şükela:  tümü | bugün
152 entry daha
  • çay kültürüdür.

    birkaç aydır rus klasiklerine verdim kendimi. istisnasız tüm roman karakterleri çay manyağı. sürekli semaver kuruyorlar. en zor anlarda bile çay içmekten vazgeçmiyorlar.

    --- spoiler ---

    örneğin, dostoyevski'nin suç ve ceza romanının başkahramanı olan raskolnikov. 2 kadını öldürmüş baltayla. polisler ve sorguçlar delil arıyorlar, psikolojik baskı kurup sorguya çekiyorlar onu. sürekli sıtma nöbetleri geçiriyor. annesiyle kızkardeşi petersburg'a gelmiş, kafasında deli sorular... günlerdir boğazından aşağı bir lokma geçmemiş. bu kadar dert tasa var ama o kıç kadar odasına geçince "nastasya çay var mı" diye soruyor. sonra razumihin'in yanına uğruyor. onun da sefaletten götüne giyeceği don yok. tüm eşyaları rehinde. "dur sana bi çay koyim" diyor. lan çayın sırası mı?

    --- spoiler ---

    acaba çay hala rusların vazgeçilmezi mi diye düşünürken tv'de rus yapımı maşa ile koca ayı isimli çizgi filme denk geldim geçenlerde. tv8'de de gösteriliyor sabahları. oradaki koca ayı karakteri semaveri yanından ayırmıyor. aha böyle :)

    diyeceğim şu ki; sosyal medyada yapılan onca çay geyiğine rağmen çay konusunda türkler, kesinlikle rusların eline su dökemez. adamlar içki masasında bile çayı ayrıca içiyorlarmış.

    bizim tanzimat sonrası ve cumhuriyet dönemi eserlerini de çokça okudum ama hiçbirinde "bir çay koy da kendimize gelelim azizim" diye bir şeye denk gelmedim.

    çay, rus kültürünün kadim bir unsuru. biz ise çayı çok sevsek de galiba daha sonradan haşır neşir olmuşuz.

    edit: kutsal bilgi kaynağı'nın gereği olarak, muhtelif yazarlardan mesaj olarak gelen bazı ek bilgi ve düzeltmeleri de ekleyelim. entry öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler formatına döndü biraz ama olsun. amacımız öğrenmek ve eğlenmek.

    1) neuron arkadaşın hatırlattığı üzere osmanlı'dan beri bizde çay değil kahve kültürü hakimmiş. ayrıca 3-4 nesil öncesine kadar bizde çay lüksmüş.

    2) ssgnin yegeni arkadaşımıza göre çizgi filmde yapılan vurgu çay değil "semaver"miş. semaver zaten rusların simgesiymiş. ayrıca semaver, rusça bir kelimeymiş.

    sama=kendi
    var(it')=kaynamak

    samavar'dan semaver olarak bizim dilimize de geçmiş.

    3) manzikert nickli yazar, türklerin çay kültürünün ruslardan daha eski olduğunu belirtiyor:

    "rusya(muskovi beyliği) 1400'lere kadar küçük kabile gibi. türk hükümdarların boyunduruğu altında yaşıyorlar. çay da çin kültürüne ait bir içecek. malum türkler milattan önceki çok kadim zamanlardan beri çinlilerle bir arada. haliyle çay bizim kültürümüzde daha eski bir içecek. çay nemli bölgelerde ekiliyor, rusya'da çay yetişen bir yer bile olduğunu sanmıyorum.

    mesajı yazdıktan sonra baktım. 1638'de gelmiş çay rusya'ya"

    4) ceburaska nickli arkadaşımız ukrayna'dan bildirdi:

    "evet çay hala rusların vazgeçilmezi. ben ukrayna'da yaşıyorum, ilk geldiğim zamanlar çok şaşırmıştım. adamların her koşulda çay içmelerine. en ağır içki masasında bile çay vardı. sabah, öğlen, akşam. ama her zaman yanında tatlı bi şeyler. o yüzdendir ki kırsalda bir sürü eksik dişli tip dolanır ortada. hepsi çay ve tatlı düşkünlüğü sonucu."

    medeniyet -> ceburaska: bizim gibi mi içiyorlar? yani demek istediğim hani biz iki demlik yapıyoruz ya, birinde dem diğerinde sıcak su. onlar da öyle mi içiyorlar?

    "hayır bizim gibi değil. demlik çaydanlık altlı üstlü degil. porselen çaydanlıkta demliyorlar. ayrı bir çaydanlıkta su kaynıyor. sonra demlikte demliyorlar ama demlik tek başına duruyor. buharda demlenmiyor. çayı türk çayı gibi değil. bardakta da demlenir, iki dakikada. seylan cayi gibi çaylar."

