şükela:  tümü | bugün
282 entry daha
  • laf kalabalığı yaptığı ve popüler edebiyata dahil sayıldığı için birçok okur kesimi tarafından sevilmemektedir.

    bir şeyi, sadece popüler olduğu için sevmemek; o şeyi popüler olduğu için sevmekten daha aşağıdır, öncelikle bu burada dursun. incelikli hisler ile size aslında içten içe hitap eden bir şeyi, sadece size bir prim katmayacağını düşündüğünüz için sevmiyorsanız bu bayağı üzücü. neyse, bir edebi eserin, zamanının çok ötesinde, klasikleşmiş edebi eserleri ezip geçerek o eserlerin yerini alması gerekmez, çağdaş edebiyat eserlerinin böyle bir misyonu yoktur.

    murakami'yi sevmeyenlerin genel eleştirileri "onca laf kalabalığı yaparak sudan olayları uzun uzadıya anlatıp, çokça tekrara düşüp olay akışını çıkmaza sürükleyerek sonuç kısmında hayal kırıklığı yaratmasıdır." güzel bir metafor vardır hani, bir yolculukta varılacak nokta kadar yolculuğun kendisinin de önemli olması falan fişman. evet, murakami yolculuğu çok uzatır ve hatta varış noktasını bile önemsemez ama varılan yere geldiğinizde ağzınızda hoş bir tad bırakır.

    karakterlerin gündelik yaşamlarının uzun uzadıya, çok detaylıca anlatılması edebi midir? murakami'nin eserlerinde karakterlerin sabah uyandıktan sonra yataktan kalkana kadar akıllarından geçenleri, kalktıklarında tuvalete gidişlerini, saçlarını taramalarını, dişlerini fırçalamalarını, kahvaltı yapmaya karar vermelerini ve o kahvaltıyı hakikaten birebir hazırlayışlarını, kaç yumurta kırdıklarını, ekmeği kaça böldüklerini, çayı nasıl demlediklerini okuruz. peki sevgili eleştirel okur, bunun edebi olmadığı hakikaten ilk kez senin aklına mı gelir acep? yazar, bunları yazarken "yahu bunca döktürüyoruz ama bu edebi mi acaba?" diye düşünmemiş midir? ayrıca bu da edebiyattır, gündelik hayata dair her şey edebi olabilir, sıradanlığın da kendine has bir büyüsü vardır ve murakami'nin zaten en karakteristik yazın tarzı da "sıradan karakterlerin, sıradan hayatlarının bile bir anda sıradışı hale gelmesidir." bu yüzden sıradanlığı öyle bir göze sokar ki, okuyucu için sıkıcı bile olmasını hedefler. ("in my humble opinion" dediklerinden, yazarın beyninin içini okuyamam.)

    peki, sıradan karakterlerin yaşamları sıradışı hale geliyor da, "e yazar bunu bir yere bağlayamıyor, hiçbir eserinde bir yere bağlayamadı, bu nasıl büyülü gerçekçilik, bu nasıl gerçeküstü, bu nasıl fantastik edebiyat, bunda olay örgüsü bitmemiş ki, boşa mı okuduk?" aslında hayır, boşa okumadınız. 1q84 ilk yayımlandığında çoğu okur isyan etti "binlerce sayfayı boşuna okuduk, bu ne biçim son?" eğer o binlerce sayfayı okurken romanın içindeki romana aklınız uçmadıysa, yazarın hayal gücüne ağzınız açık kalmadıysa ve yalnızca "olaylar nerede sonlanacak? nasıl bitecek?" diye merak ettiyseniz, bu gibi romanları okuma biçiminiz hatalı, siz onca sayfayı boşa okumuşsunuz ama bizim için boşuna değildi. aynı şekilde sezonlarca dizi izleyip "ama bu bir yere bağlanmadı?" diyerek yönetmene küfrediyor, her bölümün içindeki onlarca güzelim sahneyi bir anda hiç ediyorsunuz, sonuca odaklılık bayağı büyük bir körleşme. mesela ben lost'u pek adamakıllı izlemedim ama tüm dünyaca aynı anda izlendiği dönemi çok iyi hatırlıyorum. aşırı büyük bir heyecanla, ilk kez birlikte teoriler üreterek ve her bölüm üzerinde tartışarak, detay yakalayarak falan izlemiştiniz "yahu hepiniz oradaydınız!" * ve sizi hayal kırıklığına uğratarak bittiği için o diziyi izlediğiniz onca yılı, burada birlikte teoriler ürettiğiniz heyecanlı zamanları bir anda yok saydınız, bence o dizi bile sizi bir yere ulaştırırken bir şekilde size iyi vakit geçirtmişti, ama nankörlük ayol.

    yani, uzun lafın kısası, haruki murakami, aslında bayağı kendi halinde bir yazar. sıradan insanların hayatlarını, düşlerini, rutinlerini anlatmakta çok başarılı. gerçeküstü şeyler hayal etmekte ve bu hayalleri dünyanın en büyük buluşu gibi değil de, oldukça sıradan olaylarmış gibi anlatmakta da çok iyi. kısa hikayeler anlatmakta da iyi, romanlarda karakterlerinin geçtiği tüm yolları uzatmakta da iyi. eserlerini "bana bir şey versin, sonucu beni tatmin etsin, beni cool yapsın, beni sihirli bir değnekle entelektüel bir insana çevirsin..." diye okumadığınız sürece kendisinden tatmin olmamak zor. şimdiye dek pek çok kitabını okudum, hepsi de güzel deneyimlerdi, hepsinde de karakterlerle bağ kurdum. "yüzeysel karakterler ve sonuçsuz romanlar, bir boka benzemiyor..." demek kolay olan yoldu, yüzeysel karakterlerle empati yapabilip olayların sonucuna dek gidişattan zevk aldım, bunu da çağdaş romancılar pek kolay yapamıyor, kendisi bu yüzden iyi bir yazar.
98 entry daha