şükela:  tümü | bugün
  • iyi hatırlamam tarihleri ama sanırım ya 1998 ya da 99'du. o zamanlar lisede okuyor, siyasete ilgi duyuyordum. henüz hamit’le tanışmamıştık. şimdilerde olmayan, o günler olmasa da olan 'kanal e' diye abuk bir kanalda, besim tibuk diye biri konuşuyor, konuştukça ekrana kilitleniyordum. evde babam falan varsa “adam güzel konuşuyor” deyip, onunla beraber izliyorduk. besim tibuk liberal demokrat parti’nin başkanıydı.

    adamı sürekli takip etmem babamın da dikkatini çekmiş olacak ki, “istersen seni tanıştırayım, tanıyorum” dedi. hamit’le ise hala tanışmamıştık…

    besim bey bizi odasında ağırladı, “ne içersin?” dedi. ben de heyecandan “hiç..” dedim. “iç..iç bir şey iç, çay iç” dedi. “olur” dedim. babam “bizim çocuk da yazıyor bir şeyler, yanında getirdi” dedi. siyasetle ilgili yazılarımın olduğu sayfaların çıktılarını besim bey'e verdim. besim bey yazılara baktı..okudu mu, okur gibi mi yaptı tam anlamadım ama inceledi yani epey…

    3 kötü yazı 1 iyi yazıyı götürmemiş olacak ki sohbetin sonlarına doğru “gel sen bizim gençlik kolunda çalış” dedi. uçtum uçtummmm havalara uçtummm..gören nasa'da terfi etti sanar. hamit ise o yıllarda işsizdi.

    bu ziyaretin ardından ben deliler gibi ldp gençlik kolları’nda çalışmaya başladım. pazartesi il başkanlığı'na, diğer günler okuldan çıkıp ilçe başkanlıklarına gidiyordum. o kadar çok çalıştım ki hemen 2-3 hafta sonra bi ilçenin gençlik kolu başkanı yaptılar beni. özellikle 35 yaş altı kim varsa herkesle ben ilgilenirdim. hamit ise henüz uğramamıştı bize, zira doğru yol partisi'nde takılıyordu hamit.

    bir gün boş boş ilçe başkanlığında oturuyordum. kapı çaldı. hamit geldi. üzerinde bir takım elbise..kibar konuşuyor, partiye kayıt olmak istiyordu. ben de hemen formları çıkarttım. “ne iş yapıyorsunuz?” dedim, hamit hiçbir iş yapmamasına ve okul okumamasına rağmen hafif tebessüm ederek, “makine teknikeriyim” dedi. ve hamit, neredeyse onu tanıdığım seneler boyunca, işini soran herkese hafif tebessüm ederek, “makine teknikeriyim” diyecekti. çok sallardı hamit.

    hamit bizim toplantılara gelmeye başladı, ilginç bir tipti. mail adresi : hamit@yahoo.com’du (yemin ederim) ama bilgisayarı yoktu. bir gün merakımdan o mail adresine mail attım. cevap verdi. gerçekten de mail adresi onunmuş, anladım.

    hamit’in evi de yoktu. arabayla milleti her zaman aynı adrese bırakırken, hamit’i her zaman farklı bir adreste bırakırdık. bazen “beni internet kafeye bırakın” derdi, bazen hiç para ödemediği bir meyhanenin önünde inerdi.

    çoğu kişi hamit'ten uzak durur, pek samimi olmazdı ama biz 3-4 arkadaş ve hamit hep beraberdik. bağımlılık yapardı hamit.

    onun parasız, işsiz güçsüz gezen, sürekli aynı kıyafetlerle dolaşan, ekranı çatlak 8. el telefonlar kullanan ama hayattan muazzam zevk alan hali, kafaya çok şey takmayışı ve tüm bunlara rağmen kendine olan müthiş özgüveni bizi bizden alıyordu. eğer buluşuyorsak, hamit olmadan buluşmanın anlamı yoktu artık bizim için. şahsına münhasırdı hamit. hiç parası olmamasına rağmen iyi gezerdi. hamit'in sıradan bir günde yaptığı şeylerin yüzde 10'unu yapabilmek için hafta sonunun gelmesini bekleyenlerdendik, hamit ise vakti bol bir ücretsiz yaşam rehberiydi.

