şükela:  tümü | bugün
  • eski yunan'dan gunumuz toplumuna kadar gecen sure zarfinda askin, cinselligin, evliligin, aile ici kadin ve erkegin rollerinden, kisa sureli evlilik disi iliskinin (cikmak=dating) ilk ortaya cikisina, romantik asktan, yeni evli ciftlerin ayri bir eve cikmasi gelenegine kadar bati dunyasinda yasanan degisim ve donusumlerin donemsel bazda ornekler araciligiyla siralanmasi ve yorumlanmasi amacini guderek yazmaya giristigim basit bir analiz ve derleme denemesi.

    oncelikle belirtmeliyim ki bu baslik altinda benden askin ne olduguna dair felsefi onermeler ya da benzetmeler duyamayacaksiniz. ama bugun kime sorulsa aska dair mutlaka bir cift sozu, kendince bir betimlemesi vardir. son donemde askin sosyal her alanda yukselen degerinin nedenleri, sanatta askin baskin karakteri, cinsel tabular gibi tartismalar elbette baska bir basligin konusudur. benim askin ve cinselligin kisa tarihi basligi altinda asil amacim postmodernizm ve liberalizmin insani dunyaya firlatilmis, tarihi olmayan (ahistorical), oncesiz ve -bu baglamda hegel'den yola cikilarak [tarihin sonu]- sonrasiz bir yasam formu olarak algilama sigligina karsi, yasamin her alaninda karsimiza cikan ve modern dunyanin en karmasik insani iliskilerinden biri olan romantik askin gecmiste nasil oldugunu, nasil ortaya ciktigini belirtirken, alttan alta bu tarihsel evrimlesme surecinde toplumsal ve siyasi yapilanmanin iliskilerdeki degisime dogrudan etkisinin ornekler yoluyla altini cizmek. bir digeri ise aski tarihsel konumu acisindan tanimlamaya yardimci olmak icin bir romali ile 20yy. insaninin hangi acilardan aski farkli gordugunun ilginc orneklerini vermeye calismak. son olarak kronolojimize baslamadan once analizin eksik bir tarafinin belirtmekte fayda goruyorum: cografi konum ve tarihsel kokler itibariyle islam kulturune -hint, iran ve genel tanimiyla dogu kulturune- yakinligimiz dogrultusunda tasavvuf dusuncesi, kull-i irade cuz-i irade ayrimi, tanrisal ask, dogu kulturlerinin aska, cinsellige ve evlilige bakisi bu entrynin kapsami disinda birakilmistir.

    eski yunan’da ozellikle mo. 450 yillarina kadarki donemde, kadinin erkek uzerinde onemli bir etkisinin oldugunu, bir bakima iyi ahlakli bir simge oldugunu ancak buna ragmen kadina yonelik cifte standardin varoldugunu goruyoruz. bu cifte standart zamanla daha guclenmis, yunan topraklari zenginlestikce kadin toplum icindeki onemini kaybetmeye baslamistir. bu donusumde askerligin kadina yarasir bir ugras olmadigi genel dusuncesinin –ki bu zamanin coktanrili din sistemine de uygundur- suphesiz etkisi olmustur.

    yunan uygarliginin altin donemi olarak da adlandirilan mo. 27 yilina kadarki donemde biseksuel iliskinin yayginlastigi gozlenir. donemin sehir devletlerinin zengin ve onemli erkekleriyle para karsiliginda cinsel iliskiye giren sonunda yuksek statu kazanan kadinlar ya da siradan hayat kadinlari bu donemde gecmis donemlerde iyi ahlakin simgesi olarak gorulen kadinlarin tahtini ele gecirmis oldugu gorulur. bu donemde yunanli erkeklerin oncelikli beklentisi sadakatin varoldugu bir iliskidir ve bunu saglamak icin hediyelere ve kimi ask oyunlarina basvurduklari gorulur. yunanli erkeklerde asik olduklarinda kendilerinin hasta olarak gorme egilimi yaygindi; ancak yunan toplumunun aska ve evlilige dair en onemli ozelligi suydu: yunanlilar ask ile evliligi tamamen ayri tutmuslardir. yunanlilar aski iki sekilde gorurlerdi:

