve 5’in kötü adamlığını yaptığını ve euron greyjoy’un da son perdenin kötü adamı olacağını daha önce belirtmiştim. bana göre, ıronborn ittifakı, dany’nin başını oldukça ağrıtacak bir konu olacak.

    dany’nin yaptığı ittifakların sonuncusu, yine kitapta henüz oluşmamış olan r’hllor ittifakı. bu konudan da daha önceki bir entryimde bahsetmiştim ama tekrar özet geçeyim. dany’nin son yapması gereken şey, westeros işgaline dini bir boyut kazandırmak. çünkü, kuzey hariç westeros’un tamamı yedi tanrı inancını takip ediyor ve lord of light kavramı halka tamamen yabancı bir konu. stannis’in, r’hllor inancını kabul etmesinin ters tepen sonuçlarına yakından şahit olduk. westeros halkının çok büyük bölümü bu yabancı dini tehlikeli bir şey olarak görüyor ve r’hllor ile ilişkilendirilen büyüden fazlasıyla korkuyor. dany’nin işgaline dini bir boyut katması halinde kendisine olan direncin artacağını öngörebiliriz. nasıl, avrupa’nın birbiriyle kavgalı feodalleri, haçlı seferlerinde bir araya geldiyse, westeros’un kanlı bıçaklı lordları da, olası bir din savaşında tek bayrak altında birleşebilir. böyle bir durumun ortaya çıkması için gerekli altyapı, king’s landing’te gayri-resmi iktidara gelen high sparrow tarafından yavaştan sağlanıyor. evet, r’hllor’un büyü gücü olabilir ve mel, thoros gibi güçlü büyücüler belki dany’e askeri açıdan bir takım avantajlar sağlayabilir ancak halka korku salan diğer tüm faktörlerin üzerine bir de ateş dinini eklediğinizde ortaya çıkan şeyin westeros halkına pazarlanması imkansız bir hal alıyor.

    tüm bu bilgilerin ışığında en baştaki soruya dönelim.

    “daenerys, westeros’a ne olarak gitmek istiyor?”

    zincirkıran, özgürleştirici, lordların çarkını kırmaya gelen, tahtın haklı varisi, onurlu daenerys targaryen mi?

    ejderhalar, kiralık katiller, beyni yıkanmış sosyopatlar, barbar kavimler ve vahşi korsanlarla işgale gelen, ailesinin intikamının peşindeki, ateş dininin prensesi daenarys “the unburnt” mü?

    bir çok kişi, yazının başında bahsettiğim nedenlerden dolayı, dany’nin babasının izinden gidip yavaş yavaş karanlık tarafa doğru yürüyeceğine ve westeros işgali sırasında kitabın kötü adamı olacağına inanıyor. ben ise, kitapta iyi-kötü kavramlarının net ayrımı yapılmaması nedeniyle, dany’nin işgalinin iyi niyetle yapılsa da bir felakete dönüşeceğini düşünüyorum. yani, belki dany tamamen bir “deli kral” olmayacak ancak elindeki gücün kontrolden çıkmasıyla yaratacağı zarar, tahmin ettiğinden çok daha fazla olacak. bu da, onun halktan destek görmesini engelleyecek ve yunkai işgalinde gördüğümüz “mhysa!” sloganlarını westeros’da duymayacağız. halk, dany’den korkacak ve onu bağrına basmayacak. ben, daenerys’in işgalinin, başkenti kuşatıp tommen’i koltuğundan kaldırmaktan ibaret olacağını düşünmüyorum. dany, elinde bulundurduğu askeri güç ile tahtı kolay bir şekilde ele geçirebilir ancak essos’ta yaşadığı ikilemlerin 10 katını westeros’ta da yaşacağına eminim. eğer feodal çarkı kırma idealinden taviz vermeye yanaşmazsa ve ejderhalarının kontrolünü kaybettiği bir iç savaş yaşanır ve dothraki westeros’u yakıp yıkmaya başlarsa, dany bir anda nefret edilen işgalci kuvvet halini bile alabilir. dany’nin köle ticareti çarkını kırarken gördüğü üzere, ne kadar kötü olursa olsun, bir düzeni hızla ortadan kaldırdığınızda, bu yıkımın sonuçları tahmin edilebilenden çok daha derinlere iniyor. bu daha önce bahsettiğim ortadoğu benzetmesiyle de örtüşür. nasıl, işgal edilen ülkelerin halkları, çok kısa süre içerisinde abd düşmanı olup eski diktatörlerini geri istedilerse, westeros halkı da dany’i düşman belleyecek duruma gelebilir. hatta bunun sonucunda, ortak düşmanın birleştirdiği lordların top yekün direnişine, high sparrow’un haçlı seferine veya meereen’de ortaya çıkan harpy örgütü gibi terör örgütlerinin ortaya çıkışına şahit olabiliriz.

    george martin’in, “savaşın sonucu hiç bir zaman şanlı bir zafer olmaz” inancına bağlı olarak dany’nin işgalinin de westeros açısından ağır sonuçları olacağı kesin gibi. yukarıda bahsettiklerimin ne kadarı yaşanır tam olarak bilmiyorum. ama ben, jon’un targaryen kimliğinin dany ile işbirliği için değil, onu durdurmak yada kontrol altına almak için önem kazanacağını düşünüyorum. yani düşük bir ihtimal olsa da, dany, babasının yolundan gidip “deli kraliçe” olursa, jon onu durdurmak zorunda kalabilir. daha büyük ihtimalle de, jon, daenerys’in kontrolden çıkan gücünü kontrol altına almak için ona yardım etmek zorunda kalabilir. kitapta, işin “jon ve dany, white walkerlara karşı” basitliğinde kalacağını zannetmiyorum ama dizinin benim bahsettiğim kompleks senaryoya girecek vakti kalmadı gibi. o yüzden bütün bu anlattıklarımın ne kadarını dizide işleneceğini bilmiyorum. benim amacım zaten gelecekle ilgili tahmin yürütmekten daha çok daenerys karakterine derinlik kazandırmak. bu karakteri iyi anladığınızda, basit bir “iyi adam” şablonuna oturmadığını görüyorsunuz. daenerys’in, su üstünde olmayan karanlık bir tarafı var ve essos maceları sırasında işbirliği yaptığı grupların her birisi adeta bir saatli bomba kıvamında. westeros işgali nasıl gelişecek bilmiyorum ama önce ejderhalar, sonra da white walkerlar bu topraklarda sahneye çıktıktan sonra, kazanan kim olursa olsun, geriye neredeyse hiç bir şey kalmayacak. daenerys, belki kraliçe olacak ama hükmettiği topraklar atom bombası sonrası hiroşima’dan farklı olmayacak.

    buz ve ateşin şarkısı, jon’un buz, dany’nin ateş olduğu bir kahramanlık hikayesi olmayacak.

    white walkerların soğuk yıkımı ve ejderhaların ateşli yıkımı arasında yok olan westeros’un ağıtı olacak.
    --- spoiler ---
3095 entry daha