şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • geçende bir tanesi kadıköy metro çıkışında arkadaşımı beklerken yanıma yanaştı. "ben var gelmek" seviyesinde türkçe konuşan, yirmi yaşında sempatik bir velet. "hıristiyanlıkla ilgili bir şeyler anlatabilir miyim?" dedi, "anlat" dedim. işte insanın içindeki kötülük, the original sin, salvation mevzusu falan, en basmakalıp cümlelerle hıristiyanlığı özetledi. zaten beklemekten canım sıkılmıştı, türkçe de tuhaf ve sevimli gelince sesimi çıkarmadan 3 dakika dinledim. bir ara "sen de yaratıcıya inanıyor zaten, evet mi?" dedi. "hayır" dedim. konu orada kapandı. sonra merak edip "bunu neden yapıyorsun? amaç ve beklenti ne?" dedim, ya anlamadı ya da anlamazdan geldi. ingilizce sordum yine cevap vermedi. aslen koreli olduğunu, amerika'da okuduğunu ama bir süredir burada yaşadığını falan anlattı. sonra tanıştık, isimlerimizi söyledik, tokalaştık, gitti.

    benim anlam veremediğim nokta, 2016 senesinin kapitalizmi içerisinde bir ülke vatandaşının başka bir ülke vatandaşını kendi dinine ikna etmesinin motivasyonu tam olarak nedir? avrupalıların sömürgecilik çağında afrika toplumlarını hıristiyanlaştırmasının, peygamberlik döneminde islamiyetin cihat ekseninde yayılmasının mantıklı ve gayet materyalist bir açıklaması var ama bunun açıklaması ne? "benim dinim süper, o yüzden herkes inansın istiyorum", bu yüzyılda komik kalan çocuksu bir istek değil mi? dahası, misyonerlik yaptığı ülkenin dilini bile konuşamayan yirmi yaşında bir velet, metro çıkışında ayak üstü insanlarla konuşarak onları din gibi benliğin sarsılması en zor öğesini değiştirmeye beş dakikada nasıl ikna edebileceğini sanıyor? ya bir kere sen caucasian bile değilsin olum, sarı ırksın. zaten seni de misyonerlikle hıristiyan yapmışlar. sonuç olarak bu şapşikler çok mu saftirik, yoksa ortada başka bir şey mi dönüyor, inanın anlayamadım. bir grup insanın bu kadar gerzekçe bir işe kalkışmasını mantığım kabul etmedi.
44 entry daha