    1- eglendiren ve kisa zamanda etkisini kaybeden ask
    2- tanrilar tarafindan gonderilmis bir aciya eslik eden uzun sureli ask

    bu baglamda esler, ev islerini yurutmek ve annelik gorevleri yerine getirmekle yukumluyduler ve kocalarinin asigi olmalari soz konusu degildi.

    ms 100’e kadarki donemi kapsadigini kabul ederek roma imparatorlugu’un en guclu caglarinda donemin karakteristik iliskisinin atesli, sadakatsiz, gizli kapakli ve partnerlerin birbirine karsi asla sorumluluk hissetmedigi putperest bir ask iliskisi oldugunu goruruz. daha hedonist bir bakisla romalilar askta felsefe ya da ozel bir anlam aramayan yalnizca cinsellige odaklanan bir perspektife sahiptiler. bu donemde bebeklerin iliskinin artigi oldugu dusuncesinin yaygin oldugu, bu baglamda kurtajin ve cesitli dogum kontrol metotlarinin uygulandigi gorulur. octavian (augustus) caesar’in julyen kanunlari ve devlet zoruyla aile birligi ve “ahlaki” cinselligin saglanmasina dair cabalari bu donemde bosa cikmis, aksine, ilginc bir sekilde unlu ozan ovidius’un kaleme aldigi the art of love (ars amatoria) adli eserinde bahsi gecen karsilikli orgazm ve tatmin teknikleri, guzel gorunmeye ve bu sayede karsi cinsi etkilemeye iliskin ipuclari donemin aska ve cinsellige bakisini belgeler niteliktedir.

    ms 385’e kadarki bati roma imoaratorlugu’nun cokus doneminde hristiyanligin resmi devlet dini olarak kabulunun ardindan fiziksel zevklerden kacinarak basit zevklere yonelen roma toplumunun, cinselligi eglence alanindan cikararak gunahkar bir eylem sinifina sokmus oldugu gorulur. ms 385’de papaligin evliligin bekarliktan daha onemli ve ustun bir toplumsal statu sagladigina iliskin beyani gene bu donemin onemli bir gelismesidir.

    ms 1000’e kadarki -daha sonralari ortacag olarak addedilen- donemde, kadinin toplumsal statusunu gittikce kaybetmesi, hristiyanlik dusuncesinin yayginlasmasi ve guclenmesi sonucunda aska, cinsellige ve evlilige iliskin esi gorulmemis uygulamalara gecildigi gorulur. hristiyanlarin cinselligi gunahkar bir aktivite olarak gormelerine ve artan ahlaki suclamalarina ragmen halkin erotizme olan cilginca duskunlugu ayni sekilde artmaya devam etmistir. bu baglamda st. augustine’nin cinsellige yonelttigi suclamalar bahsetmeye degerdir. the city of god adli unlu eserinde seks yapmadan kadini hamile birakma tekniklerini anlatisi sanirim insan yasamina karsi guclu nefretinin en belirgin ornegidir. ms 585’de kilisenin kadinin olumsuz bir ruhu olmadigina iliskin aciklamasi ve 5.yy’dan itibaren evlilik akdinin kilise onunde yapilmasi zorunlulugunun gelmesi donemin diger iki onemli gelismesidir. hristiyanligin cinselligi duygusuz ve cirkin bir eyleme donusturmesiyle, cinsel iliskiye girenlerin bu nedenle gunah cikarmasi normal ve beklenen bir durum haline gelmistir. diger yandan kadinin faydasiz ve degersiz bir mulk olarak gorulmesi anlayisi yayginlasmistir. bu donemde kadin oldurmenin cezasi bir erkek oldurmenin cezasindan kat kat hafiftir. ayrica soylu bir erkegin yoldan gecen bir koylu kadina tecavuz etmesi ya da bekaretini bozmasi dogal bir hak olarak gorulmustur. gene bu donemde karisini tutkuyla seven bir erkek gunahkar olarak tanimlanmis, evlilik ici cinsellik yalnizca tek bir pozisyonda (erkegin ustte oldugu), tatil gunlerinde, pazar, carsamba, cuma gunleri disinda, yalnizca cocuk sahibi olmak amaci guduldugu takdirde mazur gorulmustur.

