şükela:  tümü | bugün
16201 entry daha
  • gün geçmiyor ki canlar, sıkılgan bilimadamları ilginç şeyler denemesin.
    daha önce bu başlıkta enteresan deneylerle ilgili bilgileri çokça paylaşmış olsam da yine yeni şeyler öğrendim ve şaşırdım.

    misal:

    hani hepiniz matrix filminde neo'nun mermilerden kaçtığı sahneyi hatırlarsınız. zaman yavaşlıyordu, biz çekim tekniğine bakıp "abavvv nası yapmışlar lan?" diyorduk. filmi bir kenara koyarsak, aslında zamanı algımızın bu kadar abartı olmasa da bir şekilde değişmesi mümkün.
    müş daha doğrusu.
    olay renkteymiş, hatta kırmızı renkte.
    2011 yılında "şş canıtın! lan bugün ne araştırsak yav?" diye soran bir grup bilimadamı, bilim müzesinde oldukça kalabalık bir denek grubuyla bir deney yapar. dediğim gibi epey kalabalık bir grup insanı banyoya sokarlar, ancak farklı renklerde aydınlatma kullanılır ve duşta ne kadar vakit geçirdiklerini tahmin etmeleri istenir(bilim müzesine gidip hamam sefası eşliğinde deneye katılmak?).
    sonuçlar ilginçtir, ezici çoğunlukla kırmızı ışık altında duş alanlar yaklaşık 1 dakika daha fazla kaldıklarını söylemektedirler.
    gelelim bilimsel açıklamaya. kırmızı renk zihnin daha tetikte olmasını ve etrafındaki detaylara çok fazla kafa yormasını sağlıyormuş. bir nevi tehlike altında olma dürtüsü sanırım. detaylara yoğunlaşan beyin, zamanın geçişi konusunda kafası karışıyor ve zamanın daha yavaşladığını düşünüyor. kırmızı neon lambaların bağzı(!) otellerde kullanılması kesin bununla ilgilidir.
    aha

    başka bir örnek.
    diyelim ki güzel bir restorana gittiniz ve yemeğin tadı gerçekten kötüydü. büyük ihtimalle şef ya işi bilmiyor ya da işten ayrıldı ve yerine yemekleri hademe yapıyor. ama bir ihtimal daha var, mekan yanlış müzik seçimi yapıyor olabilir.
    2012 yılında bir diğer sıkılgan bilimadamı grubu, illionis kentinde bir deney yapıyor. fast-food restoranları ikiye ayırıyorlar. bir grup restoranda hafif loş ışık ve hafif müzik yayını yapılıyor. diğer gruba ise elleşmiyorlar(bu entriye yakıştı mı bu kelime?). sonunda da yemek alışkanlıklarını inceleyip müşterilerden yedikleri yemekleri puanlamaları isteniyor. ilk gruptakiler yani hafif müzik olan mekanda insanlar daha az yemek yiyip daha fazla tatmin oluyor. öbür gruptakiler ise hem çok yiyor hem de memnun kalmıyorlar yemekten. bir daha ki mekan seçiminde müziğe de dikkat etmekte fayda var.
    aha

    bak şimdi bir başka garip deney daha.
    bazıları sarışın sever, kimisi esmer, öbürsü kumral olsun der. yani esas olarak kadın/erkek herkesin bir "tipi" vardır beğendiği, sevdiği. bütün bu yönelimleri doğanın kanunu, evrimsel sonuçlar, içgüdüler ile ilişkilendirebiliriz. ama belki de yanılıyoruz.
    yine 2012 yılında newcastle üniversitesi tamamen keyfi ve rastgele seçtikleri 81 erkek denek üzerinde deney yaparlar. bunların 40 tanesine mümkün mertebe stres yüklenir( kendilerini 5 dakika içinde pazarlayabilmeleri veya bir takım matematik ve zeka sorularına çok kısa sürede cevaplamaya zorlanmaları gibi). neredeyse ağlamaklı olan(niyeyse artık) deneklere bir takım kadın fotoları gösterilir( obezden tut sıskaya kadar çeşit çeşit). deneklerden çekiciliklerine göre puanlamaları istenir kadınları.
    sonuç?
    stres altındaki denekler, stres altında olmayan deneklere göre ezici çoğunlukta daha kilolu kadınları daha çekici bulmuştur. (kadınların bizi zırt pırt çileden çıkarmalarının altında yatan sebep bu mudur lan yoksa? onları daha çekici bulalım diye olmasın? evet evet sebep o olsun lütfen! "ay inanmıyorum 4 kilo fazlam var. alebahaaad! konuşmamız lazım! dün öğlen neredeydin çabuk söyle!!!" gibi.)
    hatta farklı bir deneyde aç erkeklerin tok erkeklere nispeten göğüsleri büyük kadınları daha çekici buldukları sonucuna varmışlar. lan neyse ben bir şey demiyorum, bilim sonuçta.
    aha
    aha

