şükela:  tümü | bugün
105 entry daha
  • başkenti, 'dağın çiçeği' anlamına gelen, addis ababa, yaklaşık 2.700 metre rakımındadır. gittiğiniz zaman, yürümek, merdiven çıkmak gibi normal aktivitelerinizi yapmak zorlaşır. nefesiniz kesilir. bu durum bünyeye göre, iki üç gün ile bir hafta arasında bir sürede, vücudunuzun adapte olması ile sona erer. uzun kalışlarda; mesela elçilik görevlilerinin 2 yıllık kalışları gibi; kandaki hemoglobin sayısının dramatik olarak arttığı ölçülmüştür. yüksek rakımlarda az oksijen olması sebebiyle, hücrelere her zaman gereken miktardaki oksijeni ulaştırabilmek için, kanda oksijen taşıyıcılarınin sayısının artması durumudur. gidip 2 ay kaldığınızda, hiçbir şey yapmasanız bile, aslında kondisyonunuzu arttırmış olursunuz.

    tropikal kuşaktadır. sıcaklık hep 20 derece civarındadır. ancak yüksek olduğundan, güneş yakar. halkı güneşten korunmak için şemsiye kullanır. iki mevsimi vardır. kurak mevsim ve yağışlı mevsim. yağışlı mevsimde de sıcaklık aslında aynı seviyelerdedir. ama bunlar çok üşürler. ve evet, yağışlı mevsimde de yağmurdan korunmak için şemsiye kullanırlar.

    şehrin hemen dışına çıktığınızda maymun, sırtlan/çakal, bilumum yırtıcı kuşları görmeniz olağandır. bunları şehir içinde de görmeniz olağandır. kenarlara yakın, geceleri sırtlanların gülme seslerini duyabilirsiniz. bir gece vakti, arabayla giderken yolda da karşılaşabilirsiniz.

    arap kahvesi diye bilinen coffea arabica'nın menşei burasıdır. kahve yemen'den gelir türküsü vardır ama yemen'e de buradan gelmiştir. hazırlanıp içilen şekline "bunna" derler. sürekli toprak, testi benzeri rengarenk bezenmiş kaplarda ve odun/kömür ateşinde demlenerek durur. kahve içmenin bir adabı ve seromonisi vardır. kültür olmuştur. ülkenin en büyük ihrac kalemlerinden birisidir. diğeri de büyükbaş hayvan ile bunların eti ve derisidir.

    şehir trafiği tek kelime ile kaotiktir. kahire'den kötüdür. öyle söyleyeyim. hiç bulaşılmaması tavsiye edilir.

    buraya gittiğinizde, her zaman, her yerde yürüyen insanları görmeniz mümkündür. toplu taşıma yoktur denilebilir. zaten insanlarda da para yoktur. dolayısıyla herkes hep yürür. ordan oraya, günün her saati herkes yürür. adeta kocaman, yürüyen bir ülkedir.

    çat denilen, bilimsel adı catha edulis olan, amfetamin benzeri etkileri olan bir bitkiyi çiğnerler. bildiğiniz, hafif uyuşturucudur. evlerde bu iş için özel odalar, bazen müştemilat gibi ayrı yapılar bulunur. her şeyin olduğu gibi bunun da bir kültürü, seromonisi vardır. bizim nohut dediğimiz bitkiye benzeyen, yeşil yapraklı bu uyuşturucu, pazarda veya yolda demet demet, kalitesine göre satılmaktadır. serbesttir. sudan ucuzdur. öğleden sonra 3-4 gibi, birisinin evinde çat odasında toplanılır, yere klilmlerin üzerine oturulur, ortaya çay yapılır ve bu bitki çiğnenerek sohbet edilir. yapraklar ağıza alınır ve çiğnenir ama yutulmaz, çıkan suyu emilir. arada çay içilir. bu sohbetler uzun süre devam eder ve umumiyetle barda etiyopya müziği ile dans ederek biter. bitkinin en önemli ve belirgin etkisi, sizi konuşturmasıdır. bülbül gibi şakırsınız ve saatlerce konuşur, tartışırsınız (münazara anlamında). kendinizi, davet edildiğiniz için teşekkür etmek amacıyla söz alıp, konuşmaya başladıktan 15 dakika sonra, diyalektik materyalizmi anlatırken bulursunuz. abartı yok, yaşanmıştır. kati kural konuşanı dinlemektir. herkes konuşanı dinler, kakofoniye müsade edilmez.