    11.yy da o gune kadar bati uygarligi tarihinde gorulmemis yeni bir ask kavrami guney fransa’da ve kuzey italya’da zenginleri eglendiren gezgin sairler (trobadour) tarafindan ortaya atilmistir: zarif ya da hakiki ask. oz olarak romantizm kavraminin ilkel ogelerini barindiran bu ask bicimi elbette kanunen ya da en azindan resmi makamlarca kabul gormemekteydi. en belirgin ozelligi hem sevinci hem de huznu barindiran, sonu gelmez dus kirikliklarini iceren yapisiydi. boylesine bir ask turunun savunulmasinin en onemli nedeni, hakiki askin, insanin (erkegin) hem ruhen hem de ahlaken gelismesini saglamasi ve sonucta daha iyi bir insan ve daha iyi bir savasci yapacagina inanilmasiydi. bu baglamda evliligin hakiki aski icermedigi, ote yandan bu askin getirecegi acinin hem heyecanli hem de keyifli olacagi dusunulmekteydi. cinsellik, hakiki askin disladigi bir kavramdi, baska bir deyisle seks, sahte askti. hakiki ask, tatli bir opucuk, sefkatli bir dokunus, hatta belki ciplak bir temastan ibaretti. bu sairler tatmin edilmemis hislerin kisinin karakterinin gelistirecegini dusunuyorlardi. ayrica askin kendini, evli ciftler arasinda zorlama bir gorev bilincine sikistirilmamasi gerektigini savunuyor, ozgurce ve zorunluluklardan arinmis bir sekilde yasanmasi gerektigini one suruyorlardi. bu, askin ilk kez saygin ve kontrollu bir karakter kazanmasinin altini cizmekteydi. siirlerinde asklarina cinsel cazibelerini saklamalari icin yalvariyor, adeta ruhlarina kilavuzluk dileniyorlardi (dante’nin aski beatrice’i anlattigi vita nuova’da, beatrice seksi bir kadindan cok ruhsal bir kilavuz olarak betimlenmektedir). fransa’da ortaya cikan bu akim zamanla tum avrupa’ya yayilmis, gunumuze kadar etkilerini surdurmustur. 1122’de tahta gecen fransa ve ingiltere kralicesi eleanor, “ask mahkemesi” ni kurmus, zarif askin kurallarini yazili hale getirmistir. (tractatus de amore et de amoris remedio = ask ve askin hukuku eseri) eleanor’un mahkemesi aski esitlik ilkesine dayanan ve karsilikli duygulardan olusan bir iliski olarak kabul etti. bu 12.yy icin oldukca radikal sayilabilecek bir fikirdi. mahkemenin bir diger karari ise askin evlilik icinde degil aksine yalnizca (gizli) iliskiler icinde varolabilecegini savundu. ancak eleanor’un hukumdarligi 4 sene surebildi. yerine gecen kral ii.henry, 1174’de mahkemeyi kapatti. zarif ask (courtly love) kadin ile erkek arasindaki duygusal iliskinin bilesenlerin oneminin ilk kez altini cizmistir. karsilikli saygi ve hayranlik dusuncesinin askin icine sokulmasi hic kuskusuz devrimci bir adimdi. zarif (hakiki) ask kadini hizmetci olmaktan kurtararak ona, daha esit bir es ve ilerlemenin ilham kaynagi olma hakki tanimistir.

