şükela:  tümü | bugün
15466 entry daha
  • okuduğum bir roman sayesinde öğrendiğim, ufkunuzu belki ikiye katlamayacak ama sizi şaşırtacak, nasıl ya! dedirtecek birkaç bilgi:

    cebeci asri mezarlığının planının fil ayağı şeklinde olması vaziyet planı ve uydu görüntüsü). 1935 yılında yapılan bir proje yarışması sonucu planı yapan alman mimar martin elsaesser, "fillerin ölülerini hatırlayan insan dışındaki tek canlı olması" nedeniyle mezarlığı bu şekilde planlaması. hatta planın uygulanabilmesi için proje uygulama alanının genişletilmesi sonucu dünyanın içinden akarsu geçen tek mezarlığının ortaya çıkması. (ancak akarsu zamanla gelişen siteler, ulu bey semtlerinin kanalizasyonu haline gelmiş, romandaki bilgiye göre üzeri 1996 yılında betonla kapatılarak kanal halini almış.)

    martin elsaesser projesinde bir krematoryum olmasına rağmen, atatürk'ün ölümünden sonra defin işlemleri başlayan mezarlıkta krematoryum olarak kullanılması düşünülen yapının hiç bir zaman bu amaçla kullanılamaması. işin ilginç tarafı bu yapının kemik deposu, halk dilindeki ismiyle kemiklik olarak kullanılması.

    peki nedir bu kemiklik?

    kemiklik; 1 temmuz 1931 tarih, 11410 sayılı bakanlar kurulu kararı ile çıkarılan
    belediye mezarlıkları nizamnamesinin 22 maddesi gereğince üçüncü sınıf kimsesiz mezarlardaki cesetlerin kemik ve bakiyesinin belediye meclisinin tespit edeceği ve beş seneden az olmayan bir süre geçtikten sonra özel olarak hazırlanmış bir yere defnedilmesi gereken naaş kalıntılarının atıldığı yer.

    yapılan işlem ne kanuna, ne akla ne de vicdana uygun. ama zamanın yöneticileri en önemli hususu atlamamış ve kemikliği ikiye bölmüşler. merhum ve merhumeler için iki ayrı alan tesis edilmiş. maazallah erkek kemiklerinin kadın kemiklerine karışsa ne olur düşünemiyorum!

    kemiklik dış görünüşü hangi taraf kadınlar, hangi taraf erkekler bilemiyorum.
    kemiklik içinden bir görüntü zemin, mezarlarından çıkartılan kimsesiz insanlara ait kemiklerle kaplı.
    başka bir açıdan kemiklik içi
    konu ilgimi çekince romandaki bilgilerin doğruluğunu teyit etmek için nette biraz araştırma yaptım. inanamadığım, ama resmi verilerle de doğruluğunu netleştirdiğim o çok çarpıcı bilgi ile yüzleşmek zorunda kaldım. tarihimize sabık başbakan olarak geçen adnan menderes'in ayhan aydan'la ilişkisinden olan gayrimeşru çocuğu ahmet aydan'ın naaşının kimsesiz olarak defnedildiği, yıllar sonra bu bebeğin mezarından çıkarılarak aynı mezara bir başkasının defnedildiğini öğrendim.

    ankara büyükşehir belediyesi'nin mezarlık bilgi sistemi verilerine göre bebek ahmet aydan 19.06.1955 günü (doğduğu gün) kalp yetmezliği sonucu ölüyor ve cebeci asri mezarlığı 560 ada 688 nolu parsele defnediliyor.
    kabir yeri sorgulama ekran görüntüsü
    aynı yere yıllar sonra birkaç defin daha yapılıyor. onlardan biri ise şu.

    (menderes'in gayrımeşru bebeği ile ilgili sözlükte bebek davası başlığında ayrıntılı bilgiler var.)

    aynı mezarlıkta yaklaşık onbin mezar yanlış yöne bakıyormuş. müslüman mezarları geleneksel olarak, batı'dan doğu'ya doğru hazırlanıyor ve cenazenin yüzü kıbleye çevrilerek defnediliyor. ancak cebeci asri mezarlığından bundan 25 sene önce vefat eden binlerce insan arazinin düzgün tesviye edilmemesi nedeniyle kıbleye bakmıyor. işin ilginci zamanında bir mezar sahibinin yaptığı başvuruya belediyenin verdiği cevap : "arazinin yapısından kaynaklanan bir durum. allah onlara rahmet eylesin ama 15 yıl önce ölmüşler. mezarları yaptıran aile gelip bu saatten sonra yönlerini değiştirtmez. bizim de yer değiştirmeye yetkimiz yok. yapacak bir şeyimiz yok, böyle yatacaklar."

    dipnot: romanda çinçinde uyuşturucu satılan her yer adres adres verilmiş.
    gerçek hayatın sade dille anlatıldığı müthiş bir roman. kitabın başında her ne kadar kurgu olduğu yazılmış olsa da, kitabın kurgu olmadığı çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. ya da kurgudur ama adresler doğrudur..

    ankarada yaşıyorsanız, yaşadığınız kentin diğer yüzünü, hç görmediğiniz, hatta tırstığınız, çokça da ötekileştirdiğniz yüzünü bu kitap sayesinde tanıma şansınız var.
    ha bir de istanbul şöyle atarlı, istanbul böyle korkunçlu diye anlatan tatlı su gayrı meşrucularının da okuması gereken bir kitaptır ayrıca.
    hayatın gerçeklerinin, kentin görünmeyen yüzünün tokat gbi yüzünüze çarptığını hissedeceksiniz.

    edit: çok sayıda mesaj geldi kitabın adı ve yazarı ile ilgili olarak. entryi yazarken sadece kitabın içerisinden bilgileri ayıklayıp yazmayı uygun görmüştüm ama mesajlara cevap yazmaktan yoruldum.
    kitabı merak edenler için;
    ölü doğanlar/ doruk ateş
3718 entry daha