    bir de sadece bayanlar üzerindeki bir araştırmaya bakalım.
    italya'da yapılan bir araştırmada sonuçlar kadınlardaki regl döngüsünün koku alma duyusunu değiştirdiği yönünde. yumurtlama döneminde kadınların koku alma duyusu muazzam seviyelere çıkabiliyor. ancak doğum kontrol hapı kullanan aynı hastalarda 3 ay sonra bu duyu keskinliği yok oluyor. üstelik kadınların eş seçmede veya bir erkeği çekici bulmada en önemli kriterlerden birisinin koku olduğu bilimdünyasınca bilinen bir şey. yani en azından mahallede biz öyle düşünüyoruz.
    aha

    harvard üniversitesinde yapılan bir deneyde ise sürekli para düşünen insanların ahlaki karar verme konusundaki durumları incelenmiş. eh harvard olunca deney de böyle oluyor demek ki.
    çok geniş kapsamlı bu deneyde bir grup insana iş hayatı ile ilgili kelime oyunu tarzında bazı testler yapılmış. deneklerden bir kısmına içeriğinde "para", "harcama", "satın alma" gibi para ile ilgili kelimeler ve ifadeler yoğunca verilirken bir diğer kısma ise gayet sıradan normal ifadeler verilmiş. sonunda da iş hayatı ile ilgili ahlaki kararlar vermeleri istenmiş.
    sizce sonuç ne olmuştur?
    evet bildiniz, çok fazla para ifadesine maruz kalanlar karar verme aşamasında veya yalan söyleme konusunda ahlaki değerleri daha az önemser olmuşlar, üstelik verdikleri kararların kendilerine bir faydası olmasa dahi. diğer gruptakiler ise genelde ahlaki değerlerini gözetir olup ihmal edilebilir yalanlar söylemişler.
    aha

    peki kahve içmenin intihara meyilli olma durumunu değiştirdiğini dahi araştırmış bulmuşlar desem?
    yine harvard üniversitesince yapılan geniş kapsamlı deneyde(200 bin insan ve 20 yıl) kahve içmek ile intihar teşebbüsü arasında bağlantı sorgulanmış. sonuçlara göre günde bir bardak kahve içmek intihar eğilimini yüzde 50 azaltıyor. ancak şunu belirtmek gerekli burada esas oyuncu kafein. kafeinsiz kahvenin etkisi hiç yok denecek kadar az.
    sebep basit aslında, kahve az da olsa sinir hücrelerindeki iletişimi hızlandırıp beyin fonksiyonlarını değiştiriyor ve antidepresan etki gösteriyor.
    ancak bir incelik daha var. çok fazla kahve ters etki yapabiliyor, günde 2-3 fincan kahve ideal. finlandiya'da ise günde 8 fincandan fazla kahve içmenin intihara veya kendine zarar verme eğilimini arttırdığı yönünde bir araştırma raporu var. yani sonuç olarak kahve, her mucize ilaçta olduğu gibi kararında faydalı, ayarsızlıkta zararlı( veciz söz gibi oldu bak bu)
    aha

    bak bunu yazmazsam olmaz, yine bu sıkılgan bilimadamları fastfood yiyeceklerin hayatımızdaki güzel şeylerin tadını çıkarmamız üzerine etkisini araştırmışlar(yok artık ali sami).
    toronto üniversitesi 200 kişi üzerinde bir deney yapar. deneyde bir kısım deneklere fastfood resimleri gösterilir. ne bileyim işte hamburger, patates kızartması, sosisli, ıslak hamburger(elbette bunu ben ekledim) gösterilen insanlara daha sonra muazzam doğa fotoları gösterilir ve estetik, güzellik vb açılardan puanlamaları istenir. fastfood yiyecekler gösterilenler çok çok düşük puan verirler.
    benzer deney, opera şarkılarla yapılır, sonuç aynı. fastfood yiyecek görenler müziği katlanması zor, gereksiz uzun bulurlar.
    bilimadamlarına göre beynimiz kullanışlı şeyler(fast food gibi) ile sabırsızlık arasında bağlantı kuruyor. yani bu bağlantı nedeniyle sanatsal veya güzel şeylerin takdir edilmesi konusunda sıkıntılar doğuyor.
    yani ne kadar fular takarsanız takın, taksimde 4 tane ıslak hamburger gömüp sanat galerisine giderseniz eserler size çok saçma gelecektir, filme gitseniz götüm gibi olmuş dersiniz. ama bana sorarsanız ıslak hamburger araç değil amaçtır!
    aha

    uzun oldu biliyorum ama son olarak şunu da yazayım çekileyim sahneden.
    zamanı algılama konusunda kadın ve erkeğin farklı olduğunu deneylemiş bilimadamları. ilk 1992 yılında yapılan deneyde bir grup kadın ve erkek karanlık, sessiz bir odaya konmuş bir süre. çıktıklarında da içeride geçirdikleri süreyi sormuşlar. kadınlarla erkekler arasında ciddi farklar olduğu ortaya çıkmış. bir kaç sene sonraki deneylerde de buhranlı ruh hallerindeki kadınların zamanın erkeklerin algıladığından daha hızlı aktığını sandıkları ortaya çıkmış. günümüz deneyleri de aynı şeyleri söylüyor.
    bence garip! çünkü hangi çifte kaç yıldır birliktesiniz diye sorsam kadın daha uzun süreyi söyleyen oluyor.

    aha
6684 entry daha