    resmi dili "amharic" olsa da, 90 küsur irili ufaklı dil konuşulduğu rivayet edilir. alfabeleri "ge'ez" denilen, ibranice harflerine çok benzeyen bir alfabedir. orjinal hali de ibranice ve arapça gibi ünlüsüz bir alfabedir. daha sonra, ülkede konuşulan ana akım diller olan amharikçe, tigrece gibi dillere uyarlanmıştır. bunlar aslında kabile dilidir ama kabilelerin nüfusu çok arttığı için artık ana dillere dönmüştür.

    dünya hıristiyanlarınca tanınmış, kendi kiliseleri vardır ve çok eskidir. ms 400 gibi. etiyopya ortodoks tevhid kilisesi, hristiyanlığın ilk kiliselerindendir. rusya ortodoks kilisesinden sonra da en büyük ikinci ortodoks kilisesidir. orjinal olarak, mısır koptik kilisesine bağlı olan bu kilise, sonradan özerkliği tanınarak bağımsız olmuştur. bunun sebebi, mısır'ın papalık ve kilise tarafından daha kolay ulaşılabilir olması yani; merkezi konumda olmasıdır. yoksa etiyopya kilisesi koptik değildir. süveyş kanalının olmadığını ve axum'a gittiğinizi düşünün.

    son derece verimli topraklara sahiptir fakat ulaşım olmadığı için yaygın tarım yapılamamaktadır. aynı sebeple sulama da yapılamamaktadır. nil nehrini oluşturan iki ana kaynaktan biri olan mavi nil, buradan doğar. kaynağı muhakkak gidilip görülesidir. üzerine kurulmaya çalışılan (bkz: hidase barajı) ki; uluslararası proje adı "grand ethiopian renaissance dam", yani "büyük etiyopya rönesans barajı"dır; hala bitmemiş olup, pek de yakın zamanda bitecek gibi durmamaktadır. bu baraj yüzünden, nil'in suyuna bağımlı olan mısır ile sürekli kavga ederler. aslında türkiye etiyopya ilişkileri, eskiden beri bu sınır aşan sular sebebiyle yakınlaşmıştır. bir dönem, bm'de çeşitli konularda, her iki ülke de birlikte aynı oyu verirlerdi. çünkü aynı etiyopya'nın nil sebebiyle mısır ile olduğu gibi; türkiye'nin de, bu sınır aşan sular sebebiyle, suriye ve ırak ile problemleri vardır. neyse efendim, etiyopya'dan doğan mavi nil ile, viktorya gölü civarından doğan beyaz nil, sudan'ın hartum şehrinde birleşerek, nil nehrini oluştururlar ve buradan mısır'a girip, nihayetinde akdeniz'e dökülürler.

    bm afrika merkezi addis abadadır. dünya'nın neredeyse bütün uluslararası kuruluşlarının, afrika merkezleri de genellikle buradadır.

    etiyopya'nın karaya kitlenmesi süreci, yani kızıldenizdeki kıyılarını kaybetmesi süreci, uluslararası ilişkilere ilgi duyan herkes tarafından incelenmesi gereken bir ders niteliğindedir. bu şekliyle, yugoslavyanın yıkılmasından sonra karaya kilitlenen bosna hersek'e benzer. daha doğrusu, beriki, buna benzer. bu konuyu şu anda detaylandırmayacağım zira çok uzundur. belki sonra bir ara yazarım.

    son olarak, bence çok ilginç olan ve çok az bilinen bir gerçeği anlatıp bırakacağım. biraz uzun ama meraklıları için, buna değeceğini düşünüyorum.