    5) nundu: türkiyede çay kültürü eski olsa bile halka inmesi 1950'lerde olması lazım. çay yanılmıyorsam ismet inönü zamanında önce bursa'da deneniyor, tutmayınca karadeniz'de deneniyor bu sefer. sonra da benimseyip içiyoruz. ki kişi başı çay tüketiminde açık ara lideriz. en yakın rakibimizin 2 katı falan öndeyiz nerdeyse.

    link

    6) shinigami ryuk: ruslar henüz çük kadar moskova'da ufacık bir knezlik iken altınorda tarafından yönetiliyorlardı. altınorda moğol ağırlıklı bir hanlıktı ve cengiz han'ın mirasıydı. kubilay ile neredeyse bütün asya'yı feth eden moğollar tıpkı kendisinden önceki göçebe türk kavimleri gibi çin kültüründen bir çok öğeyi kendilerine aldılar. çay burada çok çok eskiye dayanıyor. çayın sütle birlikte tüketilmesi bile türkler tarafından icat edilmiş olabilir çünkü tarımla ilgilenmeyen bir toplum için çay lüks kalıyordu. tibetliler hala çaya yak sütü ve tereyağı katarak çorba kıvamında tüketirler. bunun aynısı çok eski türk kavimlerinde de var. hatta bugün bile moğolistan'da yaşayan kazaklar çayı sütlü içerler. kısrak sütü katılmış çay yapılır. çay bildiğin gibi kalori bakımından hafif bir içecek. göçebe adamın ise ihtiyacı olan kaloriyi sağlamak için bu içeceğe ekleme yapması kaçınılmaz. doğal olarak süt, şeker hatta çeşitli baharat ve yağlar da girmiş işin içine. altınorda döneminde sütlü çay çok tüketilen bir içecekti. bugün rusya'ya gidersen bir çok ailenin sütle tükettiğini görebilirsin. o nedenle zaten bütün devlet modelini ve yapılanmasını altınorda'dan alan rusların çayı da onlardan aldıklarını düşünüyorum. hamam ve banyo kültürünün dahi onlardan geçtiğini unutmayalım. entryde belirttiğin üzere "semaver" rusların geliştirmiş olduğu bir kültür öğesidir.

    7) dragut rais: karadeniz kıyılarında yaşayan ruslar, güney'den gelen sıcak rüzgarlar için, "türkler çayına üflese buralar ısınır " veya "türkler çaylarına üflediler" derler.

    8) lecagot: türkiye topraklarında çay yetiştirme rahmetli zihni derin'in çabalarıyla olmuştur. bursa civarında ve diğer anadolu şehirlerinde çaycılık denemesi osmanlı zamanında japon inporotounun hediye ettiği fidelerle tapılmış, bir tek doğu karadeniz denenmemiştir. denenen topraklarda tutmayınca vazgeçilmiştir. /sonra cumhuriyetle beraber zihndi derin doğu kradeniz'de çaycılığı başlatmaya çalışmışrır: zihni derin

    konuyla ilgili en güzel kitap tübitak yayınlarından "bir yeşilin peşinde" adlı kitaptır.

    osmanlı döneminde toplumda çay tüketimi çoooook çok düşük düzeydeydi. elimde çay ve osmanlıyla ilgili bir kitap var: kitap

    eski türklerin çay sevdiğine dair ben kendi kitaplarımda bir ibareye rastlamadım, milliyetçi arkadaşlar gene her şeyi türklere mal etme çabasındalar. eskiye dair türklerle çay arasındaki bağlardan biri çincede "iyi çay yaprağı türk süvarisinin çizmesi gibi boğum boğum olmalıdır" cümlesidir.

    9) skocax: çay rusçada da türkçede de "çay" diye yazılır ve okunur. hatta ruslar çaydanlığa "çaynik" derler. etimolojik kökeni çincedir. çincede de "çai" gibi bir şey

    10) mornehir: anneannem karadenizli (trabzon). 78 yaşında. "biz çocukken çay nedir bilinmezdi, kimse de içmezdi" diyor. kahvaltıda ayran veya yoğurt yenirmiş.

    incirliturta: ben giresun tirebolu-gorele yöresinden ebeveynlere sahip biriyim. şu an bizim oralar hep çay bahçesi, hatta çaykur'un meşhur tirebolu 42 nolu çayı bir zamanlar babaannemin babasının uçsuz bucaksız yulaf ekilen tarlalarında yetişiyor. annem 50 yaşında bir karadeniz kadını. küçükken çay nedir bilmediklerini söylerdi. annem ilk çayı 11 yaşında ailesi ile yurt dışına taşındıklarında içmiş. 21 yaşında babamla evlenip yurda geri dönüş yapınca herkesin avrupadakiler gibi çay içtiğini görüp şaşırmış.

    yani karadeniz'de bile 30-40 sene önce ancak yaygınlaşan bir içecektir çay. ayrıca konumuz çay bitkisinin çayı olunca evet eski türklerde bu yok fakat çayı yapılan bir sürü bitki var. eski türk metinlerindeki "çay" ibaresi bunun için olsa gerek.