    14. ve 15.yy’lara gelindiginde zarif askin hristiyanligin ortacagdaki baskici ve tutucu goruslerine iliskin alayci ve radikal tavri elbetteki yavas yavas olgunlasan ronesans dusuncesiyle de paralellikler gosteriyordu. aristocu insan dusuncesinin yeniden ortaya cikmasindan urken papalik tum gucunu bu harekete karsi kullaniyordu (biraz konu disi olmakla birlikte, bu noktada aristocu insan dusuncesinden kastimin altini cizmekte fayda var: hem sosyal iliskilerini, hem de toplumsal yasalarini degistirebilecegini, bunlara karsi etkin bir tavir ile kendini insan yapan eyleme gucunu kulanabilecegine inanan eski yunan’in ozellikle atina sehir devleti’nde ornegini gordugumuz insan modeli, ortacag’da hristiyanligin ama daha cok kilisenin skolastik dusuncesine kosut olarak kendine ve insani potansiyellerine olan guvenini kaybetmisti. kurallar, yasalar ozde tanrinin buyruklariydi ve insanin onlari degistirmek gibi bir sansi hatta yetisi asla yoktu. bu kilisenin ortacag boyunca surdurdugu politikanin urunuydu. ronesans ile yeniden dogus kavraminda alti cizilen dogus aslen, insanin kendi potansiyeline, dogaya ve toplumsal kurallara karsi eyleme gucune, kisacasi kendine olan guveninin yeniden dogusuydu. bu baglamda zarif ask ile kilisenin gunahkar ask kavrami, insanin yasamak istedigi ile yasamasi gerektigi one surulen iki farkli sosyal iliski bicimini temsil ediyor, insan kendine guveni geldikce, iliskilerini de kendi istedigi gibi yasama hakkini ariyordu). engizisyonun siddetli tavri her kesimce hissedilmeye baslandi, ama bir kesim vardi ki onlar belki de bu surecte en fazla zarari gorenlerdi: kadinlar: 1450 yilinda katolik kilisesi cadilarin varoldugunu ve bunlarin geceleri havada uctugu inancini yaymaya basladi. bu dogmanin sonucunda fiziksel anlamda arzulanan her kadin, icinde kotu bir ruh tasiyan cadi olarak suclamaya basladi ve kacinilmaz olarak turlu iskencelerle cadi avi basladi. kilisenin bu karanlik ve kotu niyetli ruhuna karsilik yukselen akilciligin ve mutluluk kavramina kosut olarak ronesans fikri one cikmaya ve kilisenin gucunu iyden iyiye azaltmaya basladi. bu noktada kiliseyi karanlik ve kotu niyetli buluyor olmam, objektif bir bakis sunmadigim anlamina elbette gelir ama bu dusuncemi savunacak bir ilginc ornek soyledir: o donemde papa vi. alexander’in bircok yeniyetme metresi vardi. kilise tamamen yozlasmis, isa’nin cemaat kavramindan cok farkli noktalara gelinmisti (bilindigi uzere kilisenin sozcuk anlami cemaattir).