    buluştuğumuz zaman genelde pastaneye giderdik. herkes menüden tatlısını seçerken o, tüm tatlılardan karışık bir tabak isterdi. garson da biliyordu artık..hamit oturur oturmaz garsona “asorti” derdi, garson hamit’e özel tatlı tabağını getirirdi. kebapçıya gitsek mutfağa girer, etleri inceler, ustayla sohbet ettikten sonra kararını verirdi ve hiç hesap ödemezdi hamit.

    dedim ya işsizdi hamit, çalışmazdı. ama süper 'çalışıyormuş' taklidi yapardı. cebinde hep kartvizitleri vardı. kocaman yazardı; 'makine teknikeri' diye. gerçekten de bazen iş gelirdi, arayan olurdu, koşa koşa giderdi..nasıl yapıyorsa yapardı. becerikliydi hamit.

    bir gün de hiç unutmam partide yaptığımız toplantılardan birine bi çocuk geldi. hamit'i bilmem nereden tanıyormuş. biz ilk kez hayatımızda hamit'i tanıyan birini görüyorduk. "nereden tanışıyorsunuz?" demiştim. "hamit bey (dikkat edin bey) bizim mahallenin imamıydı" dedi ve kesinlikle espri falan yapmıyordu. gayet ciddiydi. bunu duyunca hamit'e baktım "ne ayak?" şeklinde. hamit ise oldukça olgun, babacan ve sıcak bir tebessümle bana bakıyordu. bu bakışı biliyorum, hamit'in "bekleme yapma devam et" bakışı bu, o yüzden sorgulamadık. hamit muhtemelen bir şekilde bir yerde kısa bir süre (foyası ortaya çıkana kadar) imamlık da yapmıştı, nasıl yapmıştı bilmiyoruz ama buna hepimiz kanaat getirmiştik. çocuğu da bir daha görmedik (bak arkadaşım her kimsen ve eğer bu yazıyı okuyorsan neredeyse 15 senedir bu olayı çözebilmiş değiliz, ulaş bana). sizi her şey olduğuna inandırabilirdi hamit.

    saraçhane'de bir çay bahçesi vardı her zaman gittiğimiz. çay bahçesinin de kocaman bir kangal köpeği. köpek beni ne zaman görse yerinde duramıyor ve çok afedersiniz şeyi kalkıyordu (olm köpeklerle iyi anlaşıyorum ben, hayvan beni görünce seviniyor normal!). ama hamit bu işte, herkesin içinde (evet müşteriler falan varken) bağıra bağıra "soner hadi karabaş sana bi kaysın" derdi ve en az 2-3 dakika gülerdi bunu dedikten sonra. ama gözü falan yaşarırdı gülmekten. yani allah korusun karabaş gerçekten bana 'kaysa', muhtemelen bu hamit'in acayip hoşuna gidecek ve beni kurtarmayacaktı. arsızdı hamit.

    halı saha maçlarına giderdik, baya iyi kaleciydi. öyle bir kulüp var mı bilmiyorum fakat eskiden küçükkuyuspor’da mı ne oynuyormuş (bence atıyordu ama olsun). bir gün yine kaleci olacak..her şey hazır fakat hamit “ben kaleden sıkıldım” dedi. “ulan şimdi mi söylenir?” dedik, “geç” desek de dinletemedik. geçmedi kaleye. inatçıydı hamit. 8'e 7 maç yaptık. bizim takımdan 10'ar dakika herkes kaleye geçti. hamit dışarıdan bizi seyrediyordu. maç bitti, fark yedik. fark yemekten çok, hiç zevk almadık arkadaş. hepsi hamit yüzünden. o gün ilk kez sinirlendik hamit’e. yolda eve dönerken “in lan!” dedik. “param yok dönemem” dedi. “sktir git” dedik, indi. ertesi gün “naaptın?” dedik, “durakta yattım” dedi. bize bozulmazdı ve dışarıda kolaylıkla uyurdu hamit.

