şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
465 entry daha
  • ingilizce öğrenmek için gerekli gaz + 5 iyi podcast
    (orjinali fularsizentellikte ve mediumda. içerik aşağıdakiyle aynı)

    -------

    okuldayken, çevremdeki büyüklerin komik bir alışkanlığı vardı. benim duyacağım şekilde, ingilizce’nin öneminden bahis açarlardı durduk yere:

    -sizin oğlan öğrendi mi ingilizce? artık şart biliyorsun.
    -bilmez olur muyum, herkesin çocuğu harıl harıl öğreniyor.

    sonra biri mutlaka gaza gelir, zincirleme reaksiyonu başlatırdı:

    -artık ingilizce de yetmiyor şekerim, şakır şakır konuşanlar bile işsiz.
    -<çene yukarı gözler kısık> tabi canıııııım, en az 3 dil lazım </çene yukarı gözler kısık>

    nihayet birbirlerini dinlermiş gibi yapmayı da bırakırlardı:

    -valla biz onur’u her sene başka bir dil kursuna gönderiyoruz, çocuk aptala döndü ama şart.
    -biz buradaki kurslara güvenemediğim için kanada’dan au pair getirttik, bizim onur’un odasına kitledik, konuşmazlarsa yemek vermiyoruz.
    -sizin oğlanın adı da mı orhun?
    -yoo, bizim çocuğumuz bile yok aslında. ama olsaydı doğar doğmaz ingilizce öğretirdik.
    -en iyisini yapmamışsınız. biz de şirkete 3 dil bilmeden iş başvurusu yapanı mülakata bile çağırmıyoruz.
    -biz çağırıp dövüyoruz. o bizi döverse, ertesi gün işe başlıyor ama az maaş veriyoruz.
    -biz kimseye maaş vermiyoruz. şirketimiz de yok zaten. ama stajyerlerimiz var nedense, hepsi de 4 dil biliyorlar.
    -bizde yöneticiler 4 dil biliyorlar ama çift gidip tek saymışlar.
    -anlamadım? dinlemiyordum ki. zaten türkçe dinlemek yerine ingilizce konuşmak lazım
    -kahveye bize gelsenize, biraz da bizim çocuğun yanında ingilizce’yi övelim.

    ***

    işin komik tarafı, bu muhabbeti çevirenlerin çoğunun yabancı dili yoktu. dil bilmenin yararlı olduğunu duymuş ama bunu özümsememişlerdi. bu yüzden de iş bulmaktan öte bir sebep konuşulmazdı, sanki iş güç o yaştaki çocuğun umrundaymış gibi. bırak ingilizceyi, türkçe bile konuşamayan müteahhitlerin ve politikacıların zirvede olduğu bir ülkede, çocukları sanki bu şekilde motive etmek mümkünmüş gibi.

    ingilizce sizi zengin etmez, mutlu da etmez. hatta yüksek ihtimalle mutsuzluğunuzu arttırır. sabah kalkıp new york timesta, hazırlığı aylar sürmüş derinlemesine bir analiz okuduktan sonra, akşam haberlerinde yiğit bulut dinliyorsan illa ki mutsuz olacaksın. ama bir lisan bir insansa, ingilizce size tek başınıza futbol takımı kurdurtur. şöyle ki:

    ingilizcenin önemini anlatmak için paylaştığım grafik dahi ingilizce olmak zorunda (çünkü bu işle uğraşıp bunu grafiğe döken türk sayısı az).

    edit: link patlamış. hala patlaksa blog'a veya medium'a gidin. yahut buradan açıklayayım: sol tarafta en yaygın anadiller vardı, ingilizceyi nüfusun %5'i konuşuyor. sağ tarafta ise web sitesi içeriklerinin dilleri listelenmiş. ingilizcenin payı %55.

    biraz daha ayrıntılı istatistikler wikide: en popüler 10 milyon web sayfasının %53'ü ingilizce, %1.5'i türkçe.

    içerik miktarındaki bu dengesizlik elbette azalacak, fakat içerik kalitesi çok daha önemli bir kıstas. mesela bugün yapay zeka hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsunuz, arattınız: bu vikipedi makalesi, bu da wikipedia.

    bunları okuyan iki kişinin merakının aynı derecede körüklenmesi, aynı miktarda keyif almaları mümkün mü? bu yazıyla yetinmeyip kendini geliştirmek isteyen bir türk’e önerilen kaynak sayısı 1 (bir), ingilizcesinde ise 245 alıntı ve 100'e yakın kitap-makale listelenmiş. bütün yaz harıl harıl okusan bitiremezsin.

    internetin en bilinen kaynak sitesinde, epeydir gündemde olan ve gençler için heyecan verici bir konuda bile bu kadar fark varsa, daha özelleşmiş alanlardaki farkı siz tahmin edin.

    khan academy gibi yerlerde türkçe çeviri yapan cengaverlere, bir nesli güzel dizi bağımlısı yapan eşekherif gibilerine selam ediyorum. ama bunlar bir köprü vazifesi görmeli, yoksa tembellik için bir bahane olmamalı. çeviriye muhtaç olmak ayıp değil, ona muhtaç kalmak ayıp (20 seneye güzel bir aforizma olur bu).

