şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • bir ölüm tehlikesi atlatmadıkça, bir yakınımızı kaybetmedikçe üzerinde fazla düşüncelere dalmadığımız iki kavram. daha fazla düşünenler de bir sonuca varamamış zaten. niye doğduk, ne halt etmeye yaşıyoruz, sonra nereye gideceğiz gibi konular açıklığa kavuşmamış. var bir takım teoriler, dinler falan seçip beğenip inanıyoruz veya kişisel teoriler geliştiriyoruz.

    ernest hemingway'in çanlar kimin için çalıyor romanının bir önsözü vardı. hiç bir insan tek başına bir ada değildir, bir bütünün parçasıdır diyordu. o yüzden her ölüm insanlık bütününden yani senden kopmuş bir parçadır. ölüm habercisi kilise çanları kimin için çalıyor diye merak etme, senin için.

    bir yakınımı kaybetmem ve çok çok üzülmem münasebetiyle bir bütünün parçası veya zerresi olma fikri cazip geldi. ben birşeyler daha kattım ve kişisel bir teori geliştirdim. bedenlerimiz bağımsız birer ada, evet. ruh veya bilinç dediğimiz şey bir bütünün, çok daha büyük bir bilincin parçası olmasın ? bu ruh veya bilinç bedenimizin içinde bulunmuyor. biz o bilinç için bir nevi alıcı yani anteniz. büyüdükçe, olgunlaştıkça alıcının bazı fonksiyonları aktif hale geliyor ve biz akıllandığımızı, olgunlaştığımızı sanıyoruz. aslında o potansiyel doğduğumuzdan beri var, fakat aktif değil. insanların üreme potansiyeli de, belli bir süre geçmeden ortaya çıkmıyor ya hani, onun gibi. bilincin beden dışında olduğuna dair bir takım emareler de yok değil. uyku hali var, rüyalar var, telepati ve telekinezi yeteneği ileri boyutta insanlar var... ölüme yakın deneyim yaşayan insanların anlattıkları var sonra. hintlilerin karma felsefesi de bu teoriye uyuyor. önceden o felsefenin, düşük kasttaki insanları " ses etmeyin, halinize şükredin, belki sonraki hayatınızda raca olarak doğabilirsiniz" cinsinden dizginlemek için uydurulduğunu düşünürdüm.

    neyse, antenlik meselemize geri dönelim. alıcının fonksiyonları bozulduğunda vericiyle bağlantı kopuyor haliyle. illa ölüm halinde de olmuyor. beyin fonksiyonları zarar gördüğünde aptal saptal üç yaşındaki haline dönen insanlar var. görünür hiç bir sağlık problemi olmadığı halde alzheimere yakalanıp, son yıllarını bebek gibi bakıma muhtaç geçiren insanlar da var. ya bitkisel hayat'a ne demeli ?

    bu düşünceler ışığında bir yakının ölmesi o kadar da acı verici görünmüyor sanki. yalnızca alıcı ile bağlantısı kopmuş bir bilinç parçası o. benim de parçası olduğum büyük bir bilincin. nasıl ki, yaşarken ben onu düşündüğüm anlarda o da beni düşünüyor çıkıyorsa değişen bir şey olmamıştır. bir yerlerde hala seviyordur bile.

    neden böyle bir döngü içindeyiz peki? ona kafam basmadı açıkçası. belki o farkındalığa ulaşmak için birkaç evrim daha geçirmemiz gerekiyordur. şu anten de bozulmayaydı iyi olurdu be !:/