şükela:  tümü | bugün
196 entry daha
  • yıllarımı verdiğim ve tecrübelerimle sabitlediğim yazımın içinden tek bir cümleye odaklanman aslında kimin ne olduğunu gösteriyor bence. zira, kişi kendinden bilir işi demişler. zira elbette güzellik göreceli bir kavramdır.
    ben siyasetçi ya da silah tüccarı değilim ki benzer hataları yapıp yapıp insanları ve ya ülkeleri felaketlerin eşiğine getireyim, ukalalık yapıp yaşamdan ve tarihten ders almayayım.
    sonra kafanı kaldırda etrafına bir bak bakalım artık kim adam gibi fotoğraf çekiyor. kim bu işe gerçekten ömrünü veriyor. eski üstadlar, profesyoneller, haber ve aktüel muhabirleri-fotoğrafçılarıda olmasa ortalıkta doğru düzgün ne fotoğraf çeken kaldıııı ne de fotoğrafı çekilecek yer. ha gene konu bulursun o ayrı. ama betonerleşme, göç, yıkım, savaş, yangın bitirdi her şeyi...
    "baraka" filmi gibi oldu hayat. görüntü var ses yok.

    oradan geçiyordum fotoğrafçılığı aldı başını yürüdü.
    kaldır bi drone hooop işte havadan çekim. ulan biz zamanda o pır pır uçaklara binip yerden mi fotoğraf çekiyorduk?
    hem sonra eğer senin dediğin gibiyse niye herkes atlas ve ya nat geo fotoğrafçısı olamadı ya da olamıyor. "doğru yerde ve doğru zamanda" mı olamıyorlar acaba. yoksa fotoğrafı çekilecek konu mu kalmadı. afrika belgeselleri bile yıllardır aynı bokun soyu avlanma görüntülerinden ibaret değil mi? yoksa nil nehrinde timsahlar gerçekten "timsah yürüyüşü" yaptılarda biz mi, görmedik?

    zamanın behrinde ara güler üstadımla yaptığımız bir söyleşide söylediği "ulan biz zaten istanbul'un en güzel fotoğraflarını çektik kardeşim. sen daha neyini çekiyorsun. kalkmış bir de günbatımı çekiyor. ulan bu güneş istanbulda'da aynı başka yerde aynı. her yerde aynı bokun soyu gün batımı işte" sözlerinden ötürü kendiside benim gibi ders almayan ukala insanoğlu örneği mi oluyor sence.

    okuyan araştıran bir adam olduğun belli. 1000 küsür entry yazmışsın. bravo. şu meşhur pulitzer ödüllü fotoğrafları bilirsin mesela. bak bakalım savaş, yıkım, fakirlik ve felaket dışında iç açıcı kaç kare var. ya da saygı duyduğum üstad coşkun aral'ın "sözün bittiği yer" adlı fotoğraf kitabına bir bak.
    bunları hesap edersen elbette fotoğrafın sonu gelmez. dünyada yıkımın savaşın katliamın sonu yok çünkü. ve ya günümüzde kim gidip antilop kanyonunun fotoğrafını "gerçekten" çekiyor? hele ülkemizde. biz 20-30 bini ekipmana bağladığımız zaman millet araba alırım lan o paraya diyor. daha fotoğrafa başlamayı öğretmeyi falan geçtim haa.
    düşünsene bir; sabah kalkacak, önceden tespit ettiği açıyı bulacak, tripodu kuracak, güneşin doğuşunu bekleyecek, renkler ışık istediği görselliğe bürünecek. profesyonel bir görüntü alıp ajanslara dergilere kapak olacak kareyi yakalayacak. hadi ya.
    bunları yapan yapmadı mı? dünyada bir fotoğraf aynı açıdan sadece bir kere çekilir derler. gerisi benzer çalışmalardır.
    her neyse işte o nice emeklerle birileri çıkar o muhteşem fotoğrafı çeker, sonra birileride çıkar, basar google görsellerden indirir fotoğrafı gider. yalan mı?
    kaç kişinin emeğe saygısı kaldı günümüzde. adam ülkeyi soyuyor batırıyor senin kıçı kırık fotoğrafına mı acıyacak.
    hadi git yeni bir şey çeksene. neyi çekeceksin kardeşim herif çekmiş diyorum. portre içinde bu aynı.
    var mı okan bayülgen'in "pudra" konulu çalışması gibi portre çeken başka bir parasıyla fotoğrafçı olma sanatçı? tuncel kurtiz'in cenaze töreninde tabutun önündeki o meşhur fotoğraf kimindi? var mı aynısından bir tane daha yakalayabilmiş biri?
    işte tüm profesyoneller ve doğru yerde doğru zamanda olan amatörler gibi o ve onun gibilerin işi işte bu. ister stüdyoda olsun ister doğaçlama dış mekan farketmez. herif gidip bulmuş, görmüş, beklemiş, ayarlamış, yakalamış ve çekmiş. hem de en güzelini çekmiş.
    işte sen de böyle gezilere, imza günlerine, turlara gittiğin zaman manzaraya ve ya demir döven adama bakar döner, ıphone'unla benzer bir şeyler yakalamaya çalışırsın. o kadar işte.

    oldu sana en güzel fotoğrafı çeken çekti tezini çürütme tezi.

    ama doğru. 90'lı yılların sonuna doğru bir fotoğraf yarışması yapılmıştı "en güzel fotoğraf henüz çekilmedi diye" sen galiba orada kalmışsın. ya da neymiş acaba halen çekilmeyi bekleyen en güzel fotoğraf sence? aynanın karşısında dudak büzüp banyodan, dağınık odasından bardan diskodan içip sıçıp, hava atarken kendini çeken like delisi yarı çıplak ergenlerin çektiği fotoğraflar mı? yoksa en büyük fotoğraf yükleme site istatistiklerinin belirttiği gibi artık kimsenin doğru düzgün ekipman kullanmayıp cep telefonları ile çektiği filtreli fotoğraflar mı? ve ya suratlarına köpek filtresi yapıştırıp salak salak sırıttığı saçmalıklar mı?

    sonra bak film endüstrisine. eski kült yapımları neden yeniden yorumlayıp beyazperdeye taşıyorlar. senoryo mu bitti. ne oldu?
    nerde sinema müzik tiyatro fotoğraf ve diğer etkinliklerde kalite. neden eskiden olduğu gibi artık ses getiren yapımlar sanatçılar göremiyoruz? demek ki bir şeyler artık tükenme noktasına gelmiş. bitmiş. yok işte.

    james cameron bile titanic'i çekerken "istediğim gibi bir gün batımı ve renkleri yakalabilmek için bir hafta bekledim, şimdi ki aklım olsa çekerdim yeşil perdeyi verirdim efekti" dedi. bak onlar bile artık sabredemiyor. çünkü bitti kardeşim.
    avatar filmi neredeyse tamamen bilgisayar animasyonu ve hayal dünyası gibi değil mi? her şey yapay. dünyada öyle bir yer, sahne var da biz mi gidip görüp çekmedik. ama yok işte.
    ticari kazançların, siyasetin, hırsların egemen olduğu şu lanet olası dünyada artık sanattan, eğitimden, zenaattan maalesef söz edilmiyor. adam çıkmıyor. özellikle ülkemizde. varsa yoksa rant, din, gösteriş, para, takla, hava a.q.

    işte benim o cümleden kastım aslında bu kişisel isyanımdır. yoksa fotoğrafın sonu elbette gelmez.

    anlayana...
26 entry daha