    efendim, etiyopyalılar, soylarını hz. süleyman'a dayandırırlar. bizim saba melikesi olarak bildiğimiz (ibranicede melkat seba) belkıs, günümüzde yaygın olarak yemen'de yaşamış kabul ediliyor olsa da, etiyopyalılar tarafından sahiplenilir. oradaki adı makada veya makeda'dır. (bazı e'ler a okunur.) eski mısırdaki, "koruyucu kadın" anlamına gelen m'kit sözünden gelmektedir. hz. süleyman zamanında, etiyopya ve yemen'in aslında aynı kişinin yönetimi altında olması, şaşırılacak bir şey değildir. zaten ikisi arasında bir tek kızıldeniz vardır ki, o da musa zamanından beri neredeyse otoban olmuştur.

    biz kendisine saba melikesi demeye devam edelim. ayrıca merkezi ne olursa olsun, kendisinin etiyopya orijinli olduğu da düşünülmektedir. zaten yapılan bir çok kazıda, onun yemen'de yerleşik olduğuna dair bir bulgu ele geçmemiştir. aksine, etiyopya'da hüküm sürdüğüne dair kanıtlar her geçen gün artmaktadır.

    saba melikesi belkıs, etiyopyalıların soylarını dayandırdıkları kutsal metin olan kebra nagast'ta (kıbra negast okunur) ve eski ve yeni ahitte de anlatıldığı üzere, kral süleyman'a, kudüs'e bir ziyarette bulunur. bu ziyaret, eski ve yeni ahitte anlatılır zaten. kuran'da ve islam'da da vardır. uzatmayalım, belkıs çeşitli bilmecelerle, bilgeliğiyle ünlü kralı sınadıktan sonra ikna olur. bu andan sonra güneşe tapmayacağını, güneşin de yaratıcısı olan, israel'in tanrısına tapacağını ilan eder. belkıs ve süleyman birlikte olurlar ve süleyman belkıs'a bir yüzük verir. belkıs memleketi etiyopya'ya dönmek üzere yola çıkar ve dönüş yolunda, menelik'i doğurur.

    22 yaşına gelince, menelik, babasından el almak için, gazze üzerinden kudüs'e gider ve kendisini babasına, onun annesine vermiş olduğu yüzükle tanıtır. kral süleyman bu duruma çok sevinir ve meneliğin kendisi ile kalmasını ve kendinden sonra tahta oturmasını ister. çünkü ilk doğan oğludur, tahtta hak sahibidir. menelik ise etiyopya'ya, annesine dönmekte ısrar edince, kral onu göndermek üzere bir kafile hazırlar. bu kafileye, kendisine refakat edecek, krallığının saygın yaşlılarının ilk doğanlarını da katar. bu gençler, bu görevden nefret ederler ve krallıktan uzaklaştırıldıklarını düşünürek, kral'a kinlenirler. kralın niyetinin, iktidarda söz sahibi olabilecek saygın kişilerin ilk doğan oğullarını sürmek olması aslında mantıklıdır.

    fakat hesap edemediği bir şey olur. iktidardan uzaklaştırıldıklarını düşünen bu gençler, kral süleymanın kendi iktidarının kaynağı olan, kutsal ahit sandığı'nı da, içindeki musa'ya inen 10 emir tabletleriyle birlikte yanlarında götürürler. onu tapınaktan çalarlar. menelik ise bu durumdan habersizdir. zaten, kralın ilk doğan oğluna bunu söylemeleri de aptallık olacaktır.

    durumun farkına yolda varan menelik için artık yapacak bir şey kalmamıştır zira istemeden de olsa suça ortak olmuştur. bir de şöyle bir detay vardır ki; menelik babasından hem hatıra olarak, hem de soyunun kanıtı olsun diye, ahit sandığının örtüsünden bir parça ister, babası da senden kıymetli mi diyerek bütün örtüyü ona verir. bu durum, menelik'i babası gözünde her türlü suçlu haline getirecektir.