    bir gün ldp istanbul il başkanıyla önemli bir konu hakkında görüşecektik. konuyu hatırlamıyorum, çok da önemli değilmiş demek. randevu aldık. odaya girmeden önce birbirimize söz verdik..çok sert konuşacağız ve istediğimizi alacağız. hamit de bizimle. herkes "tamam" dedi. yaşımızın çok ilerisinde çatık kaşlarla odaya girdik masaya oturduk. sert sert bakıyoruz etrafa. çok artistiz. adam “buyrun?” dedi ve sigaraya uzandı. hamit önünü ilikledi, aniden ayağa fırladı ve “ben yakayım boşkanımm!” dedi, gitti adamın sigarasını yaktı..bütün büyüyü bozdu. o dakikadan itibaren artık girdiğimiz tribin hiçbir anlamı kalmadı. adam da 45dk. kesintisiz süleyman demirel gibi konuşa konuşa bizi uyuttu, salladı gitti. yalakaydı hamit.

    bir gece karar verdik, süleyman demirel’i ziyaret edeceğiz. “nasıl gideceğiz?” dedik. bir arkadaşımızın minibüsü vardı, “ben götürürüm” dedi. kar-kış kıyamet..gece biz minibüse bindik, hiçbir randevu almadan süleyman demirel’le konuşmak için ankara’ya gittik. yoldan geçenlere “süleyman demirel nerede oturuyor?” diye sorduk, “güniz sokak” dediler. bazıları “ne yapacaksınız?” diye sordu, hamit de onlara “iade-i ziyarette bulunacağız” dedi. halbuki süleyman demirel bizi hiç ziyaret etmemişti. hiç de tanımıyordu. gururluydu hamit, kendini ezdirmezdi.

    minibüste elimde video kamerayla o anları kaydetmeye çalışıyordum. ancak bi ara çok küfürlü konuştuğumuzu farkettim ve çekim yaparken uyarı mahiyetinde "arkadaşlar yalnız bu kaydı annem-babam falan da izleyecek lütfen biraz daha dikkatli seçelim cümlelerimizi" dedim. 10 saniye falan bi sessizlik oldu, çıt çıkmıyordu. sessizliği hamit bozdu; "evet kasetin 3'ten2'si amnakoyyimla dolu" dedi. gülmekten kamerayı minibüsten düşürüyordum, komikti hamit.

    partide ne zaman bir başkanlık için seçim olsa, hamit muhakkak aday olurdu. neye aday olduğu hiç önemli değildi. bazen gençlik kolları başkanlığı’na, bazen il başkanlığı’na, bazen de haddini aşarak genel başkanlığa aday olurdu. biz de hep gülmek için hamit’in konuşmasını dinlemeye giderdik. bir gün yine bir başkanlık için adaydı bu. adaylar ve tabii ki hamit “kim ulan bu?”lar eşliğinde konuşmasını yaptı. yerine oturdu. konuşmasının ardından oylar açıklandı. iki aday eşit, diğer adaylar da çok az oy almıştı. hamit ise sadece 1 oy almıştı. hamit’e oy veren tek kişi kendisiydi. iki eşit oy alan aday tekrar kapışacaktı. yani herkes iki aday için tekrar oy verecekti. bu durumda, hamit’in oyu da önem kazandı. hamit söz istedi, mikrofona geldi. herkes ne diyecek diye gözünün içine bakıyordu hamit’in..ve hamit oldukça ciddi bir surat ifadesiyle “bana oy verenler serbesttir” dedi. yerlere yattık gülmekten. başkan olmasa da başkanmış gibi, arkasında kitleler varmış gibi davranırdı hamit.

    biz hamit’i çok severdik. bir gün burun etimi aldırmak için ameliyat oldum. narkozun etkisi yavaş yavaş geçiyordu. herkes başımda, abim “ne istersin?” dedi. ben “hamit” dedim. annem “hamit kim ya?” dedi, abim “arkadaşı” dedi. hamit’in numarasını bulup aradılar, hemen taksiyle geldi hamit. sonradan öğrendim ki taksi parasını kendi ödemiş, abim ödemek istemiş kabul etmemiş. o gelene kadar biraz ayılmıştım. başladık hamit’le gülmeye. ne annem, ne babam hiç ısınmadılar hamit’e ama kötü gün dostuydu hamit.

    ahmet altan aşk romanları, mehmet ali erbil özlem yıldız’a, hamit ise ldp’deki tüm kızlara yazardı. ama sorsan kimseyi beğenmezdi. sevdiğini söylemezdi hamit. ldp’nin popüler olduğu yıllar..biz gençlik kolları olarak neredeyse her hafta protesto gösterileri düzenliyorduk ve devlet yine doğalgaza zam yapmıştı. biz de dedik ki, “doğalgazık eylemi yapalım”. yalnız kocaman bir kazık bulmamız lazım. en az 1 metre. o hafta çok kar yağıyor..okullar, iş yerleri her yer tatil. hamit “ben bulurum.” dedi.