    11) polly jean: tüm dünyaya çay bir çin bir de hindistan'dan yayılmıştır. bize ise avrupa üstünden bir adet olarak geldi. hemmen anlatayım:

    çin'de birçok çay çeşidi tüketilse de (mandalina kabuğuna dolma doldurur gibi çay doldurup tütsülüyorlar bile, öyle fantastik çeşitler), bilindiği gibi en çok yeşil çay içerler. bizde ise yeşil değil siyah yaygındır, çin üstünden almış olsak türkiye'de yeşil çay deyince surat buruşturmaması gerekirdi insanların :) bizde neden siyah çay yaygın? osmanlı'nın son döneminde batı mutfağı ve adetlerini alırken çay kültürünü de ingiltere ve fransa üstünden aldığımız için. bilindiği gibi ingilizler ağırlıklı olarak siyah hint çayı içiyorlardı. (gerçi "gunpowder" tabir edilen yeşil çaya da ingiliz romanlarında rastlanır, ama bir siyah çay yaygınlığı kazanmamıştır.) dolmabahçe sarayı'nı gezsinler bir, bakalım oradaki saray çay fincanları nerenin porselenine benziyor :)

    yine o arkadaşların iddia ettiği "göçebe adam çaya tabii yağ ekliyor, kalori lazım" mantığı doğru, ama türkiye için geçerli değil. o çayı yapan etnik türk kabileleri sütlü yağlı çayı yeşil çayla yapıyor, siyahla değil. kısaca dünyaya yayılmış olan sütlü çayla onların alakaları yok.. bizim ülkemizdeki çay adetiyle de uzaktan yakından alakası yok. şu tarifi türkiye'de on kişi yapıp içiyorsa kafamı keserim: link

    ingilizlerin içtiği sütlü çaya dair ise iki rivayet vardır: birincisi, zaten hintlilerin sütlü baharatlı çay içmesi, yani masala çayına (baharatlı çay) süt katmaları. bugünlerde starbucks'larda filan chai tea latte diye satılan şeyi anımsayın. ancak ingilizler bu baharatlı çayı sütle içmezler, sade çayı sütle içerler. burada ikinci rivayet devreye giriyor, o da ingiliz porselenlerinin çok ince olmasından ötürü sıcak çay konduğunda saplarının kopup elde kalması. e porselen de pahalı. süt de ingiltere'de çok. bu yüzden çayı koymadan evvel fincana bir parçacık süt koyup üstüne çay koyuyorlarmış denilene göre. (bir nevi bizdeki cam bardak çatlamasın diye kaşık koyma adeti.)

    bir de, çay tüketimimiz çok fazla diyen arkadaşın sanırım bilmediği bir şeyi düzeltmek isterim. türk çayı, türk milliyetçilerinin iddia edeceklerinin aksine, kalitesiz bir çaydır. kalitesiz olmasının sebebi iklim ya da toprak değil ama, çay üreticilerinin berbat şekilde işlemesi. normalde bir tatlı kaşığı çayla neredeyse bir demlik çay çıkaran kaliteli çaylar varken, bizim demliklerde avuç avuç çay kalır. neden? demlenebilsin diye o kadar çok atmak zorundayız çünkü. ithal çaylara bakıldığında "çok pahalı" sanılıyor ya hani, onlar o türk çayından kat kat uzun gidiyor. normalde güzel çay markalarının en üstten tek yaprak, en üstten iki yaprak, en üstten üç yaprak şekinde farklı fiyatlandırılmış paketleri dahi olabilirken, daha böyle satılan bir türk çayı ben görmedim. içinden dalıyla yaprağıyla kıyılmış çay bitkisi çıkıyor, halbki bize bitkinin yalnızca en iyi güneş görmüş üst yaprakları lazım. kısaca, bizim kilogram bazında çok fazla çay tüketiyor gözükmemizin sebebi kalitesiz çaydan avuç avuç demliğe dökmemiz. hakiki hint, çin ve japon çaylarını denedikten sonra türkiye'de çay bitkisinin ne kadar özensizce işlenip, paketlenip rezil edildiğine yanıyor insan. o bitkilerden yeterli verim alamıyoruz, umarım ileride biri bu verimlilik meselesine el atar da avuçla değil tutam tutam çay atarak aynı miktarda suyu demleyebiir hale geliriz :)

    12) cino: çayın bizde yaygınlaşması çok geç. cumhuriyet kurulduktan sonra, rize ve karadeniz bölgesinin ikliminin çay ekimi için müsait olduğunu öğrenilince devlet teşviki ile 1930'lu yıllarda batum taraflarından tohum, fide vs. getirtiliyor ve bölgede ekim yapılıyor. yani türkiye'de çay üretimi 100 yıllık bile değil.

    sofralara girmesi ise ikinci dünya savaşı'nda hem yokluktan, hem de yemen bölgesinden türkiye'ye gelen kahvenin sekteye uğramasından sonra başlıyor. çay rize'den ucuza geldiği için kahvaltıda gün içinde içilen bir içecek haline geliyor.

    annenannem anlatırdı, babası uyanır uyanmaz başlar, tüm gün 10 fincan kahve içermiş, şimdi aynen bizim iş yerinde sürekli çay içmemiz gibi. ne kadar tuhaf geliyor, aslında kültürler değişiyor...
711 entry daha
hesabın var mı? giriş yap