    ronesans ile birlikte katolik kilisesinin mutlak maglubiyetinin akabinde insanlik aski ve cinselligi yasamada bir “aydinlanma” yasadi. yuzyillardir suregelen baskinin ortadan kalkmasinin ani sersemletici etkisi ile mi yoksa zaten varolan ama ortaya cikamayan bencillik duygusunun (ozellikle aristokrat sinifta) disavurumu sonucunda mi bilinmez avrupa’nin bir cok bolgesindeki aristokratlar arasinda roma zamanindakine benzer –hatta bazi noktalarda daha da askin- ask torenleri gozlendi. ornegin, fransa’da kralice marguerite’in ayni anda 12 adamla iliskiye girdigi bilinmektedir. kendisi tarafindan kaba ama ayni zamanda mizahi bir uslupla kaleme alinan 72 oykuden olusan heptameron (yedi gun) adli eser, “mukemmel ask”i anlatirken grup seksten, ensest iliskilerden, doyumsuz rahiplerden bahseder. ronesansla birlikte ask kavrami yeni bir anlam kazanmistir. artik ask hem fiziksel hem de maddi bir iliski olarak kabul edilmektedir. bunda kilisenin piyasa uzerindeki denetimci rolunu kaldirmasinin ardindan kisinin kendi ozcikarlarinin pesinde kostugu, kapitalizm benzeri bir yapilanmanin (pseudo-capitalism) etkisi elbette vardir. ozeliklle max weber’in belirttigi uzere protestan ahlaki da bu degisimde buyuk pay sahibidir (bu noktada protestan ahlakindan bahsetmek sanirim yararli olacaktir: katolik kilisesinin piyasaya empoze ettigi dogal fiyat uygulamasi, pazar ve panayirlarin yaygin oldugu kuzey avrupa ulkelerinde tuccari “zor durumda” birakiyor, tuccarin fiyatlari ozgurce belirleyememeleri kar oranlari dusuruyordu. reform hareketinin bir onemli cikis noktasi da katolik kilisesinin piyasayi duzenleyici rolune karsiydi. islamiyette ve hatta budist yasam tarzinda da karsimiza cikan “bir lokma, bir hirka” dusuncesi katolik dusuncesinin de temel argumaniydi. asiri kar etme amaciyla yapilan ticari iliskilerin gunah oldugunu savunan katolik kilisesi bu bakimdan tutarli bir politika izliyordu. ancak kuzey ulkelerinde yukselen kilise karsiti muhalefet hem reform hareketini tetikledi hem de “bu dunyada ne kadar cok maddi birikimin olursa, cenneti o kadar garantilersin” dusturuyla ozetlenebilecek yeni protestan ahlakinin dogmasina neden oldu. kiliseden kopus, hizli bir sermaye birikim surecini getirdi. bu, aslinda sanayi devriminin ihtiyac duydugu sermaye birikimini saglayacak olmasi adina onemli bir surecti. protestan ahlaki, endustri devriminin neden ingiltere’den baslayarak ardindan belcika, hollanda ve almanya’da devam ettiginin, neden italya, ispanya ya da portekiz gibi katolik bir ulkede ortaya cikmadigina dair bize kimi ipuclari vermektedir). ronesansla birlikte, maddilesen ask kavrami artik evliligin ne temel kosulu ne de onemli bir parcasi olarak goruluyordu. evlenme yasi genelde 14 ile 16 arasinda degisiyor, kimi zaman 2-3 yasina kadar inen bu sinir, evlilik akdinin yanisira “kadinin ailesinin erkege verdigi” bir tur baslik parasi, mal ve mulku de iceriyordu. bati uygarligi’nda ask evliligini yapan ilk onemli figur viii. henry’dir. kiliseyle yasadigi uzun tartismalarin ardindan esinden bosanip aski anne boleyn ile evlenmistir. ask evliligi ve kismen romantik ask dusuncesi yavas yavas orta sinifa da sicramisti. ronesans seks konusunda her ne kadar kiliseyle ayni fikirde olsa da –seksi, gunahkar hatta igrenc bir eylem olarak goruyordu- orta sinif “ask ve cinsellik” kavramini birarada yasamaya baslamis, bu fikri sahiplenmeye baslamisti. ronesans dusuncesi kadinin insan olarak haklarini az da olsa artirmistir. buna ragmen evlilikte tum mallar halen erkegindi ve kocanin esini dovmesi halen yasaldi. ronesans’a iliskin son olarak geleneksel, buyuk aile kavraminin degismeye basladigindan bahsetmekte yarar goruyorum. 17.yy ile beraber ilk defa, yeni evli ciftin ayri bir eve tasinip yalniz yasamasi dusuncesi kabul gormeye baslamistir.

    16. ve 17.yy’a iliskin son notumuz ozellikle ustte bahsettigim reform dusunce ile ilgilidir. yeterince aciklama yaptigimi dusundugumden bu noktada sadece bu surecteki degisimleri kaba hatlariyla aktarmakla yetinecegim. 16.yy puritenleri askin idealist yapisiyla cinselligin normal oldugu fikrini evllik kurumuna dahil etmeye calismislardir. evliligi kurum olarak adlandirmamin ozunde evliligin artik medeni bir sozlesme olarak kabulu yatmaktadir. kadina daha genis haklar taniyan puritenler, kadina ayrilma hatta fiziksel siddete maruz kalmasi halinde bosanma hakki tanimislardir. 17.yy puritenleri daha dine bagli ve ciddi olmakla birlikte cinsellikten ve bir parca da olsun romantizmden kopmamislardir.