    “tamam” dedik. hiçbirimiz inanmadık hamit’e. arabası yok, parası yok, her yer tatil, kar-çamur, nereden kazık yaptıracak? “gene atıyor” dedik. beni aradı, “nereye geleyim?” dedi..öyle sorunca verdik adresi. ancak saat çok geç oldu, hamit yok. arıyoruz, cebi kapalı. “ulan yine salladı” dedik. çıkmaya yakın pencereden baktım. biri elinde kocaman bir şey ile karların içinden ağır ağır yürüyor. geldi, çaldı kapıyı, neredeyse 1,5 metrelik devasa bir kazık elinde. keresteci bi tanıdığında yaptırmış. “sen nasıl geldin olm bu karda bununla?” dedik.. 3 durak önceye kadar parası yetmiş, oradan yürümüş! şarjı da bitmiş. hiçbir şey söylemeden, elektrikli sobanın önüne gitti. ayaklarını sobanın önüne uzattı ve uyudu. vefalıydı hamit. [zamanında uzun uğraşlar sonucu bulabildiğim 'doğalgazık eylemi'ni izlemek için tıklayınız; https://youtu.be/s3u4yeasm_e hamit şu en önde kazığı taşıyan çakma deri montlu arkadaş. ptt memuru kazığı almayınca tartışan da o. düşündüm de, bugün bırakın enerji bakanlığı'na, sıradan bir akp milletvekiline zamları protesto etmek için kazık göndermeye kalksak muhtemelen eylem esnasında o kazığı bizim gtümüze sokarlar.]

    yıllar çok ilerledi…biz hamit’le hiç kopmadık. besim tibuk’un partiyi bırakmasından sonra biz de soğuduk. çok gitmez olduk partiye ama 4-5 arkadaş hep buluşurduk. hamit ise her buluşmada olurdu. 3 kişi bile buluşsak birisi muhakkak hamit’ti. hamit bir telefoncuda çalışmaya başladı. o gün de yılbaşı. "ne yapacaksın yılbaşında hamit?" diye sordum, “dükkandayım” dedi. ben de “ulan yılbaşı dediğin nedir ki?” dedim, hamit’in çalıştığı dükkana gittik. bir de ne görelim? hamit saçlarına garip kimyasal bir boya sürüyor. balyajmış. “ne bu olm?” dedik, “2 saat duracak, sonra tüm kızlar bana hasta olacak” dedi. o sırada bir kız girdi dükkana, kontör alacakmış. hamit kafasında abuk subuk sardığı parlak balyajlarla kıza kontörü uzattı, parayı aldı, para üstünü verdi. yalnız bu hareketleri yaparken inanılmaz normal davranıyor. kız korku dolu bakışlar eşliğinde para üstünü alır almaz hayvan gibi kaçtı dükkandan. “hamit iğrençsin” dedim..”saçlarım harika oldu” şeklinde cevap verdi. çok rahat adamdı hamit, hiçbir şeyden çekinmezdi. o gece yılbaşını telefoncuda kutladık. hayatımın en güzel gecelerinden biriydi.

    yıllar ilerledi, bir gün yine buluşacaktık. hamit geldi ve "hastayım, doktora görünmem lazım” falan dedi. çok üstünde durmadık, hatta dalga geçtik para koparmaya çalışıyor diye… belli bir süre sonra hamit bize ameliyat olması gerektiğini söyledi.

    artık hamit’i ciddiye almaya başladığımız zamanlardı. doktoru ameliyatın iyi geçtiğini, çok kötü bir durum olmadığını ancak ilaçları kullanması gerektiğini söylemiş hamit’e. bizim hamit, kendini iyi hissedince ilaçları kullanmayı kesmiş. haberimiz yok..pek üstünde de değiliz bu konunun. basit bir şey sanıyor, eski günlerdeki gibi takılıyoruz. hamit tekrar fenalaştı. babası falan geldi memleketten. o güne kadar ilk kez hamit’in kan bağı olduğu birini gördük. akrabaları falan çıktı…o zamana kadar hamit hep tek adamdı.