    kral süleyman da sandığın çalındığını fark eder ve peşlerine düşerse de, ahit sandığının güçleri sayesinde, kafile gözden kaybolmuştur bile. bunun üzerine teselliyi, karısı olan mısır firavunu'nun kızında arayan kral süleyman, bu kadın tarafından, kendi idollerine tapmaya ikna edilir.

    bu durumun anlamı, din kaynaklı yönetim erkinin el değiştirdiğidir. etiyopyalılar için bu kısmı özellikle önemlidir. bir, ahit sandığı ile dinsel erk el değiştirmiş; iki, kral süleyman yoldan çıkmıştır. hem de orjinal 10 emir tabletleri cabası. üçlü meşruiyet !

    ahit sandığı, axum'a getirilir ve buradaki tapınağın, kutsalların kutsalı bölümüne koyulur. sandıkla beraber, menelik bir dizi askeri harekata çıkar ve ordunun önünde taşınan sandık sayesinde hiç yenilmez, tüm düşmanlarını bozguna uğratır. son imparator, "afrika aslanı", haile selassie'ye kadar bu soydan gelirler. bu soy hala devam etmektedir.

    bu arada imparator'un doğumda verilen adı tafari'dir. anlamı "korkulan ve saygı duyulan"dır. haile selassie vaftizde verilen ge'ez adıdır. harer (harar okunur) valisi olduğunda ras tafari olur. yani bey, lord, dük tafari. ras bir soyluluk ünvanıdır. prens gibi. "rastafari" akımının/düşüncesinin adı da buradan gelir. 1930'da imparatoriçe zewditu ölünce, "negusa negast", kralların kralı yani, imparator olur.

    günümüzde, etiyopya'da kime sorarsanız sorun, kutsal ahid sandığının axumdaki kilisede (siyonlu hanımımız meryem kilisesi) olduğunu size söyleyecektir. bizlere inanılmaz gelen bu durum, onlar için normaldir. kendileri "tabot" derler. yılda bir kez, timket (timkat okunur) denilen seromonide, üzerindeki örtüsü ile örtülmüş halde çıkartılır ve halk arasında gezdirilir. her sene axum'da düzenlenen bu seromoniyi gidip izleyebilirsiniz. eğer izlerseniz, kendinizi eski ahitten çıkmış bir sahnenin içinde bulacaksınız. kıyafetler, çalınan ziller, üflenen borular, vurulan davullar ve edilen danslar sizi 3.000 yıl önceye götürebilir eğer iyi bakarsanız.

    her kilisede sandığın bir replikası bulunur ve kutsalların kutsalı denilen, sadece başrahibin girebildiği yerde muhafaza edilir. 1868'de etiyopyaya düzenledikleri seferde, ingilizler yüzlercesini alıp ingiltere'ye götürmüşlerdir. bu yüzden pek sevilmezler.

    peki bu anlatılanlar gerçek midir ?

    şöyle söyleyeyim, modern zamanlarda varlıkları fark edilen, kendilerine yurtsuzlar anlamında "falasha" denilen, israillilerin "beta israel" dediği, arkaik judaik inanış ve ritüellere sahip olan bir topluluk var. bunlar kuzey etiyopya, bugünkü eritre ve güney sudan'da yaşıyorlar. dil ve dinleri yahudi temelli, axum bölgesinde yoğunlar ve hristiyanlığı reddetmişler. uyguladıkları dini ritüellerden bazılarının belki de unutulmuş, kadim zamanların gerçek musevi dini olabileceği yönünde görüşler var.

    bazıları tarafından önemsenmese de, ısrail tarafından oldukça ciddiye alınıyor olsa gerek ki; 1979 - 1990 arasında binlercesini helikopterlerle, sudan ve etiyopya'dan alarak, israil'e getirip, israil vatandaşı yaptılar. bu gönüllü-kaçırılan "siyah yahudiler"in sayısı 15-20.000 civarındadır. ilgili askeri operasyonlar için aşağıdakilere bakılabilir:

    operation brothers (kardeşler)
    operation moses (musa)
    operation joshua (yuşa)
    operation solomon (süleyman)

    bu sonuncusu addis ababa'ya yapılmıştır.
111 entry daha

hesabın var mı? giriş yap