    18.yy’in rasyonalizm ve aydinlanma gorusune kosut olarak aska ve cinsellige iliskin toplumsal gorusler elbette degisti. tahmin edilebilecegi uzere ust siniflar ve entelektueller duygusal aski reddediyorlardi. duygudan akla donusle birlikte teolojiden ve metafizikten siyrilan insanoglu, matematige ve fizige yaklasiyor, bu sekilde bir anlamda duygularin esiri olmaktan kurtuldugunu dusunuyordu. akilla vucudu birbirinden ayri tutan rasyonalist akim duygusal ya da duygulari harekete geciren kadini degil entelektuel kadini istiyordu. aydinlanma ile birlikte ortacagin ve hristiyan teolojisinin gunahkar insani, ronesansla silkindigi derin uykusundan aklina guvenerek -belki de haddinden fazla- insancil, iyi, degerli ve hayran olunacak bir insan imgesini ciziyordu. kati bir otokontrolun esliginde duygusal yasama veda ediliyor, yapay ve bilincli bir duygusal bastirma sureci yasaniyordu. duygularin gizlenmesi sartiyla hemen hemen tum davranislar kabul goruyor, en ozel, en yakin diyaloglar bile ozenle secilmis soguk ve duygusuz soz obeklerinin varligina teslim oluyordu. elbette akilcilik hristiyanlik dusuncesiyle alay ediyor, kilisenin kadini seytan olarak gormesini icerliyordu; fakat ote yandan kadina ancak bir sus esyasi, oyuncak hatta bir aptal muamelesini layik goruyordu. ask bu donemde arzularin tutsakligi altinda oynanan zararli bir spor olarak gorulmustur. oyle ki 18.yy’in ortalarina gelindiginde kur yapmak ya da ask macerasi yasamak aristokratik gelenekten tamamen kopmustu ancak orta siniflarda, burjuvazide ise yaygin bir sekilde devam etmekteydi.

    19.yy viktorya cagina gelindiginde soylularin ve soylu haklarinin kapitalizmin ve endustri devriminin etkisiyle tarih sahnesinden cekildigi gorulur. yeni zengin kapitalistler hem ust sinifin hem de alt siniflarin geleneklerinin bir harmanini yasam bicimi haline getirirken, tum sosyal ust yapiyi da beraberlerinde degistiriyorlardi. duygularini kontrol altina alan, kendine guvenen, kibar insan modeli popularitesini kaybediyor, yerini faydaliya ve degerli olana yonelimli bir ahlak anlayisina birakiyordu. ask artik onemli bir guc ve soylu bir amacti. bir taraftan kendine aciyan bir kederlenme gudusu idealize olurken, cinsellikten uzaklasan erkekler, utangac ve kibirli bir gururun esliginde buyutulmeye basliyordu. erkegin kur yapan, atesli bir kadinin degil, utangac ve bakire bir kadin idealinin pesine dusuyordu. bu cagda kapitalizmin kacinilmaz etkisiyle hayat kadinlarinin sayisinin hayli arttigi gozlenir. evlilik yapisinin guc kaybetmesi, kadinlarin toplum icindeki yerlerini guclendirmek icin ilk cabalarini verdigi bu donemin de baslangicina neden olmustur. bu donemde savundugu politik liberalizme kosut olarak asiri duygusal bir kederlenme duygusunu ve hastalikli gozyaslarini tum avrupa’ya yayan jean jacques rousseau, bircoklarinin dedigi gibi kendine olan eksik guveni ve mutsuz ask yasaminin etkisiyle ardili bircok liberal politikacinin da ilham kaynagi olmustur. rousseau, orta sinifi ciddiyeti nedeniyle elestirken, sosyal entelektuel olarak addedilen bir grup ise cinsellik ve duygulanma karsiti bir yol ciziyordu. ornegin, immanuel kant sekseninde oldugunde hala bakirdi. gozyasi dokmek ve melankoli bu donemin revacta olan egilimleriydi. bu asmada kadinin rolu gene degisiyordu. erdemli, olculu ve sevimli kadin imaji artik ideal olandi ancak guclu bir erkek tarafindan kontrol altina alinabilmesi icin zayif ve arzulu olmasi sartiyla. endustri devriminin okullari yayginlastirmasinin ve cocuklarin okullara gitmesinin ardindan kadinin evdeki rolu de degismeye basladi. duz mantikla, zengin erkek artik tum gun calisan bir kadina ihtiyac duymuyor, bir askini yasayacak bir partner uzerinde duruyordu. bu, birliktelik kavramini ortaya cikardi. bu yeni babaerkil aile duzeninde evi idare eden sirin ev hanimi kavraminin yaninda, bir kocanin evde oldugu her dakika iyi ve sefkatli esiyle ilgilenmesi bekleniyordu. kadinin erdemli ve ahlakli olmasi bekleniyor, kimi zaman sozle kimi zaman fiziksel yollarla kadin “yola getirilmeye” calisiliyordu. kadinin tek hakki erkegi reddebilme hakkiydi. elde edilmeye calisan kadin bunu utangac bir yuz kizarikligi ile kabul edebilir ya da soguk bir tebessum ile reddedebilirdi. diger yandan, viktorya caginda erkek, baberkil ve kati bir karakter ciziyordu. bu cagda hayat kadinlari, fanteziler ve pornografi inanilmaz olcude artti. 1850 yilinda londra’da 50000 hayat kadini ve 300000 kadar satan pornografik kitaplar oldugu bilinmektedir. viktorya cagi, - sosyal, ekonomik ve kulturel alanda bircok degisime sahne olan- 19.yy, aristokrasinin tahtindan indirilmesi, yerine zengin ama belirgin bir kulture sahip olmayan burjuvazinin gelmesiyle gelecek yuzyilda daha da netlesecek olan romantik askin ilk tohumlarinin atildigi bir donem olarak kabul edilebilir. aslinda kilisenin de etkisiyle aristokrasinin yeniden guclenmesi umudunu tasiyan viktorya cagi, kapitalizmin gelismesine karsi cikamadi ve sureci ancak geciktirebildi. 1833’te ilk kadin universiteye kabul edildi, 1837’de ilk kadin universitesi acildi (mt. holyoke). kapitalizm kadina simdiye kadar hic taninmamis haklar verdi.

