şükela:  tümü | bugün
472 entry daha
  • offff, bir insan evladının yapabileceği en güzel tatil bu...

    2007 senesinde tecrübe ettim. boşanma arifesinde, binbir duygu ve düşüncenin sıra ile beynimi ve kalbimi ele geçirip, dünyanın gürültüsünü çıkarıp, vücuduma türlü işkenceler yaptıkları bir dönemdeydim. iki haftada 7 kg vermiştim. uyumuyordum, yemek yemiyordum, sigara ve çayla besleniyordum. bir arkadaşım " gel biraz uzaklaşalım buradan " dedi, yok, kimseyi çekecek halim yok ama o zamanlar. kendi sesime tahammülüm yok ki, " biz " kelimesi tüm anlamını yitirmiş, aslında herşey anlamını yitirmiş. çok sevmişim ve haksız bir penaltıyla boktan bir gol yemişim, öyle bir sert vurmuş ki o, top ağları delmiş geçmiş. ağları onarmak lazım, eee bunu da yalnız yapmak lazım. minik bir çanta hazırladım zar zor kaldırarak güçsüz düşmüş kollarımı. uzun bir zaman sonra otobüse bindim ilk kez. biz beş yıl boyunca hep arabayla çıktık tatillere çünkü, her güzel manzarada durduk, ben sigara içtim, o resim çekti. garip garip yollara girdik, köyleri gezdik hep ısrarımla, hiç tanımadığımız insanların çayını içtik. otobüsle öyle değil ama seyahat, kuralları var bir kere, bir rutinin içindesin, duracağı ve dolayısı ile duracağın, yemek yiyeceğin ve hatta tuvalete gideceğin yer belli. daha kalkmadan otobüs pişman oldum, daha o anda zul geldi bana... ama yenik düştüm uykuya ve gözümü açtığımda cennet bildiğim yerdeydim, kaş ta... iki gün odadan çıkmadım, sadece çayın yerini bira aldı, bir de uyumayayım daha çok içip daha çok ağlayayım diye kahve elbette... o iki günün sonunda büyükçakıl a gittim, iki ay önce " o " nunla denize girdiğimiz yerde yalnız ama tuhaf şekilde iyi hissettim. denize girdim, açıldım, çoook açıldım ki tek başıma asla açılmam ben, korkarım, ama " tek " olmanın hayatıma getireceklerinin ve götüreceklerinin muhasebesini yapmak için denizin ortası kadar iyi bir mekan yoktu aslında. tuhaf bir sessizlik ve insanı sarmalayan sonsuzluk hissi hem ölüme yakınlaştırıp hem yaşam vaadediyordu. deli gibi ölmek, hırsla yaşamak istiyordum. paketlerce içilmiş sigaranın tüm etkilerine rağmen hızlı hızlı kulaç atarak yaşamayı seçtim ben. o andan itibaren yine eski ben oldum, " neyiniz var " diyen herkese anlattım, başta ağlayarak, sonlara doğru beni tanıyanların gayet iyi bildiği son derece gürültülü kahkahalarımla... yemek yemeye başladım ve yine dans etmeye, çünkü dans etmezdi o, sevmezdi... iki gün ölüydüm evet ama kalan dört günde geri döndüm dünyaya. hem de kendime büyük sözler vererek... bir daha kimsenin beni kandırmasına asla izin vermeyeceğime yemin ederek... ay tabii ki tutamadım sözümü, kandım, eee kandıkça açıldı dikişleri yaralarımın, kanadı... ama bir daha asla eskisi kadar acımadı...

    demem o ki, tek başına tatile çıkmak var ya, öyle çok derdin devasıdır ki... dünyaya hükmedecek kadar güçlü hissedersiniz bir an, sonra geç saatte yalnız yürürken tedirginliğe bırakır yerini... insan olmanın güzelliği bu değil mi zaten? anlık değişimleri... bu değişimleri sorgulamadan sadece keşfettiğinizde kendinizi buluyor ve çok seviyorsunuz. şimdi artık yaş gelmiş neredeyse kırka... etrafımda bir kaç gereksiz ve tutarsız insan dışında güvenden bir çember var benim. keyifli kısmı da bu bizim yaşların. yanlarında kendiniz olabildiğiniz insanlarla çevrili olmak... dolayısı ile ben nereye güvenli çemberim oraya. bir de zaten şu saatten sonra hangi hakemin haksız penaltısına susarım, hangi şutun kaleme girip ağlarımı parçalamasına izin veririm ki, bir defans yaparım, üstüne hücuma geçer gol atarım, bu da yetmezse topu keser atarım be...
195 entry daha