    önce ankara’ya gitti, ameliyat oldu. oradan ambulansla istanbul’a naklettiler. arada sırada konuşabiliyorduk hamit’le. konuştuğumuz zamanlarda da ne dediğini anlamakta güçlük çekiyordum. yoğundu hamit’e verilen ilaçlar, konuşmakta zorlanıyordu. en son telefon görüşmemizde beni aramak istemiş. aradı, hemen açtım. birçok cümle söyledi, birçoğunu anlamadım ama bir ara “oğul ben gidiyorum…hakkını helal et” dedi. “hamit dalga geçme, doktorlarınla konuştuk, iyi konuşuyorlar, düzeleceksin” dedim. bu sefer ben atmıştım, çünkü doktorları iyi konuşmuyordu. en son öylece kapattık telefonu. öldü hamit. bu günlerde, 10 sene önce.

    o zamanlar hiçbir şey hissetmedim. hani başta çok acır ya için, sonraları geçer, azalır. bende tam tersi oluyor galiba. her geçen sene, hamit’in yokluğu daha çok acıtıyor içimi. çok ilginç bir adamdı hamit. çok enteresandı. ondan sonra hayattan çok soğudum. biz 5 arkadaştık. hamit öldükten sonra neredeyse bir daha hiç toplanmadık, toplanınca da hiç zevk almadık ettiğimiz muhabbetten..sonra birimiz evlendi, bir diğerimiz başka şehre gitti vs…telefonda bile çok konuşmadık. hamit olmadan bir anlamı yoktu artık o 4 kişinin, zira tüm muhabbet hamit üzerinden dönmekteydi.

    bilmediği şey yoktu hamit’in. bilmediği bir soru sorulunca da kesinlikle “bilmiyorum” demezdi, muhakkak bir cevabı vardı. ama sorunun cevabını düşündüğünü anlamamamız için, soruyu sorduğumuz anda “eyk?” dye bir ses çıkarır, soruyu anlamamış gibi yapar, tekrar sordurtur, zaman kazanırdı. kurnazdı hamit.

    o öldükten sonra bana o “eyk..” kaldı bu hayatta. öldüğünü öğrendiğim zaman da çıktı ağzımdan, çünkü çok anlamsız ve zamansız gitti. ve şimdi bu hayatta anlam veremediğim ne varsa ben hep “eyk..” derim. rahmetliden bana yadigar.

    not: 10. yıl dönümü olduğu için ona dair bir ekşi başlığı açmak istemiştim, kendi kendime..hediye gibi bir şey. hamit'e özel, spesifik bir başlığın bu kadar çok okunacağını hiç tahmin edemezdim, inanılmaz şaşkınım. bunca kişinin hamit'i öğrendiğine inanamıyorum. yüzüm şu an gerçekten şöyle :'// demek ki yerel sandığımız şeyler evrensel bir bütünlük hissi yaratabiliyormuş. bunun için aklıma gelen birkaç hatırayı daha ekledim. belki uyursam -ki oldukça uykum var- yarın uyanınca yeni bir şeyler daha gelir aklıma (geldi).

    not2: demirel ile görüşmeyi soran arkadaşlar oldu özelden. evet arkadaşlar görüştük demirel ile. hamit'in demirel'in evindeki hareketleri falan görmeniz lazımdı. onun da kaydı var ayrıca..yalnız o apayrı bir hikaye gerçekten. onu ayrı bir başlık altında anlatmak gerek:) [hamit süleyman demirel'i "iade-i ziyaret"e giderken; https://twitter.com/…tiat/status/807324173173395456]

    not3: (bkz: #64492707)

    not4: (bkz: #67472253)

    hayır işleri: (bkz: yangından kurtulan öğrencilere eşya gönderiyoruz*)
127 entry daha