    20.yy ile daha dogrusu kapitalizmle beraber yeni bir kavramla tanisildi: romantik ask. amerika’da artan bosanmalar insanlarin aski ve mutlulugu tatmadigi bir evliligi reddetmelerinden kaynaklaniyordu. amerikan romantik ask modeli cinsel tatmini, sefkatli bir arkadasligi ve bunun yaninda iyi bir anne (baba) ve es olmayi ongoren tabiri caizse “all-in-one” bir evliligi ongoruyordu. boylesine bir iliski en zor ve karmasik insan iliskisi turuydu ancak neoklasik bir iktisatci soylemiyle en tatminkar, faydali ve kit kaynaklarin en etkin kullanilma bicimiydi. evet, evlilik yavas yavas metalasiyordu. zamanla tum bati dunyasi bu modeli benimsedi. viktoryen cagdaki babaerkil ve dayatmaci evlilikler cinsel ozgurlukler baglaminda cinsel tatmini on plana koyan daha “ozgur” iliskilere donusuyordu. tarim toplumlarinda ekonomik degeri olan cocuklar, kapitalizmle birlikte masrafli ve luks birer ask urunu olarak gorulmeye baslandi. cocugun egitimi ve ihtiyaclarinin karsilanmasi oldukca kulfetliydi ve cocuk yapmak ekonomik ve rasyonel bir davranis bicimi degildi. yukselen feminist hareketler, kadinin da cinsel iliskide zevk almasini ongoruyor hatta isodora duncan gibi kimi yazarlar kadinin alacagi zevki cinsel bir iliskide sart kosuyordu. kimi dusunurlerin cocuk yapmak icin sevismek ile yalnizca cinsel tatmin icin sevismek arasinda ayrima gitmesi geleneksel tek esli (monogamik) ve sadik evlilikleri de tehlikeye sokmaya baslamisti. partnerlerin bireysel ozgurlugunu savunan bircok dusunur, aski bircok anlamda seks ile es tutuyor, orgazmin oneminin altini ciziyordu. bireysel cikarlari pesinde kosan rasyonel homo economicus varsayiminin sonuclariydi bunlar bir bakima.