    ***

    pratik tavsiyelere gelelim…

    rosetta stone benzeri metodları sevmiyorum. oyun gibi olduklarından yardımcı olarak kullanılabilirler, mesela metrobüste angry birds oynamak yerine bu tip uygulamalar veya fluentu iyi gider. fakat ana öğrenim metodu olmalarında bence temel bir yanılgı var: dili, ufak bir çocuk gibi “doğal” yollardan öğrenmek kulağa hoş gelse de (rosetta stone kendisini böyle pazarlıyor) ufak bir çocuk beynine sahip değiliz.

    bir bebek doğduğunda nöron başına 2500 bağlantıya sahip, 3 yaşına geldiğinde bu rakam 15000'e çıkıyor. bu sadece 6 katlık bir artış değil, çünkü 100 milyar nöronun her birinin bağlantı sayısı bu. toplam karmaşıklık çok daha fazla artmış oluyor. peki sizde ortalama kaç nöron bağlantısı var? 7000. yani eski bağlantılarınızın bir kısmını filtrelemişsiniz.

    her gün milyonlarca net yeni bağlantı oluşturan bir beyinle, her gün oluşturduğundan fazla eski bağlantıyı yokeden bir beyin, aynı yöntemden aynı verimi almayacaktır. üstelik, ufak bir çocuk tüm gün dil öğreniyor. sıkılınca “ben sinemaya gidiyorum” diyemez, eli mahkum dinleyecek milleti. biz ise günümüzün 16 saatini bu işe harcayamayız.

    onun yerine, benim en favori metodum podcast dinlemek. illa ki gramer kitapları lazım ama en azından bende oturup bunları ders gibi çalışacak disiplin yok. yarım saat dayanabiliyorum. fakat bir yandan başka işler yaparken öğrenme imkanım olursa, farkında olmadan günün birkaç saatini buna ayırmış oluyorum.

    aşağıda epey yararlı 5 podcast sitesi linkledim, tavsiye gelirse eklerim
    (bu tavsiyeler okuma ve dinleme odaklı. bence bunlar öncelikli çünkü çoğunluğun günlük hayatında, ingilizce konuşmanın ve yazmanın kısa vadede bir avantajı yok. anlayabilmek ise herkese anında yararlı):

    1) british council
    giriş seviyesinde,50'den fazla bölüm var, ilk serinin ilk bölümünden başlayın. her bölümün transkriptini indirebilmek şahane bir özellik.

    2) voice of america
    çok çeşitli materyal var. “let’s learn english” kısmında, haftalık bir programla amerikan kültüründen kesitlerle dil öğretiyorlar. bu derslere ek, değişik konulardaki haberleri seviyelere göre ayırarak sunuyorlar. mesela dış politika konusunda “level 1” yazı okursanız, karmaşık cümlelerle boğuşmadan, 500 kelime dağarcığıyla işi kotarabilirsiniz. yahut bilim haberleri derliyorlar anlaşılır ve yavaş konuşarak. gayet yararlı.

    3) podcasts in english
    membağı burada. bir çok konuda, giriş seviyesinden business english’e kadar, genelde kısa ve eğlenceli bölümler var. podcastler bedava, transkriptleri ve ödevleri de isterseniz, ucuz bir üyelik lazım.

    4) the english we speak
    ileri seviyedekiler için şahane bir kaynak. gayet rahat bir muhabbet eşliğinde, günlük hayatta sıkça kullanılan deyimlere odaklanıyorlar.

    5) 6 minute english
    her zaman dediğim gibi “allah bbc’den razı olsun”. yukardaki gibi orta-ileri seviye bilenler için, günlük hayatta karşılaşılan durumlar ve deyimler üzerine, altışar dakikalık bölümler. son 1 ayın bölümlerini indirebilirsiniz, kalanı itunes’da.

    ***

    gelen tavsiyeler:

    6) eslpod
    ben denemedim, biraz karışık web sayfası ama epey bir podcast bölümü var görünüyor. top 10 podcasts kısmına bakılabilir.

    podcast dışında:
    -konuşma (speaking) için iyi olan livemocha kapanmış. alternatif olarak: babbel, busuu. veyafluentu, duolingo, verbling.
    - memrise'ın hızlı ezbere dayalı bir metodu var.
    -bir kritik eşiği aşınca, altyazılı diziler de pratik görevi görecekler, öğrenmeyi iyice hızlandıracaklar. önce türkçe altyazı, sonra ingilizce, sonra elveda ay, elveda feza.

    ***

    bu tip yazıları doğrudan emaille almak için direnişe katılın. hepsi reklamsız, hep reklamsız.
847 entry daha
hesabın var mı? giriş yap