    1930’lardan itibaren cinsel haz bir insani hak olarak kabul edilmeye baslandi. ardarda gelen evlilikler, bosanmalar ve poligami bu donemin yaygin davranis bicimleriydi. insanin ozguvenini kazanmasi icin bir kurtulus yolu olarak gorulen romantik ask gitgide populer olmaya basladi. ask, kalp kirikliklari ve mutlu sonlar donemin pembe dizilerinin yaygin konulariydi. romantik askin ve sehir yasaminin bir diger sonucu da 1920’lerden baslayarak genc ciftlerin es secimleri icin evlilik oncesi birliktelikleriydi (cikmak=dating). genclerin deneyim sahibi olmasi onemsendi, diger yandan utangac ve pasif bir disiligin kabul gormemesi bu tur iliskilerin gitgide yayginlasmasina ve bir zorunluluk olmasina neden oldu. “cikmak” sevgisiz ve rekabetci dogasi nedeniyle bircok alturist sosyolog tarafindan elestirildi. ancak gencler bunu hem bir egitsel surec hem de utangaclarini atacaklari zorunlu bir deneyim olarak gorduklerinden acikcasi konunun etik yonu gozardi edildi, tanimi yerindeyse iliskiler piyasanin kuvvetlerine ve arz ve talebin gorunmez eline birakildi. evlilik oncesi seks olgusu ise orgazma endeksli evlilikler neticesinde yavas yavas kabul gormeye basladi. bircok acidan roma donemine benzeyen bu surec (cocuklarin bir artik olarak gorulmesi, cinsel tatmin merkezli iliskiler...) tek bir acidan farkliydi. amerikalilar ve genelde bati toplumu, evlilik fikrine romalilardan daha yatkindi. bosanip evlenme geregi duyan amerikalilarin bu tutumunun temel cikis noktasi evliliklerin artik maddi isbirligi olarak kabul gorulmesiydi. kadin-erkek esitligi bu donemde yasal bir hak olarak kabul edildi ancak kadinin rolu uzun sure tartisma konusu oldu. erkek egemen bir toplumda kadin olmanin ve calistigi isle ozdeslesmenin “erkeksi” onemini kavrayamayan kadin, yalnizca para icin calismaya basladi ve sonucta kronik bir tatminsizlik, kaybolan ozguven ve artan sikinti ile karsi karsiya kaldi. aslina bakilirsa bu donemde erkek icin de durum pek farkli sayilmaz. hem erkek hem de kadin icin amerikan tarzi yasamin ve kapitalizmin insanin kendi dogasina yabancilasmasina neden olmasi kacinilmazdi. tum iliskilerin kar-zarar iliskisinden hareketle olculdugu, ahlaki degerlerin dislandigi, bencil insanlara kucuk hayaller ve dunyalar vaat eden amerikan tarzi yasam, milyarlarca mutsuz insanin ve evliligin baslica sorumlusuydu. gunumuzde artik tum kulturel urunlerde, medyada, okulda, iste, aile icinde kisacasi sistemin her noktasindan romantik bir askin ozlemiyle yanip tutusan insan feryatlari duymak olasi. kapitalist uretim sureclerinde bir piyon gibi kullanilan, yarattigi urunun son halini goremeyen daha onemlisi insani insan yapan biricik deger olan eyleme gucunun kendinden cikarilip alinmasi ve piyasada pazarlanmasi sonucunda kendine yabancilasan insan, ozguvenini sozum ona kazanmak ve bencil dusuncelerin sistemli cigirtkanligi sonucu beyninin yikanmasi ile romantik aska mecbur birakilmis gibi gorunmekte, kendi varligini artik dis dunyada aramaya zorlanmaktadir. tum bu tarihsel surecte askin ve cinselligin cesitli formlarini ornekledik, ancak hicbirinin kapitalizmin urunu olan romantik ask kadar bencil bir karaktere sahip olmadigi aciktir. cinsellik ve cinsel iliski ister askla olsun ister yalnizca endokrinel bir durtuyle gudulensin onemlidir, gereklidir, insanca bir eylemdir. ancak aileyi bir sirket, cocuklari cop ve daha da genel olarak yasami bir masturbasyon sureci olarak gormek asla insana mutluluk getirmeyecektir. mutluluk aristoteles’in de dedigi gibi sosyal yasamin icindedir. evliligi ekonomik bir iliski olarak algilamak onu mutluluk kavramindan uzaklastiran baslica nedendir. sonuc olarak, paylasimdan, emekten ve ozveriden uzak her sosyal iliski mutsuzluk vermeye mahkumdur.